Çevre ve İnsan

İnsanlar, ekosistemlerdeki doğal varlıklarla iç içe yaşarken zamanla teknolojinin gelişmesi ve doğal kaynakların bilinçsiz kullanılması sonucu doğanın dengesi bozulmuş ve birçok çevre sorunu ortaya çıkmıştır.

Günümüzde tarıma dışarıdan yapılan müdahaleler,hormonlu gıdalar, bilinçsiz ve dikkatsizce tarım ilacı kullanımı, katkı maddeli gıdalar insan sağlığını ciddi olarak tehdit ediyor.

Yapılan bir araştırma, tarımda kullanılan bazı ilaçların östrojenik etkiyi artırarak kız çocuklarda erken adet, erkek çocuklarda meme büyümesi yaptığını ortaya koyuyor. Adet döneminden sonra kızlar ancak 5-6 santimetre boy atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunuyla karşı karşıya kalabilir.

İlaçlama ile çevredeki bir göl ve paralel olarak o gölde yaşayan canlılar zarar görebilir. O gölün suyunu kullanan insanların zarar görebileceği gibi, gölden avlandığı bir balığı yiyen kuş bambaşka bölgelere hastalık taşıyabilir.

Eskiden atalarımızın yaptığı ve bize unutturulan tarımın, bazı uygun teknolojik olanaklardan da yararlanarak yapılması sonucu tekrar sağlıklı ürünler yetiştirmek mümkün.Günümüzde bunun adına organik tarım deniyor.

Organik tarım tamamen doğal yöntemlerle, sanayi bölgelerinden uzak, kimyasal ilaç, suni gübre ve hormon kullanılmadan yapılan tarımdır.

Klasik tarım metodunda ürün kalitesi değil, ürün miktarı önemli iken, organik tarımda ürünün kalitesi önemlidir. Çevreye de dost bu tarım yönteminde doğal metotlar kullanıldığı için uzun vadede toprağın da verimi artmakta ve üründe miktar artışı da sağlanmaktadır.

Son yıllarda gerek tarımsal ilaçların, gerekse gübrelerin bilinçsizce kullanımı bitkisel üretimde miktar artışının yanında kalitesiz ve insan sağlığını tehdit edecek ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Modern toplumlarda insanlar doğal gıdaların tadını ve kokusunu unuttu neredeyse. Artık çoğumuz hangi sebze ve meyvenin hangi mevsimde yetiştiğini bilmiyoruz bile. Çünkü marketlerin raflarında artık her mevsimde her türlü gıdayı bulmak mümkün. Ancak çoğu hormonlu olan bu gıdalar aslında insanlığı ciddi bir biçimde tehdit ediyor

Sağlıklı bir insanda, doğumdan itibaren gerekli bütün hormonlar, gerektiği miktarlarda salgılanarak, vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlıyor. Ancak, normal bir şekilde çalışan bu mekanizmaya, beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere, dışarıdan farklı ve vücuda zararlı müdahaleler yapıldığında sistem bozulabiliyor. Hormonlu, katkı maddeli gıdalar, kirli hava, radyoaktif maddeler kısacası modern yaşam koşulları bu sistemi bozan en önemli etkenler.”

Sıklıkla tüketilen hormonlu gıdalar, vücuttaki hormon dengesinin ve bağışıklık sisteminin bozulmasına, şişmeye, yağlanmaya ve hücreleri zayıflatarak kanser yatkınlığını artırmaya neden olur.Uykusuzluk, yorgunluk, baş ağrısı, egzama, hafıza kaybı ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, bağışıklık sisteminde zayıflık, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, safra taşları ,obezite de hormonlu gıdaların yol açtığı hastalıklardandır.

Hormon takviyesi özellikle zamansız yetiştirilen ürünlerde çok fazla uygulanıyor. Bu nedenle, artık her mevsim her şeyi bulabiliyor olsak da, meyve ve sebzeleri normal zamanlarında tüketmeye çalışmalıyız. Manavda ve pazarda bolca satılan ve tüketilen meyve sebzelerin fazla hormon taşıyıp taşımadığını öğrenmek için iyi bir gözlemci olmak ve şekillerine bakmak gerekiyor.

O halde ezber bozmak lazım. Çevremizdeki çeşit çeşit yiyeceklerin, içeceklerin cazibesine kapılmadan, bedenimizin ihtiyacı olan faydalı gıdaları özenle seçip, aşırıya kaçmadan, israf etmeden tüketmeliyiz.

Sofralarımızı çorbasından etli yemeğine, zeytinyağlısından tatlısına varıncaya kadar çeşit çeşit yiyeceklerle donatıyor,sonrada ayrı ayrı koca servis tabaklarına tepeleme doldurup mideye indiriyoruz.Peşinden şişkinlik,hazımsızlık çekiyoruz. Ondan sonra mide, bağırsak rahatsızlıkları, kalp, damar hastalıkları ve en önemlisi obezite gibi hastalıklar karşımıza çıkıyor.

Günde üç öğün sanki bir kural varmış gibi acıksak da acıkmasak da sofralar bu şekilde kuruluyor ve yemekler yeniliyor. Ramazan sofraları da aynen böyle,akşama kadar nefsimizi yeme,içmeye kapatıyoruz ama akşam hazırladığımız iftar sofraları, nefsimizin çektiği her türlü yiyecekler, tatlılar akşama kadar çekilen açlığı fazlasıyla ödüllendiriyor.

Davetlerde “desinler” diye sofralar donatılıyor, çoğu yenmiyor, belki de dökülüp israf ediliyor.

