Çocukluk Çağı Hastalıkları ve Korunma Yolları

Çocukluk Çağı Hastalıkları ve Korunma Yoları
Dr. Ayşe Güney
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
KASAD-D

Sağlığın Tanımı
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Sağlığı “ruh ve beden sağlığı bakımından tam bir iyilik hali” diye tanımlamıştır. Ruh ve beden sağlığı bakımından tam bir iyilik halinde olmak her zaman tam elimizde olmamaktadır. Kimi zaman doğuştan kimi zaman da sonradan geçirilen hastalıklar ya da, kazalar sağlığın bozulmasına ve bir maluliyetin ortaya çıkmasına yol açabilir.

Sağlığın Korunması
Hastalıklar ya da kazalar yahut başka sebeplerle, bir maluliyet olsun ya da olmasın yaşadığımız sürece, ağrısız, acısız, sağlık konforunun mümkün olan en yüksek düzeyde olmasını isteriz. Sağlığın korunması için, hastalık esnasında tedavi olmak ve bundan daha önce, hastalıklar hakkında bilinçlenme, alınması gereken tedbirleri bilme, hastalıkların oluşturabileceği zararları önleme gibi koruyucu hekimlik hizmetlerinden yararlanmak gerekir.
Çevre sağlığı, sağlıklı beslenme, sosyal sağlığın da sağlığın korunmasında çok önemli yeri vardır.

Çocukluk Çağı Hastalıkları
Yeni doğan
Süt çocukluğu
Oyun Çocukluğu
Okul Çağı
Ergenlik ve genç erişkinlikte karşılaşılan hastalıklar olarak sınıflandırarak anlatmaya çalışalım.

Yeni Doğan
Doğuştan meydana gelen özür ve hastalıklar
Doğum esnasındaki travma ve yaralanmalar
Yenidoğan sarılığı
Sepsis ve metabolik hastalıklar
Solunum yolu hastalıkları
Sindirim sistemi Hastalıkları

Doğuştan meydana Gelen Hastalıklar
Gebelik esnasında yapılan tarama ve ultrasonografik değerlendirmeler, hem gebelikte, anne karnında iken alınması gereken tedbir ve tedaviler hem de doğum esnasında ve sonrasında alınacak tedbir ve tedaviler için önemlidir. Kan uyuşmazlığı, diafragma hernisi, böbrek ve kalp anomalilerinin erken tanınması… gibi durumlarda, ön araştırmalar doğumdan önce alınabilecek tedbirlerle, bebek ve anne sağlığı için çok değerli katkılar sağlayabilir. Anneye uygulanan tarama testleri güvenilirliği az olmasına rağmen gerektiğinde bazı hastalıklar için uyarıcı olabilir.

Doğum Esnasında
Travmaları önlemek için, gebelikte kadın doğum takibinin düzenli olarak yapılması, doğumun gerekli ise tam teşekküllü hastanede planlanması faydalı olmaktadır Normal doğumun tercih edilmekle beraber, gerektiğinde sezaryenle doğum hayat kurtarıcıdır. Dolayısı ile hayat kurtarma maksadı ile uygulanan sezaryen işlemi, normal doğumun yerini alamaz. Zira annenin doğuma hazırlandığı esnada, bebek de dış dünyada yaşamaya hazırlanmaktadır.
Doğum esnasında, doğumhanede tecrübeli bir sağlık personelinin, bebekle ilgili problemlere hemen müdahalesi birçok hastalık ve özrü önleyebilmektedir.
Doğumsal kalça çıkığına bu dönemde dikkat etmek sayesinde, kalça çıkığına yatkın olan bebeklerin, tedavileri kolay ve düşük maliyetle yapılabilmektedir. Birinci hafta uygulanan metabolik hastalıklar için tarama testleri, bireysel sağlık için olduğu kadar, toplum sağlığı için de önemlidir.

Yeni Doğan Sarılığı
Sarılık:Kanda bilirubin maddesinin 5mg/dl yi aşması ile önce gözlerde daha sonra yüzden başlayıp aşağı doğru yayılarak diğer bölgelerinin de sararmasıdır. Normal Biluribin değeri 0.5-1 mg/dl dir.

