Çocuklar Arasında Adalet Ve Zulüm

218174

Çocuklar dış çevre ile iletişime geçerek, etkileşimlere maruz kalıncaya kadar her tür bilgiyi aileden alır. Tüm davranışları aile tarafından geliştirilir.

Hayata, insan ilişkilerine, eşyaya ve tüm olaylara karşı bilgilenme ve bunlara karşı doğru ya da yanlış davranışlar geliştirmek; kişilik yapısı, genetik faktörler, çevre etkisi gibi birçok etmene rağmen büyük oranda ailenin sorumluluğunda gelişir.

Çocuklar dış çevre ile etkileşime geçinceye kadar aile bireylerinin duygu, düşünce ve davranışlarına doğrudan maruz kalarak, kişilik ve davranış geliştirirler. Ailede ebeveynlerin ortaya koyduğu tavır ve davranışların çocukların dünyayı, hayatı algılaması, doğru ve yanlışı öğrenmesi, değer ve yargılara sahip olması açısından büyük bir etkiye sahiptir. Çocuğa  verilen değer çocuğun benlik algısını oluşturur.

Çocuk dünyaya geldiği andan itibaren ailenin biriciğidir. Bütün sevgi, ilgi, şefkat onun üzerindedir. Tüm koruma, kollama, övgü, merhamet, ailede yeni doğan çocuğun üzerinde toplanır. Ailenin ilk çocuğu bu açıdan sadece anne babanın değil eve gelen herkesin ilgi odağındadır. İlk çocuk bu süreçte ebeveynlerin sevgi ve ilgisi için fazladan bir şey yapmak zorunda değildir. Zaten tektir, sevimlidir, her yaptığı ilgi çekmektedir. Ailedeki ilgi, sevgi ve şefkatin tamamı kendisine aittir. Dolayısı ile sevgi, şefkat ve merhamet gibi duygularda sonsuzluk ve sınırsızlık vardır, bölünme ve kısıtlanma yoktur. İlk çocuk için sevgi, şefkat ve merhamet duygularında olduğu gibi adalet duygusu da bu sonsuzluk ve sınırsızlık duygusu ile gelişir.

Çocuk anne babanın yanında bölünmemiş, sınırsız sevginin ve ilginin odağındadır. Bilgi, duygu ve davranış gelişimi bu atmosferde gerçekleşir. Çocuk bu ilgi ve sevginin, şefkat ve merhametin eksileceğini, tükeneceğini, bölüneceğini hiç düşünmez.

Aileye yeni bir birey geldiğinde işin rengi değişir. İlgi ve sevginin tek öznesi olan, ailenin daima merkezinde yer alan birinci çocuk adeta aile içindeki yeri ve iktidarını yitirme duygusu ile karşı karşıyadır.  Ve buna hazır değildir. Ailenin biriciği olan ilk çocuk artık biricik değildir. Her türlü duygusal etkileşimde bir tek ve yegane iken artık bir tek ve yegane değildir. Çocuk anne, babası ve dış dünyayı kendisine karşı eksildiğini düşündüğü ilgi, sevgi, şefkat ve merhamet gibi duyguların penceresinden görmeye başlar. İnsan fıtratında bulunan kıskançlık duyguları tebellür eder.(İnsanda kötü duygu yoktur kıskançlıkta tüm duygular kadar doğaldır. Ancak bu duygunun iyi yönetilmemesi problem oluşturur. )

Bir yandan yeni durumu anlamaya, algılamaya çalışırken diğer yandan eski iktidarını koruma güdüleri çok güçlüdür. Yeni bebek artık ilgi odağıdır. Ebeveynler doğru davranışlar geliştiremezler ise ilk çocuk için duygusal depremler yaşanacaktır. Eğer anne baba çocuğun duygu dünyasında var olan kıskançlık ve adalet duygularına gerekli hassasiyeti gösteremezse çocukta o güne kadar oluşmuş olan sevgi ve adalet algısı erozyona uğrayacak, nefret ve zulüm zorba davranışlar oluşmaya başlayacaktır.

