Çocukluk Ve Maneviyat

IMG_4957

Hayata oyun penceresinden baktığım yıllarda camilerin bana nasıl huzur verdiğini hatırlıyorum.

Camiye uğramak, çocukluktan kalma o hisle şimdi bile; dinlenme, sükun bulma, tazelenme, eğlenme ve ödül alma kelimeleriyle yanyana durur bellek sandığımda.

Bir tarihi ve manevi mekanda,  hediye edilmiş elimdeki oyuncakla zihnime nakşolan o hoş ortamı hiç unutmuyorum. O zamanlar aileyle kılınan namaz, okunan Kur’an-ı Kerim, birlikte tutulan oruç, akşama açılan iftar, yaşıtlarla gidilen dersler… Hepsi birer oyundu tabi benim için. Hatta okula başladıktan sonra bile, lise çağlarına kadar içten içten sadece eğlence ve taktirdi önemsediğimiz. Çocuk gözü…

Şimdi de camiye, ilmi bir ortama, manevi bir mekana girdiğimde yada bir manevi çalışmanın içinde bulunduğumda hala çocukluğumdaki o duyguları hatırlarım. Bir çocuk gözünden değil, bir yetişkin gözünden tabii ki… O değişmez duyguya bir isim vermek isteseydim sanırım şu uygun olurdu:

Cennet bahçesi hissi…

Düşünüyorum da, ne nasipliymişim ki o hissi çocukken duymuşum. Bunu övünmek için değil, benim bu nasibime vesile olanları övmek için söylüyorum.

Ben akademisyen, eğitimci yada psikolog değilim. Ama gördüğüm ve tecrübe ettiğimi paylaşmak isterim. Çocuklarımız ve gençlerimiz, bu Cennet Bahçesinin havasını solumadıkça Cennetin tadından bihaber büyüyecekler. Ve belki de bir gün, o tadını alamadıkları Cennetin varlığını bile inkar edecekler/ediyorlar da…

Bu durumda onları dünyanın ürkütücü soğukluğundan sıyırıp güvenli bahçelerde dinlendirmek, belki bir hikaye, bir ilahi, bir minik söz eşliğinde hediye edilen bir oyuncak, lokum, şekerle o havayı solumalarını sağlamak, akıbeti hayra dönüştürmek için güzel olmaz mı? Birlikte kılınan namaz, ailece okunan Kur’an-ı Kerim ve Meali, Gönülden yapılan dualar, Hadis Çekilişleri ve Hediyeli yarışmalar, onların gönül iplerine bir bir dizilip güzel bir hatıra tesbihine dönüşecektir zamanla. Bir yaz okulunda edinilen arkadaşlıklar, sevilip örnek alınan hocalar, onların öğrettiklerinden kalan, hafif afacanlık kokan anılar da cabası…

Zoraki değil de doğal yoldan damla damla verilen sevgi, her biri bize emanet olan çiçeklerimizi (çocuklarımızı) çürütmeden büyütür, zamanı gelip de açtığında ardından meyve veren ağaçlara dönüştürür. Ben böyle hissediyorum. Ve bu manevi mevsimde tattırmayacaksak çiçeklerimize, o Cennet Bahçesinin tadını, ne zaman tattıracağız? Kalplerini başka ne zaman imanın güzel ikliminde sabitleyeceğiz ki küfrü sevimli görmesinler?

Çünkü bir yazarın deyişiyle;

“Sevgidir kalplerimizi ortaya çıkaran, sevgiyi ortaya çıkaran kalplerimiz değildir.”

O halde son noktayı, baştacı bir temenni ile koyalım:

“Sevginiz gerçek, sevdiğiniz değer olsun.”

Zehra Akın