Sarılıkla doğan bebek: Kan uyuşmazlığı, ağır hemolitik (kırmızı kan hücrelerinde parçalanma) anemi gibi sebeplerle bebek doğduğunda sarılıklı olabilir. Göbek kordonundan alınan kanla sarılık seviyesi değerlendirilir. Gerektiğinde kan değişimi ve diğer tedaviler uygulanır. Günümüzde iyi takiple, anne karnındaki bebeğin, sarılıkla doğmaması için, koruyucu globulinler (insan kaynaklı kan ürünü) ve kan nakli gibi işlemler yapılmaktadır.

İlk 24 saat içinde sararan bebek: İlk gün ortaya çıkan sarılık, saatlik artış hızı ile, dikkatle takip edilir, ve tedavi hızla uygulanır. Rh ve ABO uyuşmazlıkları sebep olmaktadır. Evvelce sıklıkla kan değişimi uygulanmakta idi. Günümüzde damardan verilen Gama Globulinler sarılığın çok yükselmesini önlemektedir. Gerektiğinde kan değişimi mutlaka uygulanmalıdır.

İlk 72 saat içinde sararan bebek: İlk üç günde sararan bebekler de yakın takiple, sarılık seviyesi 15 mg/dl yi geçtiğinde Fototerapi (gün ışığı veya mavi ışığın etkisi ile zehirli olan biluribin maddesinin suda çözünmesini sağlayıp, safra ve idrarla atılmasına dayanan bir tedavi metodudur.)uygulanarak tedavi edilir. Fototerapi kesinlikle evde uygulanacak bir tedavi metodu değildir. Uygulanan ışık tedavisinin gözler üzerine yapacağı olumsuz etkiyi (:körlük) mutlaka tedbir alarak önlemek gerekir. Aynı zamanda bebek dinamik bir şekilde takip edilerek, uygulanabilecek diğer tedavi metotları da değerlendirilerek geçiş yapılabilir.

72 saatten sonra sararan bebekler: Üçüncü günden sonra ortaya çıkan sarılıkların büyük bir kısmı fizyolojik, kendiliğinden iyileşen sarılıklardır. Sarılığın fizyolojik olup olmadığına aile karar vermemeli, sararan her bebek, mutlaka çocuk hekimi tarafından değerlendirilmelidir. Sarılık seviyesi 12 mg/dl yi aştığında takipler sıklaştırılıp gerektiğinde tedavi edilmelidir. Tedavi edilmeyen yeni doğan sarılığı zamanla geçer. Ancak, kan beyin engelini aşan biluribin maddesi, beyin hücreleri için toksik(zehirli)tir. Yapacağı zararı vererek geçer. Zararın anlaşılması çok sonra olabileceği için, ailelerin sarılık hususunda, bilinçlendirilmeleri ve uyanık olmaları gerekir. Sarılığın verdiği zarar, erken yeni doğan döneminde ölümden, çocukluk çağında okul başarısızlığına kadar değişen düzeylerde olabilir. Aileler bebekleri, ilk 7-10 gün içinde, günde iki kez gün ışığı veya beyaz ışık altında soyarak gözlemeleri ve sarılıktan şüphelendiklerinde çocuk hekimine müracaat etmeleri gerekir. Kıyafetlerin, kullanılan örtülerin, oda renginin veya aydınlatma için kullanılan ışığın sarı olması, sarılığın vaktinde fark edilmesini engeller. Bu sebeple, bebek kıyafetleri kesinlikle sarı ve yeşil renkler dışında bir renkten seçilmeli, alaca bulaca renler yerine, yumuşak açık renkler tercih edilmelidir. Sarılık olmuş bir bebeğe sarı örtü örtmek açıkça gelen tehlikeye gözünü kapamaktır. Zamanında etkili tedavi edilmeyen bebekler özürlü olma adayıdırlar. Yeni doğan sarılığı, tedavi ile tam olarak iyileşir ve bulaşıcı değildir.

