Çocuk Ve Samimiyet

Mü’minin niyeti (maksat ve ihlâsı) amelinden hayırlıdır.
(Câmiü’s-Sağîr, 4/3810)

Samimiyet, Allah cc nazarında amellerin kıymeti, onların ortaya çıkmasına sebep olan niyet ve ihlâs ile ölçülür. Kulluğun gayesi de Allah (cc)’ın rızasını kazanmak ve ebedi saadete ermek değil midir?

“Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)

Belki Allah (cc)’ın bu nazargahına girmek samimi ve içten niyetlerle doğal ve katıksız yaşama prensibi, çocuk samimiyetiyle örtüşmektedir.

Birçoğumuz samimiyet ve ihlasın bu gücünden haberdar değiliz. İnsan ve İslam kimliğimizi böylece yeniden değerlendirmek, hayatımıza değer ve anlam katacaktır. Gözden kaçırdığımız ise samimiyet ile kazanılabilen bu özellikleri çok farklı yerlerde ve tavırlarda aramaktır. Önce rabbimize karşı göstereceğimiz samimiyet, devamında kendimiz, çocuklarımız, eş, dost ve akrabalarımızla bu bağı kurabilmeyi kolaylaştıracaktır. Karşımızdaki kişileri etkilemek için yapmacık tavırlara başvurmak, en çok hangi tavırlardan, hangi düşüncelerden etkileneceğini düşünerek, içimizden gelmediği ya da o şekilde düşünmediğimiz halde, karşı tarafı hoşnut edebilmek için o şekilde görünmeye çalışmak; iç huzurumuza ters düşmektedir. Her insanın birbirinden çok farklı karakter özelliklerine sahip olması nedeniyle de, herkesin yanında farklı bir kişiliğe bürünmeye, farklı tavırlar sergilemeye, farklı düşünceleri savunuyormuş gibi görünmeye çalışarak bu samimiyetsiz yaklaşımla ikiyüzlü davranışlar içine gireriz. Oysa Allah (cc) yaptıklarımızdan habersiz değildir.

Dolayısıyla içten gelmeyen bu yapmacık tavırlar, kişinin gerçek karakterini yansıtmadığı için kişiler üzerinde de beklenilen etkiyi oluşturmaz.

Çocuklarda küçük yaşlarda kazandırılan üst düzey ahlaki bilinç ve değerler ancak ailede kazandırılır.

Müslüman ebeveynler olarak, samimiyet, fedakârlık, sevgi-saygı, nezaket, cesaret, tevazu, kanaat… gibi kavramların ete-kemiğe bürünmesi, bireysel ve toplumsal yapının yaşayarak içselleşmesi neslimizin hayrı ve korunması için başlıca görevimiz olsa gerek.

Atamız Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığı, daha sonraki nesillerin dünyaya geliş şekli, doğduğu zamanki hali, yıllarca süren acizliği ve insanoğlunun zayıflığı hatırdan çıkarılmamalıdır. İşte o zaman insan kibir ve gurura kapılmaya hakkı olmadığını daha iyi anlar.

Tevazu alçak gönüllü olmak demektir. Daha geniş manasıyla söyleyecek olursak, hakkı ve haklıyı kabul etmek ona boyun eğmektir. Hak ve doğru olan bir şey, yaşça büyük veya küçük, insanlar arasındaki itibarı bakımından üstün veya üstün olamayan, kim tarafından ortaya konmuşsa, itiraz etmeden kabul etmektir. Böylesine teslim olan kimselere de mütevazı denir.

Aslında Müslüman da gerçekten teslim olandır.

Şifadır samimiyet. Kur’an’a tam tabi olan, Allah’a aşkla bağlanan, Resulünü gönülden seven insan için en güzel müjdedir. Allah’ın samimi kulu için hazırladığı “manevi bir rızık”, hem dünya hem ahiret nimetidir. Allah’ın kurtuluş için gösterdiği en önemli yoldur.

Bugün insanlığın en büyük sorunu Kur’an merkezli hayat algısından mahrum olmasıdır. Samimiyetin yaşanmasında en büyük engeldir.

Kuran-ı Kerim’deki iyi insan özelliklerini yaparak yaşayarak duyu ve oyun etkinlikleriyle okul öncesi eğitimi temel alarak her yaşa uygun çalışmalar yapmamız zaruret halini almıştır.

Genellikle çocukların, davranışlarına, duygularında samimiyet doğal yaşanır. Soru sorana bakmadan “Kimi seviyorsun?” sorusuna gerçekten sevdiklerinin ismini söylerler.0-6 yaş taki bu halis ve samimi duygularını kendi ihtiras ve yönlendirmelerimizle gölgelemek aslından uzaklaştırmamak samimi ebeveynlerin kulluk ve emanet bilincidir.

İlerleyen dönemlerde çevredeki, özellikle ebeveyn ve sosyal çevredeki tutarsız, içten olmayan davranışlar çocuğu etkilemekte, samimiyetten uzaklaştırmaktadır. Hayatın maddi beklentilere ve şartlı sevgilere bağlanması karakteri olumsuz etkilemekte, fıtrattan uzaklaşan çocuk robot davranışlar içerisine girmektedir.

Peki, çocukluktaki samimiyetin, yetişkinliğe giderken kaybolmasına sebep olan ne? Ne oldu o samimi çocuklara? Erken yaşta masumiyet kaybı ve vaktinden önce fazla bilgi, toplumsal ilişkilerde olması gereken samimiyetlerden karşılıklı çıkar paylaşımlarına doğru hızla geçen bu ömürde belki de fark edemediğimiz gerçekler arasına girmektedir. Belki kendimizi karşılık beklemeden iyilik yapmak, duygularımızı abartısız yaşamak ve çok şükrederek farkındalığımıza katkıda bulunabiliriz.

İçtenliğimiz, etkili olmakta, iyiyi ve güzeli hâkim kılmada takibi kolaylaştıracaktır. ‘’Seven takip edilir’’ düsturuyla hareket etmek yerinde olacaktır. Öyle ki; yakın çevresindeki yetişkinler, ilişkilerinde samimiyet duygusuna, doğal ve içten davranışlara ne kadar yer verirlerse, muhtemelen çocuklar için de samimiyet duygusu o denli önemli olacaktır.

Şehirleşme ile yaşam alanlarımız küçülmüş, akraba ve komşuluk ilişkileri zayıflamış ve bu şartlarda çocuklara samimiyetin doğal ve yaşayarak öğretilmesini zorlaşmıştır. Akraba bağlarını, komşu ve yakın çevre ilişkilerini kuvvetlendirmek ve bu anlamda network ağımızı genişletmek güzel erdemleri kalıcı ve yaşanılır kılacaktır.

Hepimiz idaremiz altında olanlardan sorumluyuz, bu sorumluluğun aslı da samimiyettir. Haklarımız sorumlulukları beraberinde getirir. Düşünün bir, insan içinden gelmediği sürece sorumluluklarını nasıl devam ettirebilir? Ancak severek, içten ve samimi duygularla sorumluluklarını yerine getirebilir.

Eğitimci Zühal Parlar