Cesaret

Cesaret, bir konuda muhtemel riskleri göze alabilmektir. Bir insanın herhangi bir konuda girişimcilik göstermesi, cesaretin belirtilerindendir.

Bir ilke ve değer olması bakımından takdire layık bulunan cesaretin, yerinde ve zamanında kullanılması, fonksiyonu açısından önemlidir. Aklın önüne geçen cesaret, tehlikelidir. Ancak rasyonel kuralları da bünyesinde barındıran bir yüreklilik, insanı başarıya götürür. Bu değerin, muhakkak yönetilmesi ve mantık unsurlarının eşliğinde dengelenmesi gerekir. Bir insanın atılımcı, cüretkâr ve korkusuz olması, bunları bir program şeklinde beynine yazması ile gerçekleşir.

Cesaret, zihnimizdeki temel mozaik değerlerden birisi sayılabileceği gibi, bu değerin ufkumuzu yeni fikirlere açmakta da büyük katkısı vardır.

Cesaretin zıddı, korkaklıktır. Korkaklık, insanın kendi menfaatini bile koruyamaması, hakkı olanı savunamaması demektir. İlkeli bir insan, kendi doğrularını ve şahsını gerektiği yerde müdafaa edebilen ve icap ederse ilkelerini çiğneyenlerin karşısında durmayı başarabilen kimsedir.

Cesaret, insanın başarısında etkili duygulardan birisi olmakla beraber, asla gereksiz bir güç gösterisi değildir. Korkusuz ve kıvamında bir cüretkârlık sergileyen insanın yapması gereken şey; ifrat ve tefritten uzak olmak, bu değeri dengeli şekilde yaşamaktır. Cesaretin gereğinden fazla olması; insanı boş yere risk almaya sürükler.

Cesaret duygusu dengeli kullanılmadığı takdirde, insana en az korkaklık kadar zarar verir. Fakat atılganlığı bir kişilik özelliği olarak içinde taşıyan insan, bu değerin yardımıyla karşılaştığı tehlikeleri def eder, kendi lehine olan durumları oluşturur ve hayatını doğru şekilde yönetir. Cesaretin başarı getirmesi ve bu başarının istikrarlı şekilde devam etmesi için aklın rehberliğine ihtiyaç vardır.

Etrafımıza dikkatle baktığımızda, bazı insanların bireyselleşmekten korktuklarını görürüz. Genelde bağlılık duygusu yüksek olan ve bir yere ait olma gerekliliği hisseden bu kimseler, aidiyetleri gerçekleşmediğinde kendilerini eksik hissederler. Eleştirilmekten rahatsız olur ve hata yapmakta ölesiye korkarlar. Tenkit edilmeyi kendilerine değer verilmemesi şeklinde düşündüklerinden, herhangi bir konuda cesur adımlar atmakta zorlanırlar. Bunun yerine başkalarının hoşuna gidecek, onay görebilecekleri şekilde davranırlar. Bu da o insanlarda risk alma korkusu oluşturur.

Aşırı aidiyet duygusunun yanı sıra, cesareti kıran bir değer korku da kural ve geleneklerin dışına çıkma endişesidir. Toplumun genelinden ayırt edilmek ve normal sınırların dışında kabul edilmek insanların genel kaygısını oluştururken, cesareti gelişmemiş insanlarda bu korku daha belirgindir. Bir kişinin cesur olabilmesi için, cesaretini düşüncesiyle birleştirmesi gerekir.

Cesareti eksik olan kişiler “sürü’ mantığıyla sürekli yönetilmek isterler. Teşbihte hata olmaz, ormandaki hayvanlar arasında da cesur olanlar tek başlarına dolaşırlarken, korkak olanlar grup halinde gezerler.

Cesur insanlara baktığımızda çoğunun, ferdiyetçi özelliklerinin baskın olduğunu görürüz. Bu durumun tersi olan korkaklık ise insanları yakınlaşmaya iter. Yaratılış itibariyle sosyal bir varlık olan insan tek başına mutlu olamayacağından, kimlik ve kişiliği ile toplum içinde cesur davranmayı başarabilmelidir. Bu değeri sosyal hayata katkıda bulunmak için kullanması, onu bencilliğe dayalı bir bireysellikten koruyacaktır.

Bir insanı herhangi bir konuda cesur davranmaya iten en önemli sebeplerden birisi, atılım yaptığı işin karşılığını alacağını düşünmesidir. Feda ettiklerine karşılık kazancının çok yüksek olacağını bilen kişi, üstüne düşeni korkusuzca yerine getirecektir. Ancak seküler düşünce yapısındaki bir insan, girişimde bulunduğu bir işte geride bıraktıklarını düşünürse, hiçbir zaman atılım gerçekleştiremez ve motivasyonu kırılır.

Bir insanın yaşadığı olaylarda cesur ve atılgan davranmasını belirleyen ölçütlerden birisi, o kişinin hayatını ego odaklı mı yoksa toplum merkezli mi sürdürdüğü sorusunun cevabıdır. Zira bu tercihler kişinin motivasyonunu etkiler.

Bir annenin en büyük cesareti, çocuğunu korumakta toplanmıştır. Annenin çocuğunu korumak için sergilediği cesaret, kahramanlık derecesini bulur; bu insanların kolay hayata geçirebilecekleri bir davranış değildir.

Cesareti şekillendiren bir diğer unsur ise,  zihinsel bakımdan üretken olmaktır. İnsan,  cüretkâr olduğu konuya emek veriyor ve o konuda istikrarla devam ediyorsa, verimli sonuçlar alabilir.

Bir insanın cesaret düzeyinin düşük olması nasıl korkaklık olarak tarif edilirse, gereğinden fazla atılgan olmak da insanı kontrolsüz olmaya sürükler ve onu adeta canavarlaştırır. Cesaret gerektiren bir duruşun doğru değerlerle örülmemesi, insanı kötülük makinesine çevirebilir.

İnsanlarda iki türlü cesaret vardır. Bunlardan birincisi; ümidin tükendiği, karamsarlığın baş gösterdiği anda sergilenen cesarettir. Böyle anlarda kişi kendini rahatlıkla tehlikeye atar. Cesaretin diğer türü, ümit duygusunun yükseldiği anlarda ortaya çıkanıdır. Bu zamanlarda kişi, cesaretini doğru şekilde yönlendirebilir. Diğer yandan merak ve hayret duyguları da, cesareti arttırarak insanın yeni şeyler öğrenmesinde etkin olan duygulardır. Ümit duygusunun varlığı, insanı sabit fikirli olmaktan kurtaracağı için farklılıkları tartışmaya da hazır hale getirir.

Cesaretin olmadığı yerde “neme lazımcılık” düşüncesi vardır. Bu da insanı tembelliğe iter ve işlerini başkasına havale etmesine sebep olur. İnsanın herhangi bir konuda kendisini yeterli görmesi, o konuda atılım yapmasının önüne geçer. Risk alıp yenilenmektense, mevcut durumu korumak ve yeteneklerin cesaretinden bahsetmek, gerçekçi değildir.

Bir insan her türlü şartta cesaret sergileyebiliyorsa, bu onun girişimciliğini gösterir. Ancak burada üzerinde durulacak nokta, cesaretin dozunun ayarlanabilmesidir.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın “Güzel İnsan Modeli” kitabından alınmıştır.