Çocuklarda Empati

DSC_1077 copy (1)

İnsanın doğuştan getirdiği merhamet duygusunun yanında sosyal beceriler de küçük yaştan itibaren çocuğa öğretilmelidir. Bir kişinin empatik olmasının belli aşamaları vardır. Çocuklar, altı yaşına gelene kadar duygusal empatiyi, daha sonra da zihinsel empatiyi öğrenirler. Zihinsel empatide, olayları başkasının bakış açısıyla görmek, onun gibi düşünmek ve bu düşüncelere uygun davranmak söz konusudur. 10-12 yaşlarında ise soyut empati yeteneği kazanılır. Soyut empati, insanın kendisinden daha az imkana sahip kişiler için kaygılanması demektir. Bu gelişim süreci bize empatinin kendiliğinden gelişen bir duygudan ziyade, insanda potansiyel halde bulunan bir eğilim olduğunu göstermektedir. Acıma hissinin, duygusal, zihinsel ve sosyal empati haline dönüşmesi için eğitim gerekir.

Çocukların empatik, ilgili ve sorumluluk sahibi olmasını isterken, bunun çocuğun yaşına, cinsiyetine uygun beklentilerle mümkün olduğunu bilmeliyiz. Örneğin, erkek çocuklar fiziksel beceri gerektiren durumlarda daha kolay empati yaparlar. Küçük bir erkek çocuğun arkadaşına bisiklete binmeyi öğretmesi bunu gösterir. Kız çocuklar ise psikolojik desteğe önem verirler. Mesela, üzülen arkadaşlarını teselli ederler. Aslında her ikisinin de davranışı da kendi kimliklerinin gereğidir.

Empati, Yardımlaşmayı Gerektirir

Empati duygusunu yansıtan en önemli duygulardan birisi, küçüklerin birbirlerine bakarak ağlamalarıdır. İki üç yaşlarındaki iki kardeşten birisi ağladığında diğer kardeş de onunla beraber ağlamaya başlar. Çünkü bu dönemlerde ruh sağlığı yerinde olan bir çocuk, diğer kişinin duygulanımıyla kendi duygulanımını bir tutar. “Onun acısı ayrı, benim acım ayrı” bilgisi henüz beynine yazılmamıştır. Bu durum, çocuğun doğal sempatik eğilimidir. Sempatinin empatiden farkı, karşı tarafın hislerine aynı şekilde karşılık vermektir. Ama eğer çocuk ağlayan kardeşinin yanına giderek, onu rahatlatmaya uğraşırsa, empatik tavır sergilemiş olur. Zira empati kuran kimse, zor durumda olan kişiye yardım etmek ve iyilik yapmak ister.

İnsanlara empati yeteneği kazandırmanın, şefkati geliştirmenin ve merhameti doğru şekilde kullanmayı öğrenmenin en doğru zamanı, çocukluk çağıdır. Yetişkinlik dönemlerindeki çabalar, küçük yaşlardaki kadar iyi sonuç verememektedir. Hayatın ilk yıllarında öğrenilen duygusal empatinin, sonradan gelişecek zihinsel ve soyut empatiye çevrilmesi kolay olur.

Çocuklarda Doğru Empati

Çocukların empatiyi öğrenmesi esnasında annelerin yaptıkları yaygın bir hata vardır: Anne ağlayan çocuğunu kucağına alarak susturmaya çalışır. Böylece, o sırada diğer kardeşin ağlayan çocuğa yardım etmekle öğreneceği dayanışmayı bozmuş olur. Ne yapacağını şaşıran çocuk gider, şişman ayısına sarılarak onu okşar. Anne hiç farkında olmadan evladının empati duygusunu köreltir. Benzer olaylarda oyuncaklarına sarılan çocuklara bu açıdan dikkat etmek gerekir. Böyle durumlarda annenin yapması gereken şey, ağlayan çocukla beraber öbür kardeşi de fark etmek ve ona anlayabileceği bir şekilde kardeşi için endişelenmemesi gerektiğini anlatmaktır. Annesinden duyduklarıyla çocuk yardımlaşmayı, sevgiyi ve empatiyi öğrenir.

Ergenlik Döneminde Empati

Ergenlik dönemine gelindiğindeyse, gençler, ebeveynlerinin hatalı tutumları sonucu bazı yanlış davranışlar geliştirebilir. Mesela aileler, babasının cüzdanından para çalan çocuk ‘daha az miktarda para alsın’ diye düşünerek, açıkta bir yerlere ufak miktarda para koyarlar. Bu, çocuğun yanlış davranışının önüne geçmekten çok onun çalmasını teşvik etmektir. Veya hırçın ve saldırgan olan çocuğunun kötü davranışlarını önlemek isteyen anne, bir yöntem olarak susmayı tercih eder. Böylece ileri gitmesinden korktuğu şeyi önleyeceğini zanneder, ama olmaz. Çünkü çocuk, anneyle empati kuramadığından ona çektirdiği acının derecesini bilemez. Yapılması gereken şey, annenin çocukla ilişkisini bozmadan onda suçluluk, pişmanlık duyguları uyandıracak ve hatasını fark ettirecek şekilde davranmayı başarmasıdır. Aksi halde, ebeveynler bilinçdışı olarak çocuklarının şefkati suiistimal etmesine sebep olabilirler.

Diğer taraftan ailelerin ‘çocuğumu üzmemeliyim’ kaygısı ileri noktalara taşındığında, çocuğun üzüntüyle baş etme yetisinin gelişimi engellenir. Bu kişiler yetişkinlik dönemlerinde hep almak isteyen, vermekten hoşlanmayan, narsisist kişiler olarak karşımıza çıkarlar. Çünkü beyinlerine kendilerine verilen nimetleri başkalarıyla paylaşmak düşüncesi yazılmamıştır. Aileler çoğunlukla çocuklarına sevgi vermenin yeterli olacağını düşünseler de, doğru empatiyi öğretmeden sunulan sevgi çocuğu ancak bencil kılar.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Duyguların Psikolojisi Kitabından Alınmıştır