Cesaretin İzdüşümü

Allah yoktan var ettiği evrende en değerli varlık olan insanı yarattı. İnsanlar içerisinde de en mükemmel özelliklerle Hz. Muhammed(sav)’i donattı. Tüm evrene bu donanımın bir yansıması olacaktı. Çünkü evren ve içindekiler buna muhtaçtı. Düşünen, akleden, duygulanan insana bir rol model gerekiyordu.

O model; aklıyla, duygularıyla, tüm vasıflarıyla, mutlak yaratıcısıyla tam irtibatlı olduğu için değerlidir. Tüm özelliklerinde ölçü hâkim. Temsil ettiği dinin ölçülü olmasına uygun bir değer. Ahlaki değerler açısından bakıldığında Efendimiz(sav), her yönüyle ilahi mesajın açılımı. Var edenin, tüm elçilerine yüklediği sorumlulukları en zirvede taşıyan, Yaradan’ına muhabbeti zirvede, O’na, dinine, ümmetine tüm donanımıyla hizmette olan bir Peygamber. Cesaretini, gücünü O’na olan aşkında bulan bir elçi. Cesaretli olmak, kendini tanımak, bilmek demektir. Kendini bilen Rabbini bilir. Her istidanın kaynağını en güçlü olana bağlayınca bağlar kuvvetlenir.
“Kaviyy(cc) olan ki gücüne sınır olmayan, her şeye gücü yeten. Metin(cc) olan ki hiçbir gücün tesirinde kalmayan, kuvvetine karşı konulamayan” bir mutlak iradeyi bilmekle, gücüne güç katan bir şahsiyet.
İstikrar ve cesaretin; “Allah’a ant olsun ki benim bu yolu bırakmam için Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler, Allah dinini zafere ulaştırmadıkça veya ben bu yolda harap olmadıkça bırakmam.” sözlerinde en mükemmel şekilde varlık bulduğunu görmekteyiz.
Hak davasında cesur ve yiğit bir önderdi. O’ndan ışığını alan, yıldızlar gibi olan ashabı da davaya aşkla sahipti. Bedir’de Ensar ve Muhacir söz ve gönül birliği içindelerdi. Sa’d İbn Muaz(ra): “Biz sana güveniyoruz, bize söylediklerine inanıyoruz ve getirdiğin şeyin hak olduğuna şehadet ediyoruz. Biz dinlemek ve itaat etmek üzere sana söz verdik. O halde ne istiyorsan onu yap, biz seninle birlikteyiz. Seni hak ile gönderene yemin olsun ki eğer bize şu ileriki denizden geçmemizi emretsen ve kendin suya dalsan biz de seninle birlikte dalarız. Hiçbirimiz geride kalmayız. Yarın o düşmanla karşılaşmaktan da çekinmiyoruz. Biz savaşta deneyimli ve çatışmada güçlüyüz. Belki de Allah bizim yiğitliğimizi sana gösterir de senin gözlerin serinlikle dolar.” derken asrı saadette, ahlaki olgunlukta en ileri alana geçen bir zihniyet olduğu açıkça görülüyor.
Asırlar ötesinden özlediği ihvanının, modern dünyada cesareti bir şeyleri kaybetme korkusuyla yer mi değiştirdi? Cesaret ve korku fıtri duygular. Her duygunun bir görevi var. İnsanın bu duygu yönetimini yapabilmesi gerekir. Dışarıdan, kendi nefsinden ve şeytandan gelebilecek tehlikeler ve vesveselere karşı cesur olmak gerekir. Korkunun terbiyesi önemlidir. Her yönüyle insanı kendine çeken dünyevi kaygılar günümüz insanını kuşatmış durumdadır. İnsanın mal, mülk, mevki, makam vb. meyillerinin vesveseyle kuvvetlenmesiyle Allah’tan korkma, O’nun rızasından uzaklaşma korkusu bir kenara bırakıldı. Sahte tanrılar, sahte liderler peşinde koşar oldu. İnsanlardan korkmak, Allah’tan korkmanın önüne geçer oldu. Gücün dengesi değişti. Güç maddi değerlerde var kılındı. Oysaki güç silahta, parada değil; adalet, doğruluk ve Hak’tadır.
Sevgi, cesaret ve salih amel üçgeni çerçevesinde hayatını şekillendirmeli insan.

Beyhan Küskü