Sepsis ve Metabolik Hastalıklar
Hayatın ilk kırk günü bebekler için oldukça önemli bir süreçtir. Bu dönemde vücut direnci zayıf olduğu için kolaylıkla çevreden mikrop alabilirler. Henüz iyileşmemiş göbek kordonu,
idrar yolları, mide bağırsak sistemi, deri, solunum sistemi mikropların başlıca giriş kapılarıdır. İlk üç ay içindeki her türlü ateş, emmeme, kusma, huzursuzluk, inleme, solukluk, hasta görünümlü olma, sepsis (kana mikrop karışması) açısından şüpheli durum kabul edilir ve ona göre değerlendirilir.

Beslenmenin anne sütü ile olması, el yıkama, ortamın temizliği, hasta şahısların yeni doğan bebekten uzak tutulması, banyoda temiz su kullanılması, göbek bakımı, çocuk hekimine düzenli muayeneye götürmek ve hastalandığında uyanık olmak bu dönemi en az sorunla geçirmeyi sağlar.

Hasta görünümlü olan, emmeme, kusma, ishal, kabızlık, ateş, sürekli uyuma, tiz sesle ağlama, havale geçirme, doğuştan metabolik hastalıklar için de önemli bir işarettir. Yeni doğan döneminde metabolik hastalıklardan, Fenil Ketonüri ve Hipotiroidi için tarama testleri yapılmaktadır. Gerektiği durumlarda 35 ayrı metabolik hastalık için de tarama yapılabilir.
Her iki durumda da, bebekler, erken dönemde fark edilip, iyi tedavi edildiklerinde büyük oranda sorunsuz iyileşirler.

Enfeksiyon Hastalıkları

Solunum sistemi hastalıkları
İlk üç ay içinde, soğuk algınlığı, nezle, grip olan yetişkinlerden bulaşan mikroplar, bebeklerde, Üst solunum yolu Enfeksiyonu, Bronşiolit, Zatürre hatta kalp kası iltihabı ( kardiomiopati) ye yol açabilir. Bu dönemde hem bebek hem de anne hasta kişilerden uzak tutulmalıdır. Anne, lohusa olması sebebiyle vücut direnci zayıflamıştır. Kendisi hastalanacağı gibi bebeğe de kolayca bulaştırır.

Sindirim sistemi hastalıkları
Temizliğe dikkat edilmeden hazırlanan mamalar, banyo suyunu yutma, biberon ve emziklerin temiz olmaması gibi sebepler ağızdan mikrop alınmasına ve akut gastro-enteritlere (bağırsak enfeksiyonu) yol açar. Kusma, ishal, emmeme, ateş ve dalgınlık olabilir. Su kaybı oluşabilir. Vücudumuz için su temel ihtiyaçların en başındadır. Su kaybı % 10 u geçtiğinde hızla karşılanmazsa hayati tehlike başlar. Gastoenteritler, sepsise neden olabilirler.

Boşaltım sistemi hastalıkları
Huzursuzluk, uyku bozukluğu, yeterli kilo almama, muayenede açıklanamayan ateş, İdrar yolu enfeksiyonlarını düşündürür. Ürosepsis bebekler için sık karşılaşılan hastalıklar arasındadır. Karışık gıda ile beslenen bebeklerde, bağırsak bakterileri idrar yolu iltihabı sebebi olabilir. Bilhassa kız bebeklerde, genital bölge temizliğinin hatalı yapılması enfeksiyonu davet eder. Kızlarda genital bölge temizliği, önden arkaya ve içten dışa yapılmalıdır. Temizlikte sadece temiz su kullanmak yeterlidir. Sabun ya da benzeri temizleyiciler, ıslak mendiller, o bölgede bulunan korucu florayı bozarak, hastalık yapan mikropların yapışmasını kolaylaştırır. Bezlerin uzun süre değiştirilmemesi de idrar yolu iltihabına zemin hazırlar.

Yeni doğan tetanosu
Uygun olmayan şartlarda doğmuş bebeklerde görülür. Tetanos mikrobu göbek kordonundan alınır. 7-10 günlük kuluçka döneminden sonra, kasılmalar ve morarmalarla seyreder, ölümle sonlanır. Tetanos aşısı olmayan annelerden doğan bebeklerde, doğum, tam teşekküllü hastanede bile olsa, bazen yeni doğan tetanosu görülebilir. Gebelere, 6. ve 8. Aylarda tetanos aşısı yapılması tam koruyuculuk sağlar.

