"Çok Halim Selim İdi"

MZK

ÇOK HALİM SELİM İDİ

Kadın ve Aile Dergisi’nde H. Muhterem COŞAN ile yapılan ropörtajı sizlerle paylaşmak isteriz.

Biz iki kızkardeşiz. Ben anne ve babamın küçük kızları oluyorum. 1941 yılı kurban bayramı sabahı, babam camiye gitmiş ve ben doğmuşum. Artık evde bayram edilmiş. Rahmetli annem bayram sabahı doğduğum için “Hacer” ismini arzu etmiş. Büyükannem yâni babamın ikinci annesi, “Muhterem” demiş; Hacer Muhterem Kotku olmuşum.

Çocukluğumun bir kısmı, dedemden sonra sevgili babamın da imamlık vazifesi gördüğü İzvat Köyü’nde geçti. Sonra babam Bursa içindeki Üftade Cami-i Şerifi’ne naklolduğu zaman, Hisar içindeki dede yadigarı bahçeli eve taşındık.

Rahmetli babam her ramazan ayında camide i’tikâfa girerdi. Biz ona yemek götürür, caminin hemen yanında, sur üstündeki şahâne manzaralı bahçede, doğaya karşı iftar yemeklerini beraber yerdik. O tatlı günleri hiç unutamam.

Bursa’da hafızlığa başlamış üçüncü sayfaya kadar çıkmıştım. Bu sıralarda İstanbul’a naklimiz oldu, Zeyrek Yokuşu’ndaki Ümmü Gülsüm Camii’ne taşındık (1952). O sırada bulvara ve Haliç’e karşı çok manzaralı bir yer idi. İhvân çok kere, güzel havalarda bahçedeki incir ağacının altında toplanır, zikir yaparlardı. Ben de ikinci kattan onları seyrederdim.

–Cennetmekân babanızın evdeki hayatı nasıldı?

Muhterem babacığım Rahmetullahi Aleyh, çok halim selim idi. Bizlere güler yüzle, lütuf ve latîfe ile muamele eylerdi.

Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar camiden gelmez, her halde Evrâd-ı Şerîfe ile meşgul olurdu. Biz evde sofrayı hazır ederdik. Ekseriya misafirlerle gelir, kahvaltı ederdi. Cemaat olursa sabah, ikindi ve yatsıda zikir ve hatm-i hacegân yaparlardı. Yatsıdan sonra ihvanın evlerine gidilir veya bize topluca gelinir, sohbet olurdu. Akşam soframızda da misafir eksik olmazdı, elhamdü lillâh…

–Bize Hoca Efendimiz Hazretleri’nin bazı fevkalade hallerini nakleder misiniz?

Bir çok kereler olmuştur. Bazen hanımlar gelir, “Babanızı filanca yerde gördük.” derlerdi. Biz de, “Nasıl olur, hep evde idi bugün; hiç dışarı çıkmadı ki…” filân diye itiraz ederdik. O zamanlar, bunun keramet olabileceği aklımıza gelmezdi.

Bir kere de bir içki müptelası, galiba Antepli bir zat hep tevbe etmek istermiş; ama gene de kurtulamazmış. “Bir de İstanbul’da Hoca Efendi’ye git, sana dua etsin!” demişler. Babama gelip ziyaret etmiş. Giderlerken babam ellerine bir kağıt yazıp vermiş, “Bunu, falanca yere gelince açacaksınız!” demiş. Vedalaşıp yola çıkmışlar. O falanca yere geldikleri zaman arabaları kaza yapmış, hastaneye kaldırılmışlar.

Neden sonra kâğıt akıllarına gelmiş, açmışlar. Bir de ne görsünler, içinde “Geçmiş olsun!” yazıyor. Bunun üzerine o sarhoş kişi çok duygulanmış, derhal tevbe etmiş, salâh-ı hâl sahibi bir insan olmuş.

–Biraz da Annenizi anlatsanız?

Annem Râbia Edîbe Hanım, çok çalışkan bir kadındı, eli hiç boş durmazdı. Babama hizmeti çok itinâ ve şevkle yapardı. Çok Kur’an okurdu. Az uyur, erken kalkardı. İhvana çok fedâkârca hizmet eder, misafirleri bıkmadan usanmadan güzel ağırlardı.

Halamlar ona görücü gidince, kahveyi pişirirken şekeri israf etmemek için, şekeri özel makasla kesip küçültmüş. Halamlar da eve gelince babama:

“–Ağabey bu kız tutumlu, seni rahat ettirir; paranı israf etmez, hacca götürür.” demişler.

Annem gülerek:

“–Gerçekten hem karadan, hem havadan kaç defa hacca götürdüm.” der idi.

O seyahatlere çok titiz hazırlanır, çantalara yolda gerekli en ince teferruatı bile hazırlamayı unutmazdı. Mekânı cennet olsun, Allah ruhlarını şad eylesin…

–Bizlere Vâlidemiz olarak öğüt ve tavsiyeleriniz?

Daima güler yüzlü, tatlı dilli olun! Doğruluktan asla ayrılmayın, kat’iyyen yalan yanlış söylemeyin! Hiç dedikodu yapmayın, emanete dikkat edin, kul hakkını üzerinize geçirmeyin!..

Yaşlı ihvanımız olan gün görmüş, müeddeb hanım teyzelerimizi tanıyın, onlarla görüşün; bilgi, görgü, edeb ve ahlâklarından örnek alın, istifade edin!..

Mesela; Vesîle Hanım diye, yüz yaşını geçmiş bir mübarek teyze hatırlıyorum. Zeyrek’teki evimizin bahçe kapısından itibaren yerde emekleyerek huzura öyle gelirdi, ne hürmet, adaba ne riayet, ne kadirşinaslık!..

Allah-u Teâlâ cümlemizi en güzel ahlâk ile müzeyyen, en yüce âdâb ile müeddeb, arif, sâlih ve kâmil kulları zümresine ilhak ederek taltif eylesin…

(*)  Kadın ve Aile, 15 Ekim1990