Çevre Ve İnsan İlişkisi

Her şeyde olduğu gibi İslam dini, çevre konusunda da ölçüyü koymuş, sınırları belirlemiştir. Fakat Allah-u Teâlâ’nın ilmi sınırsızdır. İnsanın çevresinde görebildiği ve göremediği her şeyi Allah (cc) yaratmıştır. Kâinatın, galaksilerin, gezegenlerin, canlıların, hatta tek bir hücrenin olmadığı bir zamanda Allah dilemiş ve “ol” emriyle, atomlardan, moleküllerden, hücrelerden, canlılardan, gezegenlerden, yıldızlardan, galaksilerden, oluşan kusursuz bir sistem oluşturmuştur. İnsanlığın binlerce sene sonra bir kısmından haberdar olduğu makro ve mikro âlemler Allah’ın tasarladığı sistemlerdir. Ve O’nun belirlediği kanunlara tabidir.

Kâinat bir ahenk ve uyum içerisinde yaratılmıştır. Canlılar içerisinde her şey emrine bağlı kılınan insan, vahye tabi olduğu müddetçe kâinatla barışık ve müspet bir tablo çiziyor. İlahi olandan uzaklaştığı oranda da bir diğerini törpüleyen bir sömürü sürecini de başlatmış oluyor.

Ay, güneş, yıldızlar, yeryüzü, bitkiler, hayvanlar, gemiler, sayısız nimetler verilen insan nefsanileştikçe bu bencilliğini tabiata da aktarıyor. Fıtrî olanla barışık olan tabiat ise bu bencilliğe gereken cevabı veriyor. Böylece insan düşünen, akleden varlık olması sebebiyle olumlu, olumsuz etkileşimin kaynağı haline geliyor. Hâlbuki kendisi de bu durumdan ruhen ve bedenen zarar görüyor.

Kuran-ı Kerim’de ( 67/1-5 ) ” Bütün bu gökleri Allah Teâlâ rahmet ve ihsanının eseri olarak hepsinin üstünde kendisinin birliğini, kudret ve izzetinin büyüklüğü ile merhametini tanıtmak üzere yaratmış ve o hikmet ile onları tabaka tabaka çeşitli boyut ve genişlikte halk etmekle beraber hepsini hem bir diğerine uygun, hem bize uygun bir nizam, bir görünüm ve değişmez bir uyum ve ahenk içinde yaratmıştır. ” buyrulmaktadır.

Ondan dolayı ey muhatap! Yeryüzünde sen onları o ahenk ve nizamla kuşatılmış bir birlik içinde görür ve onlardan Rahmân’ın rahmetini sezerek ona ulaşmak için aykırı gitmeyip, birlik düzeni ile hareket etmenin gerekli olduğunu anlayabilirsin.

Bak, o Rahmân’ın yarattığında bir nizamsızlık, bir münasebetsizlik göremezsin, haydi o Rahmân’ın sende yaratmış olduğu gözü döndür de bak, hiçbir fütûr, yani birlik düzenini bozan veya seni onların ötesine geçiren bir çatlak, bir kusur, bir delik, bir bozukluk görebilir misin? O halde sen gözünü açacak, o rahmet nizamından istifade ile en yararlı işe koşacak, yükselecek yerde, ona gözlerini yumup küfür ve isyan ile o nizamı kaldırmaya ve mülkün dışına çıkarabilirmişsin gibi kafa tutmaya nasıl cesaret edebilirsin?

Rahmân’ın yarattığı yaratılış nizamının, içinden çıkılmaz genişliği ile beraber en derin bakışlarla bile O’nun birliğini bozacak bir ayıp ve kusur bulmak ihtimali olmadığı aşikârdır.

Küfür ve şirk ile onun galibiyet sahasından çıkmak isteyenlerin çabalamalarına rağmen ondan kurtulabilecek veya aşılabilecek en cüz’i bir yarık, bir delik bulabilmelerine imkân yoktur.