Hepatit B
Hepatit B (kan yoluyla bulaşan sarılık) taşıyıcısı olan annelerden doğan bebeklere, doğum esnasında ve emme sırasında yutulan kanlardan hepatit B mikrobu bulaşabilir. Erken dönemde ortaya çıkan sirozların ve karaciğer kanserlerinin sebebi olabilen konjenital (doğuştan geçen) hepatit B den, aşı ve koruyucu hiper immunglobulin ile koruma sağlanabilir.

Süt Çocukluğu Döneminde
Aşı ile korunabilen hastalıklar
Solunum, sindirim sistemi, dolaşım ve ürogenital sist hastalıkları
Allerjik hastlıklar
Metabolik hastalıklar
Beslenme yetersizlikleri
Anemi,Raşitizm(Kemik zayıflığı)
Obezite

Aşı ile Korunan Hastalıklar ve Aşılar

Hepatit B: Ülkemizde % 14 oranında taşıyıcılık vardır. Doğum esnasında bebeğe geçerek erken dönem sirozları ve karaciğer kanserine yol açar. Kan yoluyla bulaşır. Yeni doğan bebeklerin aşılanması etkili ve ömür boyu süren bağışıklık sağlar. Toplum sağlığı açısından da büyük faydaları vardır. Anne adayı taşıyıcı ise bebeğe ilk 24 saat içinde aşı ile birlikte koruyucu globulin yapılır. Baba veya ev halkından herhangi birinin taşıyıcı olması durumunda aşı yapmak yeterlidir.

Verem: Tüberküloz, sosyoekonomik düzeyi düşük, sağlık hizmetlerinin iyi olmadığı toplumlarda yaygın olarak görülür. Birinci sırada Akciğerleri etkiler, ancak kan yoluyla yahut komşulukla bütün organlar yayılabilir. Çocukluk çağında alınan basil ömür boyu akciğerlerde gizlenir. Vücudun zayıf düştüğü herhangi bir dönemde hemen faaliyete geçer. Çocuklar bulaştırıcı değildir. Ancak öksüren balgam çıkaran yetişkinler, mikrobu bütün çevrelerine yayarlar. Menenjit, böbrek, kemik ve karın içi yaygın tüberküloz meydana gelebilir. Ölümlere ve sakatlıklara yol açar. Ülkemizde, hastaların tedaviyi iyi uygulamamsı sebebiyle son yıllarda dirençli tüberkülozlar görülmeye ve yeniden yayılmaya başlamıştır. 2. Ayda yapılan verem (BCG) aşısının % 60 oranında koruyuculuğu vardır. Menenjit tüberkülozdan daha yüksek oranda koruduğu bilinmektedir. Sol omuza uygulanır. 3-4 milimetrelik iz bırakır.

Difteri-Tetanos- Boğmaca (DTP);Karma aşı): Çocuk Felci (polio), Hemofilus Influenza B (HIB), Konjuge Pnömokok Aşısı ( KPA) 2-4-6-18 aylarda 4 kez temel bağışıklık için uygulanır. Karma ve çocuk felci aşıları 4-6 yaş arasında tekrarlanarak pekiştirilir. Karma aşı 5 yılda bir ömür boyu tekrarlanır. Süt çocukluğu döneminde aşısı yapılan bu hastalıklar bebekler ve yetişkinler için son derece tehlikeli ve ölümcül olabilen hastalıklardır. Dünya çapında iyi uygulanan aşılama programları ile bu hastalıkların bir kısmı artık nerdeyse görülmemektedir. Çiçek hastalığı tümüyle ortadan kaldırılmış olduğu için artık aşılama yapılmamaktadır. Yakın gelecekte Çocuk Felci aşısı için de geçerli olabilir. Bazı hastalıklar için , toplumun % 90 dan fazlasının aşılanması bulaşma zincirini kıracağı için, aşılanmayanların da dolaylı olarak korunmasını sağlar. Ancak tetanos hastalığı bağışıklığı, kişinin kendisi için bireysel olarak kazanılması zaruridir. Boğmaca hastalığı giderek yetişkin çağa doğru kayması sebebiyle, yetişkinlerin aşılanması, hem kendileri hem de küçük bebekler için koruyucu olmaktadır. Kısırlık yapabileceği, otizme yol açabileceği gibi, çeşitli kaygılarla, bu aşıları uygulamaktan imtina etmek ebeveynlerin kendi çocuğuna yapacağı en büyük haksızlıklardan biridir. Esasen ebeveynlerin buna hakkı da yoktur Hiç bir uygulamanın sıfır düzeyinde yan etkisi olması beklenemez. Ancak bu güne kadar en fazla araştırma otizm ve aşılar arasında bir ilişki var mı diye yapılmış ve anlamlı sebep sonuç ilişkisi bulunamamıştır.