Çarşı, pazar, market gezerken, ne görürsek alıyoruz. İhtiyaç olup olmadığına bakmıyoruz.

Can ve hayat, kişiye Allah’ın bir bahşı ve bir çeşit emanetidir; beden ve a’zalar, hisler, yetenek ve beceriler de öyle… Hiçbir kimse, “Bu kendi bedenimdir ne istersem yaparım, istersem asar, istersem keserim!” diyemez; canına kasd edemez, hayatına son veremez, sıhhatini tehlikeye düşürecek işler yapamaz, kendi kendine işkence edemez, azasını kesip biçip yararlayamaz. Emaneti hoşça koruyup kollamalıdır…

YEME ALIŞKANLIĞINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

-Yemeğini yemekte sorunlar yaşayan çocuklara bağırıp çağırmak, azarlamak, yemeği zorla ağzına tıkmak çocuğun ilerde yeme bozukluğu yaşamasına neden olur. Bunun yerine davranışı yönlendirmede alternatif yöntemler geliştirilmelidir.

-Yemekleri okul öncesi yaştaki çocuğa uygun porsiyonlar halinde sunun. Okul öncesi çocuklara uygun porsiyon miktarı genellikle yetişkin porsiyonunun yaklaşık dörtte biri kadardır. Büyük porsiyonlar çocuğu sıkabilir ve böylece daha az yemesine neden olabilir. En iyisi küçük miktarlarda sunmak ve bitirdiğinde, daha fazla isteyip istemediğini sormaktır.

-Tabağındaki yemeklerden hangisini yiyeceğine ve ne kadar yiyeceğine çocuğunuzun kendisinin karar vermesini sağlayın. Hiçbir şey yemezse, sorun etmeyin. Bir sonraki öğün ya da atıştırmada nasıl olsa acıkmış olacak.

-Çocuğunuzun midesini sıvılarla doldurmasına izin vermeyin. Bu yaştaki bir çocuğun yeterli kalsiyum ve diğer gıdaları alması için 450-650 ml. süt içmesi yeter. Çok fazla meyve suyu ishal veya diş çürümesine yol açabilir, hayatın ileri yıllarında obeziteye neden olabilir. Çocuğunuz susadığında meyve suyu yerine su verin.

-Pazarlıktan (örneğin “sebzeni yersen çikolata vereceğim” gibi) veya ısrardan (“sadece bir kaşık daha” gibi) kaçının. Araştırmalar, bu tekniklerin geri teptiğini ve çocuğun daha da az yemesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Çocuğunuz yemeğinin bittiğini söylediğinde masadan kalkmasına izin verin, ancak yemeğinin bıraktığı kısmını telafi etmek amacıyla sevdiği diğer şeylerden vermeyin.

-Eğlendirerek yedirmek: Şarkı söyleyerek, dans ederek, televizyon seyrettirerek, peşinde dolaşarak ya da benzeri hareketlerle ilgisini başka yönlere kaydırma yoluyla çocuğa yemek yedirmeğe çalışmak doğru değildir.

-Acele ettirmek ya da oyalamak: Çocuk yemek yerken çok acele ettirmek, gereksiz yere oyalanmasına göz yummak uygun bir tutum değildir.

Yeni yiyecekleri kabul ettirmek özellikle zor olabilir. Bunun için birkaç öneri:

• Yeni yiyecekten çok küçük bir porsiyonu çocuğunuzun sevdiğini bildiğiniz bir yemeğin arkasından verin.
• Çocuğunuzu bu yeni yiyeceği yemeye zorlamayın ve bu nedenle bir tartışmaya girişmeyin.
• İyi bir örnek teşkil edin ve bu yeni yiyecekten iştahla yediğinizi görmesini sağlayın.
• Vazgeçmeyin. Çocuğunuzun yeni yiyeceği kabul etmesinden önce aynı yiyeceği 10 veya daha fazla kez sabırla sunmanız gerekebilir.
• Market alışverişine beraber gitmek ve yemekleri birlikte hazırlamak da genellikle işe yarar.
• Markette çocuğunuza farklı yiyecek türlerini ve özellikle de sebze ve meyveleri gösterin. Bunların renk ve şekillerini belirtin.
• Masada kullanmak istediği tabak ve bardağı seçmesine izin verin.

• Çocuğunuza yemek seçenekleri sunun.
Akşam yemeği için ne pişireceğinize çocuğunuzun karar vermesine izin verin. Birkaç yemek önerisinde bulunun ve bunlardan birini seçmesini isteyin. Örneğin, akşam sebze yemek isteyip istemediğini sormayın. Bunun yerine örneğin bezelye mi, yoksa yeşil fasulye mi istediğini sorun. Böylece hem yemeği o seçmiş olur, hem de ne yiyeceği konusunda belli bir kontrole sahip olmuş olur, ancak yemekte sebze olacağı mesajını da almış olur.

• Mönüyü belirleme yetkisinin size ait olduğunu unutmayın.
Her şeyden önemlisi, mönüyü belirleme yetkisinin size ait olduğunu unutmayın. Sırf çocuğunuz sunduğunuz seçeneklere burun kıvırdı diye mönüyü değiştirmeyin. Hızla verilen siparişleri hazırlayan bir aşçı gibi davranmayın. Ne kadar zor olsa da, ileride yaşanacak yemek savaşlarının (ve her akşam iki-üç ayrı kişi için farklı yemek hazırlama zorluğunun) önüne geçmek için okul öncesi dönemde çocuğunuza sağlıklı yemek alışkanlıklarını kazandırmanız çok önemli.

Şenay KAÇAR