Çocuklarla İletişimde Önemli Noktalar

İletişim dendiğinde akla ilk gelen sözel etkileşim olsa da jest ve mimikler, ses tonu ve bakışlar da iletişimin mühim parçalarıdır. Hatta tüm bunlar çoğu zaman etki ve anlam bakımından kelimelerin önüne geçer. Evladını seven her ebeveyn çocuklarının kendine güvenen, ayakları üzerinde durabilen, sorumluluk sahibi bireyler olmasını arzular. Bunun temelini çocuklarla kurulan doğru iletişim oluşturur. Doğru iletişimden kasıt sakin ve samimi bir tavırla etkileşime geçilmesidir.

Benlik saygısı, çocuğun ailesi tarafından olduğu gibi kabul edilmesi ve her koşulda sevildiğini hissetmesiyle var olmaya başlar. Gerçekten sevildiğini hisseden çocuk kendini değerli ve yeterli görür. Sarılma ve öpme gibi davranışları içeren bedensel temas ve çocuğun kendini ifade etmesine fırsat verme, duygularını anlama ve aktif dinlemeyi kapsayan duygusal etkileşim temel sevgi göstergeleridir. Sevildiğini bilen çocuk anne babasının güvenini sarsmamak için doğru davranışları sergileme eğilimindedir. Sevgi ve saygının olmadığı veya doğru ifade edilmediği bir ailede, çocuk dikkat çekebilmek için olumsuz davranışlar sergileyebilir.

Çocuk yanlış bir davranışta bulunduğunda yalnızca davranış eleştirilmeli, kişilikle ilgili herhangi bir olumsuz ifadede bulunulmamalıdır. Çünkü kişiliğine yönelik eleştiriler çocukta özgüven eksikliğine neden olabilir. Bir evlat için ebeveyninin sevgisini kaybetmemek çok önemlidir. Bu nedenle katı disiplin kuralları yerine sağlıklı bir iletişimin olduğu sevgi ortamını inşa etmek daha faydalıdır. Ancak elbette çocuğun davranışlarını doğru bir şekilde yönlendirebilmek amacıyla belirli sınırların çizilmesi ve tutarlı bir disiplinin oluşturulması gelişim açısından oldukça ehemmiyetlidir. Sürekli eleştirilen, katı bir disiplin anlayışıyla yetiştirilen çocuklar karar verme ve düşüncelerini ifade etmede zorluk çeker. Öte yandan aşırı hoşgörülü ailelerde tüm karar verme hürriyetinin çocuğa verilmesi ve onlara yeme, yatma, eve gelme, oyun oynama gibi konularda sınırsız özgürlük tanınması, bu çocukların ileride sınırlarını bilemeyen, benmerkezci, topluma adapte olamayan yetişkinler haline gelmelerine neden olur. Kuralların bazen uygulanıp bazen uygulanmadığı, tutarsız bir disiplin anlayışının var olduğu ailelerde yetişen çocuklarda ise kararsızlık görülür. Görüldüğü üzere ifrat ve tefrite düşmeden çocuğu belirli kurallar çerçevesinde özgür bırakarak, onlara seçenekler sunarak karar vermelerini sağlamak en sağlıklı davranış biçimi olacaktır. Disiplin uygulamalarında çocuğun yaşı, yetenekleri ve algılama gücü hesaba katılmalıdır. Kurallar koyarken tüm bu unsurlara dikkat edilmeli ve kuralların nedenleri çocuğun anlayacağı şekilde açıklanmalıdır. Konulan kuralların büyük bir özveriyle uygulandığı, verilecek kararlarda çocuğun da düşüncelerinin alındığı, onlara yol göstererek kararlar almasına fırsat veren ve bunun sorumluluğunu üstlenmesini sağlayan ailelerde başarılı bireyler yetişebilir. Bu çocuklar düşüncelerini serbestçe söyleyebilen, insanların ihtiyaçlarına duyarlı, diğerkâm ve saygılıdırlar.

Çocuktan bir şey talep ederken seçenekler sunarak seçim yapma olanağı vermek, onların karar verme mekanizmalarını geliştirerek kendini denetleme becerisini oluşturur. Tüm bu disiplin ve sorumluluk eğitimi gerçekleşirken tutarlılık altın kuraldır. Anne ve babanın kurallar ve yaptırımlar konusunda hemfikir olmaları son derece önemlidir. Çocuk yapmaması gereken bir davranışta bulunduğunda anne-babanın hemen ceza vermek yerine duygularını ve beklentilerini “ben” dili kullanarak ifade etmesi, çocuğa hatalarını telafi etme olanağı sağlaması daha etkili bir disiplin uygulaması olacaktır. Çocuklara sürekli yapmaları gereken şeyleri söyleyerek sorumluluk almalarını engellemek yapılan yanlışların başında gelir. Bu konuda yaş ve cinsiyetlerine uygun görevler vermek faydalı olabilir. Mesela iki yaşındaki bir çocuk ona verilen bir şeyi çöpe atma, basit getir götür işlerini yapma, oyuncaklarını toplama gibi görevleri yerine getirebilir. Yapılan araştırmalar kendi evinde bazı görevler üstlenen çocukların topluma kolay uyum sağladıkları ve liderlik rolünü başarıyla yerine getirdiklerini göstermiştir.  Okulöncesi dönemde hak ve özgürlükleri algılayamayan, sorumluluklarını öğrenemeyen çocuklar ise okul döneminde ciddi zorluklar yaşarlar ve kendilerini disipline etmekten aciz kalırlar.

Psikolog Şerife Zehra Yiğit