Hepatit A: Bulaşıcı sarılık, Ağız yoluyla kirli su ve yiyeceklerle bulaşır. Mikrop alındıktan 2-4 hafta sonra, bulantı kusma, karın ağrısı, halsizlik, gözlerden başlamak üzere bütün vücutta sararma görülür. Salgınlar yapabilir. %99 kendiliğinden iyileşir, bir kısmı gizli olarak geçer. Çocukluk çağında hastalık daha hafif seyreder. Hastalığa yakalananların % 1 inde koma ve ölüm meydana gelebilir. Salgınlar esnasında binlerce kişinin hastalığa yakalandığı düşünüldüğünde % 1 azımsanacak bir rakam değildir. Bir yaşından itibaren herhangi bir zamanda 6 ay veya 1 yıl ara ile iki doz aşı yapmak ömür boyu bağışıklık sağlar. İçinde bulunduğumuz yıl itibariyle ulusal aşı programına alınması planlanmıştır.

Kızamık-Kızamıkçık- Kabakulak;( MMR) Çok önemli bu üç hastalık için uygulanan aşılar, canlı viral aşılardır. Çocukluk çağında, kızamık, kızamıkçık ve kabakulaktan korudukları gibi erişkin çağda, hamilelerde anne karnındaki bebeğin ölü doğum, düşük ve özürlü olmasında da korurlar. Keza yetişkin erkeklerde kabakulak geçirilmesi kısırlığa sebep olabilir. Çocuklara uygulanan kabakulak aşısı tekrar dozları ile pekiştirilerek yapıldığı takdirde yetişkinlikte karşılaşılan bu durumlardan da korumaktadır. Kızamık bir dönemin çocukluk çağı ölüm sebeplerinde en başta gelmekte iken, son yıllarda hemen hemen hiç görülmemektedir. 2011 de Avrupa kaynaklı az sayıda kızamık vakası oldu ve eski ile kıyaslanamayacak bu rakamlar nerdeyse salgın kabul edildi. Yüksek düzeyde aşılanma sayesinde toplumda büyük salgınlara yol açmasının önüne geçilmiş oldu. Bu durum hastalıkla mücadelede önemli bir başarıdır.

Suçiçeği; Son derecede bulaşıcı, çocukluk çağında yaygın olarak görülen döküntülü bir hastalıktır. Kuluçka dönemi 14 gündür. Yani hasta bir çocukla karşılaşan başka bir çocuk 14 gün sonra, hafif ateş, huzursuzluk ve sırtından başlamak üzere saçlı deri dahil bütün vücuda yayılan, içi su dolu kaşıntılı kabarcıklar şeklinde döküntü ortaya çıkar. Çok büyük kısmı kendiliğinden iyileşir. Ancak döküntüler çok kaşıntılı olduğu için, tırnakla kaşıma suretiyle mikrop bulaşabilir ve kalıcı izler meydana gelebilir. Nadiren, Suçiçeğine bağlı Pnömoni (zatürre) görülür. Bazen de iyileşme döneminde Ensefalit-serebellit (Beyincik İltihabı) meydana gelebilir. Vücut direnci düşük olan şahıslarda ağır seyredebilir. 20 yıla yakındır aşı ile korunabilmektedir. Aşının önemli etkilerinden biri; suçiçeği geçiren kişilerin ileri yaşta geçirebileceği ZONA dan korumaktır. İlki 1 yaşından sonra olmak üzere, 5 yıl ara ile uygulanan aşı ömür boyu koruyuculuk sağlar.