Bu hakikati, göz ve sezgi gücü olanların yine Rahmân’ın rahmet eseri olarak subjektif ve objektif bir birlik nizamında birleştiren bilgi ışığıyla kâinattan kendilerine geçerek kalplerinde bulabileceklerini, nazarî olarak tanıttıktan ve göğü yere indirdikten sonra bu defa da yerden göğe, nefisten Allah’a, yokluktan ebediliğe, alçaklıktan yüceliğe amelî olarak yükseltmek için maddî, manevî, nur ve nâr, müjde ve korkutma şimşekleriyle en yakınımızdan bakışlarımızı kuşatıp duran dünya semasının süslü çekimi ve güçlü itmesiyle donatılmış güzel manzarasına idare ve inzibat tarzına dikkatimiz çekiliyor.

Güzellikle çirkinliğin, iman ile küfrün, doğrulukla şeytanlığın sonuçlarını mukayese ile ferdî ve ictimaî hayatta müjde ve tehdid ile vazife hissini heyecanlandırmak ve güzel bir intizamla çalışma ve iş yapmaya teşvik için emrediliyor. Bu dünya içindeki nimetlerle birlikte insana verilmiştir, fakat emanet olarak verilmiştir. Yoksa hoyratça kullanıp kendi mülkü imiş gibi hareket etsin, bozup ifsat etsin diye değil…

Göğü nice nice kandillerle donatıp süsleyen Allah’tır. Hakk’ın emriyle nurları oynatan, hararetleri kaynatan, karanlıkları dağıtan, bulutları süren, gürültüleri çıkaran, şimşekleri patlatan, yağmurları arzımıza, tadını ağzımıza, rüzgârı ciğerlerimize, kokuyu burunlarımıza, sesi kulaklarımıza, nuru gözlerimize, şuuru gönüllerimize indiren melekler, hâsılı gözümüzü gönlümüzü açan, yolumuzu gösteren kandiller ondadır. Evet, bakıp duruyoruz ki, yıldızlar yeryüzü ile gök arasında fezada asılı kandillerdir.

Ayet-i Kerime’de yürüyün, çalışın, yiyin ama bu kuvvetleri ve selâhiyetleri size veren Allah’ı ve ölümü unutmayarak ve ona hesap vereceğinizi düşünerek hareket edin. Haksızlık, tecavüz, israf, zevk ve eğlenceye dalmak gibi kötü gayeler için değil, Allah için ve Allah’a gideceğinizi hesap ederek, kısacası Allah’tan korkarak yürüyün ve yiyin denmektir.

Bunların gerek fert, gerek cemiyet açısından mühim bir uyarı olduğunu unutmamak icap eder.

(Bakara, 2/29) âyetinde işaret edildiği gibi biz yerin omuzlarında yürürken yalnız yerde değil, onunla beraber göğe doğru da yürümeye ve bu suretle semadan havamızı ve ışığımızı ve diğer maddî ve manevî ihtiyaçlarımızı bildiğimiz ve bilmediğimiz yollardan almaktayız. Binaenaleyh bu yürüme ve yemenin gaflet ve alçaklıkla değil, büyük bir uyanıklık ve yüksek bir hayat gayesiyle olması lazım gelir ki, o da, Allah için iyi niyet taşıyarak ahirete yönelik maksatları gözetmek ve Allah’ın mülkünde o suretle mertebeye ulaşmaktır.

Nitekim bir hadis-i şerifte: “Göklerin ve yerin varlığını sürdürmesi adaletledir.” buyurulmuştur. Her şey fıtratı istiyor. Yaratanın koyduğu ölçülerin aşıldığı her saha, nefsin hâkim kılındığı her hedef, kesin bir hüsranı getiriyor. Bir kap sadece içinde olanı dışarı sızdıracağından, çevre sorunları da insan ruhunda oluşan ve oluşmakta olan kirlenmenin tabiata yansımasından başka bir şey değildir. Çevrecilik moda değil, gerekliliktir. Batı dünyası çevreci gibi görünürken, aslında dünyanın kirliliğinin de müsebbibidir.

Ne var ki insan nefsini tanıyıp arındırmadıkça, yaratılanı yaratandan ötürü sevemeyecek ve yaratılanların da kendisinden hakkını alacağı ” O gün” e inanmadıkça tabiatla bir sulha varamayacaktır.

Nezahat Külekçi

 

KAYNAKLAR:

Hak Dini Kur’an Dili, M. Hamdi Yazır

Kur’an İslam İnsan, Şahver Çelikoğlu

Kadın ve Aile Dergisi 86-122.sayıları