Bu yüzden anne baba ikinci çocuk dünyaya gelmeden önce ilk çocuğu bu duruma hazırlamalıdır. Paylaşmak ve sorumluluk üzerine küçük davranışlar geliştirilmeye çalışmalıdır. Her ne olursa olsun anne babanın çocuk üzerinde sevgi ve merhametinin eksilmeyeceği hissettirilmelidir. Yeni gelecek olan kardeşin de sevgi ve ilgiye, şefkat ve merhamete ihtiyacı olacağının algılanmasına yardımcı olunmalıdır.

Yeni kardeş aileye katıldıktan sonra büyük kardeşin abi ya da abla veya oyun arkadaşı rolü üzerinde durulmalı, verilen küçük sorumluluklar sonucunda kendisinin aile içinde ne denli önemli bir yere sahip olduğu hissettirilmelidir. Yeni durum karşısında ailenin biriciği olmaya devam ettiği ancak bunun yanında abilik-ablalık gibi sorumluluğun da oluşmaya başladığı öğretilmelidir. Ancak; yeni oluşan abilik ablalık rollerinin eğlenceli yanları üzerinde durulmalı angarya işleri vermemelidir. Yeni doğan bebeğin diğer odadan bezini getirme sorumluluğu pek de eğlenceli olmayacaktır

Bu aşamadan sonra anne babaya kardeşler arasında sevgi ve ilgiyi adaletli bir şekilde paylaştırmak gibi hassas ve önemli bir görev düştüğü akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü bu yeni durum; ilk çocuk için paylaşmak, adalet, sorumluluk gibi yeni duygularla karşılaşmak anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kıskançlık, haksızlık ve nefret gibi olumsuz duyguların tetikleyicisi bir durum oluşturur. Bu yeni duruma uyum sağlamak konusunda anne baba fazlası ile çaba harcamak zorunda kalacaklardır.

İlk çocuk bu aşamada kendisinin haksızlığa uğradığını, sevgi ve merhametten yoksun bırakıldığını sadece yeni gelenin sevildiğini düşünmeye başlar. İşte kıskançlık ve nefret gibi olumsuz duygular bu aşamada çocuğun duygu dünyasında kendini gösterir. Anne babasının bundan önce kendisine sınırsız ve sonsuz bahşettiği kocaman dünya küçülmeye, bundan önce sevgi ve ilgi ile dolu bu ev daralmaya başlamıştır.

Daha çok ilgi ve sevgi için bir şeyler yapmalıdır. Bu süreçte eski sevgi ve ilgiyi muhafaza etmek ve kendisince hak ettiği adaleti sağlamak için yeni şeyler denemelidir. Yeni gelene ilgi göstermesi ona bir müddet popülerlik kazandırsa da yeterli olmayacaktır. Hasta olmak eskiden olduğu gibi ilginin üzerinde toplanması için önemli bir etki yarattığını gördüğünde sık sık hastalanmaya başlar. İlgiyi yeniden üzerinde toplayacağı düşüncesi ile yeni ve farklı davranışlar dener. Her defasında beklediği neticeyi elde edemediği algısı ağır basar.

Bu aşamada anne baba hem ilk çocuk ve hem de sonraki çocuklarda aile (takım) ruhunun gelişmesi için çaba harcamalı, ailedeki hiçbir bireyin diğerinden daha az sevilmediğini göstermelidir. İlerleyen zamanlarda kardeşler arasındaki çeşitli çatışma dönemlerinde sorunları çocukların kendilerinin çözmesine fırsat tanımalı, olayları biraz daha mesafeli takip etmeli ve taraf olmam aya özen göstermelidir. Güçlüden ya da zayıftan yana olmak yerine haklıdan ve adaletten yana olduğunu hissettirecek davranışlar geliştirmelidir. Kardeşler arasında bencilliğin değil paylaşmanın, rekabetin değil adaletli olmanın değerli olduğu gösterilmelidir. Bencilliğin zulüm ve haksızlığı, paylaşmanın ise sevgi ve adaleti gerçekleştireceği öğretilmelidir.