Rotavirus: İlk üç yaşta görülen, yüksek ateş, şiddetli kusma ve ağır ishalle seyreden ve ciddî su kayıplarına yol açarak hayati tehlike oluşturan, rotavirus mikrobuna karşı geliştirilmiş aşı % 90 dan daha fazla bağışıklı sağlamaktadır. Ancak bu aşı bütün ishal etkenlerinden değil yalnızca rotavirusle meydana gelen ishalden koruyabilir.

HPV: Bir çeşit siğil yapan Human Papilloma Virusun genital yolla bulaşan cinsleri ile rahim ağzı kanseri arasında ilişki olması sebebiyle, HPV aşısı geliştirilmiştir. Avrupa ilkelerinde bilhassa doğu Avrupa’da, kadınlarda meme kanserinden sonra en sık rastlanan kanser, rahim ağzı kanseridir. Ülkemizde şimdilik, Meme kanserinden sonra 9. Sırada gelmektedir. Ancak tarama ve düzenli muayenelerin yeterince yapılmaması dolayısı ile, ölüm sebepleri arasında oldukça sık olduğu iddia edilmektedir. Aşının bu gün için bilinen bir yan etkisi bildirilmemiştir Ancak olumlu etkilerini anlamak için de zamana ihtiyaç vardır.

Sindirim Sistemi Hastalıkları

Akut gastroenteritler: Bilhassa temiz suya ulaşımın iyi olmadığı yoksul ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde oldukça sıktır. Temiz içme ve kullanma suyu, temiz su ile el yıkama hastalığın önlenmesinde çok önemlidir. Yüksek ateş, bulantı, kusma, iştahsızlık ve su kaybına yol açar. Çocukluk çağında, hala ölüm sebepleri arasında ilk sıralardadır.

Viral , Bakteriyel ve Paraziter olabilir. Viral ishaller, daha çok kış sonu ilkbaharda salgınlar yapar. Yüksek ateş, ishal ve kusma sayısının çok olması sebebiyle çok ciddî su kaybına yol açarlar. Viral ishal etkenlerinden, rotaviruse karşı aşı geliştirilmiştir.

Bakteriyel ishaller daha çok yaz mevsiminde, gıda hijyeninin iyi olmadığı durumlarda görülür. Karın ağrısı, yüksek ateş ve kanlı ishale yol açabilir. Paraziter ishaller de, karın ağrısı, ateş, bulantı -kusma ile başlayıp bazen müzmin seyrederek beslenme bozuklukları ve büyüme geriliklerine neden olabilirler. Genel hijyen ve temizlik kurallarına dikkat ederek büyük kısmı önlenebilir. Tedavileri, sebep olan etkene göre uygulanır. Tedavide dikkat edilecek en önemli husus, şahsın kaybettiği sıvıyı aynı düzeyde ve aynı kompozisyonda yerine koymaktır. Su kaybını önlemek için ağızdan( ORS) rehidratasyon sıvıları hazırlanıp verilmesi hastaneye yatışları azaltabileceği gibi, tedavinin, fizyolojiye uygun olmasını da sağlar.

İshalli çocuğun beslenmesi: Anne sütü alıyorsa devam edilir. Birkaç günü geçmeyecek şekilde yağlı, şekerli ve sütlü gıdalar azaltılır. İnek sütü yahut mama ile beslenenlerde, süt veya mama sulandırılarak verilir. Yoğurt, ayran yayla çorbası, pirinç ve havuç çorbaları ishal diyeti için uygundur. Ancak ishal diyeti, kaka sayısı azaldıktan hemen sonra bırakılıp normal beslenmeye geçilir.

