Değerler Bilinci | Kadın ve Aile

Değerler Bilinci

Seçimlerimizin altında yatan inançları şekillendiren değerler, yaşamımızın her alanını etkiler ve karakterimizi, tutum, davranış ve algılarımızı oluştururlar. Aslında bunların birçoğu doğuştan itibaren bizimle birliktedir: dürüstlük, keşfetmeye olan merak ve medeni cesaret gibi. Küçük bir çocuk düşünelim. Yalan söylemeyi bilmez, ta ki yaptığı hatayı dile getirdiğinde cezalandırılana kadar… Saçma olup olmadığını önemsemeden düşüncelerini ifade eder, ta ki aşağılanıp, küçük düşürülene kadar… Her olayın ardındaki nedeni merak edip devamlı sorar: “Niye?”, ta ki utanca boğulup, susturulana kadar… Evet, bir çocuk dünyaya Yaratıcı tarafından tüm bu değerlerle donatılmış olarak gelir ve bunları geliştirerek sürdürebilmesi ailesinin tutum ve farkındalığına bağlıdır. Çocuk, ailede yaşayan değerleri ana dili gibi otomatik olarak öğrenir.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Doğan Cüceloğlu’nun ağaç örneğinden bahsetmek istiyorum. İnsanı bir ağaç olarak düşünelim. Ağacın yaşam kaynağı kökleridir. Kökler hastalıklıysa ağaç da hastalanır. Değerler de ağacın kökleri gibidir. Ebeveynler olarak meyvelere değil, köklerin sağlamlığına, yani içinde yaşanılan değerler ortamına odaklanılmalıdır. Meyve benzetmesiyle çocuğun ders başarısı, ödevini yapıp yapmadığı, seçeceği meslek, kazanacağı para gibi maddi konuları kastediyoruz. Kökleri temel değerlerle beslenmiş bir kişi, elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret eder ve bu da beraberinde hayat başarısını getirir. Başka bir deyişle ağaçtan alınabilecek kaliteli meyveleri…

En sık yapılan hatalardan biri yavrularımızı sürekli denetim altında tutmaya çalışmaktır. Çocuğumuz tuvalet ihtiyacı olmadığını söylediği halde onu tuvalete gitmeye zorluyor ya da aç olmadığını söylediğinde yemek yemesi için ısrar ediyorsak onu dıştan denetimli hale getirmiş oluruz. Bu şekilde büyütülen çocuk sorumluluk alma, bir şeyi elde etmek için çabalama, ders çalışma gibi konularda dış uyaran almadan adım atmakta zorlanır. Başarıya niyet, bilgi ve eylem birlikteliğiyle ulaşılır. Niyet bize ait değilse, başkalarının niyetini gerçekleştirmeye çalışıyorsak yeterli iç motivasyona sahip olamayız. Sonuç olarak mutlu ve başarılı da olamayız. Örneğin; edebiyat alanında ilerlemek isteyen birini, mimar olması için zorlarsak ya mutsuz bir mimar olur ya da bulduğu ilk fırsatta kendi hedeflerinin peşine düşer. Çünkü niyet kendinin değildir.

Değerler, nasihat, ikna ya da korkutma yoluyla öğretilemez. Değerler bilincinin oluşması zaman alır. Bu noktada değer farkındalığı ve rol model olabilmek çok büyük önem arz eder. Ancak ne yazık ki çoğu kez farkında olmadan, nesilden nesile aktarılan alışılagelmiş davranışlar sergileriz. O yüzden ebeveynler olarak ailemizde var olan değerler üzerinde enine boyuna düşünüp özeleştiri yapmamız gerekir. Dürüstlüğün ailemizin olmazsa olmaz bir değeri olduğunu düşünelim. Bu değeri yaşatmak için neler yapıyoruz? Şartlar ne olursa olsun evimizde herkes doğruları söyleyebiliyor mu? Çocuğumuz yaptığı yanlışı itiraf ettiğinde nasıl bir tepkiyle karşılaşıyor? Azarlanıyor mu yoksa dürüstlüğü sebebiyle takdir mi görüyor? Kendimize buna benzer sorular sorarak farkındalık oluşturabiliriz.

“Zor olan iyi davranışı ortaya koyabilme gücü” olarak tanımlayabileceğimiz medeni cesaret değerinden bahsedelim. Küçüklükten itibaren öcüyle, doktor ya da polisle korkutulan çocuklardan cesur olmalarını bekleyebilir miyiz? Bir şeyleri başarmak için girişimde bulunduğunda  “Yapma!”, “Düşersin!”, “Kırılır!” gibi engelleyici ve korkutucu tepkilerle karşılaşan çocuklar, hayata atıldıklarında bir şeyler yapma cesaretini kendilerinde bulabilirler mi? Oysa zarar görmesinden endişe ettiğimizde “Ayağının takılmaması için dikkatli olmalısın” ya da “Elindeki hassas bir malzeme, dikkatli taşırsan sağlam bir şekilde götürebilirsin” gibi açıklayıcı ve destekleyici bilgiler verebiliriz. Böylece hem kaza olasılığını belirtip hem de çocuğa bir alan açarız. Aynı zamanda kesin yargıdan uzak, çocuğun becerisini yok saymayan bir anlayışla yaklaşmış oluruz.

Unutmayalım, hata yapma hakkı tanınmayan çocuklar gelişemez ve öğrenemezler. Çocuklarımıza verdiğimiz telkin ve kurduğumuz cümlelerin hayatları üzerindeki tesiri sanılandan fazladır. Onları teşvik etmek, çaba ve başarılarını takdir etmek, güzel sıfatlar kullanmak özgüven geliştirmelerine yardımcı olur. Sürekli olumsuz uyarı alan çocuklarda özgüven eksikliği ve ürkeklik gözlemlenir. Ayrıca ebeveynin beklentileri çocuğun yaşına, gelişim dönemi ve yeteneklerine uygun, gerçekçi olmalıdır ki cesareti kırılmasın.

Değerler eğitiminde en önemli konu sürece odaklanıp elinden gelen gayreti göstermektir. Dünyadaki değişimleri bizden önce fark eden ve bunlardan etkilenen günümüz çocuklarına bu eğitimi verebilmek eskiye nazaran çok daha zor. Çocuklarımızın yaşadığı çağ bizim dönemimizden daha karmaşık ve yoğun uyaran içeriyor. Bu sebeple bizlerin de dünyayı ve yeni yönelimleri takip etmemiz gerekiyor. Zira bizleri şekillendiren, sahip olduğumuz değerlerdir. Çocuklarımızla gerektiği gibi ilgilenmezsek onları sosyal medya ve arkadaş ortamına terk etmiş oluruz. Dolayısıyla değerlerimizi etkin bir şekilde onlara aktarmanın yöntemini mutlaka bulmalı, onlarla yakından ilgilenmeliyiz. İyi niyet, üstün gayret bizden, yardım ve takdir Allah’tan…

Psk. Şerife Zehra Yiğit