Ebeveynlerin çocuklar arasındaki hak ve adalet gibi değerler ile sevgi, şefkat ve merhamet gibi duyguların doğru bir şekilde gelişmesi için onlarla daha fazla zaman geçirmeleri, oyunlarında yer almaları bu noktada büyük bir önem taşır. Toplu olarak hareket etmek, tüm bireyler ile ortak işler yapmak, birlikte bir yerlere gitmek takım ruhunun gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Aile içinde küçük görev ve sorumluluk dağılımları yapmak bu aşamada bireylerin birbirleri ile yardımlaşma ve dayanışmasının kavranması açısından önemlidir.

Çocuğun diğer kardeşiyle ilgili duygularını ifade etmesine yardımcı olmalı duygularından dolayı ayıplanmamalıdır. Bu duygunun olabileceğini çünkü kendisini belki arkada kalmış, belki az sevilmeye başlanmış olduğu düşüncesinden dolayı böyle hissettiği konusunda yardımcı olunmalı, duygularının nedenleri ve bunların çözüm yolları ile ilgili birlikte yeni davranışlar geliştirilmelidir.

Çocuklar kavga ve çatışma haline girdiklerinde müdahale etmek yerine kendi içlerinde çözüm üretmelerine fırsat verilmelidir. Öfke ve kızgınlık halinde iken onların arasında olmak bir taraf olmak durumu doğuracağından yatışmaları beklendikten sonra durumu kendilerinin yorumlamaları sağlanmalı anne babanın bir tarafta yer almak yerine adaletle birbirleri arasında davranış geliştirmenin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Çocukların genelde problemlerinin kaynağında anne babanın davranışlarından oluşan rekabete bağlı olduğu unutulmamalıdır.

Çocuklar arasında kıyas yapılmamalı, kardeşlerden biri odasını düzenliyor diğeri dağınık bırakıyorsa ‘kardeşinin odasına bak bir de senin odana bak’ yerine düzen oluşturmada daha fazla yardıma ihtiyacı olduğu görülerek küçük parçalara bölünmüş görevler verilip bu görevlerden yapabildikleri üzerinde durulmalı bu davranışı takdir edilmelidir. Yapamadıkları üzerinde durulmamalıdır.

Her kardeşin aynı anne babanın çocukları olmasına rağmen farklılıkları olacağı unutulmamalı birinin gösterdiği beceri, başarı diğerinden beklenmemelidir. Çocuklardan birinin gösterdiği başarı abartılı bir şekilde takdir gördüğünde bu başarıyı elde edemeyeceğini bilen çocuk mücadele etmekten, çaba sarf etmekten vazgeçecektir. Çaba gösterip başaramamaktansa çaba göstermediği için başaramamış olmayı daha kabul edilebilir bulacaktır.

Sürekli küçük olan korunmamalı, oluşan herhangi bir problemde gizli de olsa taraf tutulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuklar söylediklerimizi değil davranışlarımızı yüz ifadelerimizi değerlendirirler. Bazen çocuklarımızdan birine, bize benzediği için veya kendimizde sevmediğimiz özelliklere sahip olduğu için daha özellikli davranıyor olabiliriz.

Çocuklara olan sevgi ilgi eşit olmayabilir ama unutulmaması gereken sevgileri nasıl olursa olsun onlara karşı adil davranma gerekliliğimizdir. Ve anne babanın aile içindeki çocuğa karşı tutumu, çocuğun dış dünyada öteki insanlara karşı tutum ve davranışlarının belirleyicisidir.

Psikolog Fethiye Zalım Başbekleyen