Gıda alerjileri: Kusma, ishal ve karın ağrısı ile kendini gösterebilir ve gastroenteritlerle karışabilir. Gıda alerjilerini tespit etmek ve alerjen gıdadan sakınmak için, ek gıdalara başlama döneminde bebekler gıdaları üç-beş günlük periyotlarla ve teker teker başlamak faydalı olur. Alerjen gıda bir süre kaçınıldığı takdirde çocukların çok büyük bir kısmında, alerji kendiliğinden geçmektedir. Ancak bazı çocuklarda ağır alerjik reaksiyonlar da olabileceği için dikkatli olmak gerekir. Gıda alerjilerinde, deri döküntüleri, burun akıntısı, göz kaşıntısı, öksürük, hırıltı ve hışıltı gibi çeşitli belirtiler görülebilir. Bazı bebeklerde, pişik, makat etrafında yuvarlak kızarıklık ve egzama görülebilir. Her türlü gıda potansiyel olarak alerjik olabilir. İnek sütü, yumurta, bal, muz, kivi, portakal, şeftali… gibi, gıdalar alerji bakımından daha risklidir.

GÖR: Gastro Ösofagial Reflü veya kısaca Reflü Hastalığı bebek ve çocuklarda oldukça sık rastlanan bir durumdur. Bebeklerin fizyolojik olarak reflüye yatkınlığı vardır. Altıncı ay civarında, mide ve yemek borusu arasında kapak vazifesi gören adaleler güçlenir ve reflü (mide muhtevasının/asidin- yemek borusuna kaçması) azalır. Reflü; çok şiddetli ağlama uyku bozukluğu, ishal ve kabızlık gibi dışkılama bozukluğuna, tekrarlayan solunum yolu hastalıklarına, kronik öksürüğe, astıma ve ileri derecede ise büyüme gelişme bozukluğuna sebep olur. Gastrit ve diğer mide hastalıkları bebek ve çocuklarda da görülebilir.

İlk iki ayda fışkırır tarzda kusmaları olan bebeklerde, Pilor stenozu ( mideden oniki parmak bağırsağına geçişte darlık) olabilir. Bu açıdan şiddetli kusmaları olan bebeklerde ultrasonografik değerlendirme yapılarak, pilor stenozu yününden incelenmesi gerekir. Böyle bebeklerin uygun operasyonlarla tedavi edilmesi hayat kurtarıcıdır.

Gıda İntoleransı: Bazı gıdalar yenildiğnde, 1-2 gün süren şiddetli kusma ve ishal nöbetleri olur ve kendiliğinden sınırlanır. Gıdanın tekrar yenmesi aynı durumun ortaya çıkmasına neden olur. Tahammülsüzlük tespit edilen gıdadan kaçınmak gerekir. Zira tekrarlayan kusmalar vücut kimyasını, elektrolit dengesini bozar.
Anne sütü, akut gastroenteritlerden, gıda alerjilerinden ve gıda intoleransından koruyucudur.
Genel hijyene dikkat etmek ve bebekler için, biraz daha özen göstermek bir çok hastalığı önleyebilir.

Solunum yolu Hastalıkları

Solunum sisteminde, daha çok viral etkenler hastalığa yol açar. Çoğunlukla üst solunum yolu hastalıları şeklinde seyreder. İlk 6 ay içinde geçirilen solunum yolu hastalıkları, oldukça risklidir. Hem bronşiolit, zatüre gibi ağır hastalıklara yol açabilir hem de bazı bebeklerde kalp kasının iltihabı olan kardiyomiyopatiye sebep olabilirler.

Viral üst solunum yolu hastalıkları, çoğunlukla, 7-10 gün içinde kendiliğinden iyileşir. Bazen, orta kulak iltihabı ve sinüzite sebep olabilirler. Bebek ve küçük çocuklarda, kulağın ve lenfoid dokuların yapısı sebebiyle, ortakulak iltihabı daha çok görülür.Tekrarlayan ortakulak iltihapları, işitme kaybı yapabilir. Komplikasyon geliştiğinde tam olarak iyileşene kadar tedaviyi sürdürmek gerekir.

Sigara içilen evlerde çocuklar solunum yolu hastalığına daha çok yakalandıkları gibi, solunum yolu hastalıklarından hastaneye yatma oranları da daha yüksektir. Sigaranın evin bir odasında içilmesi veya cam önünde içilmesi çocuğun sigara dumanına maruz kalmasını engellemez. Sigara içen kişinin, üstüne sinen toksik kalıntılar sıcak ortamda üstünden serbestleşip oda havasına yayılır. Bu sebeple sigara içen kişi eve girdiğinde dış kıyafetini çıkarması gerekir. Ancak nefesinde olan zararlı gazların yayılmasını ancak sigara içmeyi bırakarak önleyebilir.

Evlerin yeterince havalandırılması, ya ve kış giyim ve beslenmeye dikkat edilmesi, solunum yolu hastalıklarından koruyucudur. Evlerin gece gündüz ısıtılması, tıklım tıkış eşya ile doldurulması, rutubet, hamamböcekleri ve temizlik maddelerinin aşırı kullanılması solunum yolu hastalıklarına yakalanmaya zemin hazırlamaktadır.
Her çocuk senede 4-5 kez solunum yolu hastalığı geçirebilir. Bundan daha fazla solunum yolu hastalığı geçiren bebek ve çocukları,” hastalığın tekrarlamasına yol açan herhangi bir yatkınlık var mı?” diye araştırmak gerekir.

İnleme, morarma, emerken yorulma gibi belirtileri olan bebekler, kalp damar hastalıkları ve doğuştan gelen solunum sistemi hastalıkları açısından değerlendirmek icap eder.

Alerjik Hastalıklar
İnfantil egzama,
Gıda alerjileri; inek sütü, yumurta…vd
Alerjik solunum yolu hastalıkları
İlaç alerjileri
İki Yaş Üstü Çocuklarda sık görülen Hastalıklar
Bağışıklık nispeten güçlenmiştir.
Senede 3-4 defa solunum yolu hastalığı geçirmesi normal kabul edilir.
Toplumdan alınan hastalıklar ön plandadır
Kreş ve yuvalara başlayanlarda biraz daha hastalık sayı ve süresi uzundur.
Doğuştan gelen hastalık, alerji gibi hazırlayıcı faktörler daha sık hastalığa yol açar.

Sık Görülen Hastalıklar
Tonsillofarenjit, Rinofarenjit,Tonsilit,Bronşit,Bronkopnömoni,Otit Sinüzit,Sinobronşiyal infeksiyonlar…
Komplikasyonlarına dikkat etmek gerekir.
Horlama, Uyku apnesi, İşitme kusurları, Ağız diş yapısında bozulma,Müzmin bronşit,Kalp ve Eklem romatizması, Böbrek hastalığı (AGN),

Kemik ve Diş sağlığı
2-2.5 yaştan itibaren diş fırçalamak gerekir
Diş sağlığında beslenme ve kullanılan ilaçlara dikkat etmek gerekir.
Çene diş bozuklukları, yüz kemiklerinin hızlı büyüdüğü 10 yaş civarında düzeltilmesi faydalı olur.
Sonradan gelişen omurga kusurları(kamburluk, skolyoz..) büyümenin hızlı olduğu dönemde ortaya çıkabilir.

Ergenlik
Erken ergenlik(Kızlarda 8 yaş, Erkeklerde 9 yaş)
Ergenlik belirtilerinin gecikmesi
Psikososyal problemler, aile içi çatışma
İlaç ve madde kullanımına merak
Okul başarısında değişiklik.

Döküntülü Hastalıklar
Kızıl,Kızamık,Kızamıkçık, Çiçek,Suçiçeği,5.hastalık,6.hastalık.
Kabakulak
Bu hastalıklardan bir kısmı aşı ile önlenebilir.
Aşıların zamanında ve uygun dozda yapılması insan sağlığını korumada en etkili uygulamalardan biridir.

Hastalıklardan Korunma
El yıkama ve genel hijyen
Aşıların düzenli yaptırılması
Hasta şahıslardan uzak durmak, hastaların kendilerini uzak tutmaları
İyi beslenme
Yaz kış giyim ve ısınmaya dikkat etme
Ev şartları (sigara, rutubet ve ev tozlarından kaçınma)
Hastalandığında, iyi tedavi komplikasyonları engeller.