Cesaret Ahlakı

Cesaret sözlükte; “insana tehlikeli veya zor bir işe girişme kuvvetini veren duygu, yüreklilik, babayiğitlik, korkusuzluk, cesurluk, şecâat”[1] diye geçer. Bazen ileri atılmak, zaman zaman da başladığımız işi bitirmek için bizi iten güç gibidir. Tarihe baktığımızda cesaretini koruyabilen ve bunu ilkelerine aktarabilenlerin hep dik duran, kazanan taraf olduğunu görürüz. Savaşlarımız bunun örnekleriyle dolu. Edebiyatımızın en güzel mesnevilerinde de sevenin sevdiğine ulaşmak için geçtiği yolları bu duyguyla aşabildiğini görürüz. Masal kahramanları, karşılarına çıkan devleri, yaratıkları, göz boyayan büyücüleri sarsılmaz şecaatleriyle yenip mutlu sona götürürler hikâyeyi.

Korku ve cesaret. Birbirine zıt iki anlam. Çoğunlukla cesaret olumlu, korkaklık da olumsuz bir özellik olarak düşünülür. Korku zayıflığın göstergesidir birçok eski hikâyede.

Belki de işler hiç tahmin ettiğimiz gibi değildir. Biz, kolaylık olsun diye zihnimizde bazı duyguları birbirine yakınlaştırıp kolay ulaşılabilir ve kolay yargılanabilir hale getiriyoruzdur.

Cesaret ve kahramanlık her ne kadar birlikte düşünülse de, atalarımız onu ilginç bir şekilde cahilliğe de yakıştırmış. Hatta Mevlana hazretlerinin Mesnevi-i Şerif’inde yer alan küçük bir hikâye bile var bu atasözü hakkında:

Köylünün biri öküzünü ahıra bağlamıştı. Gece bir aslan gelip öküzü yedi, öküzün yerine yattı. Köylü karanlıkta ahıra girip aslanın orasını burasını tutup okşamaya başladı. Bunun üzerine aslan:

“Eğer aydınlık olsaydı beni pervasızca okşayan bu zavallının ödü patlar, yüreği kan kesilirdi. Fakat o şimdi pervasızca beni okşuyor, çünkü beni öküz sanıyor,” diye düşündü.

“Cahil cesur olur,” diye bir söz vardır. Gerçekten de bu böyledir. Gaflet ile yeryüzünde yürüyenler, işin aslını bilip anlasalar yürekleri kan kesilir, elleri ayakları tutmaz olur, uykuları kaçar.”

Cehaletle gelen bu cesaretin getirdikleri iyi şeyler olabilir mi, bilinmez. Fakat cahilliğin, beraberinde büyük hatalar yaptırdığı da doğrudur. Arkasında duramayacağı iddialara kalkışabilir insan. Cesaret, cahillikle dostluğunu kuvvetlendirdikçe iddialar büyür, insanı geri dönülmez hatalara sevk eder. Korku bazen o kadar geç gelir ki, yersiz cesareti kişiyi aşamayacağı dalgaların altında bıraktığında, faydalı eylem olmaktan çıkmıştır artık. Körlük daimi körlüğe dönmüştür.

O halde cahilin cesaretiyle kahramanın cesaretini birbirinden ayıran önemli bir şey olmalı.

Namazın geçmesinden korkmakla, ulu orta namaz kılarken insanlar bizi görüp yargılayacak diye korkmak arasında kaldığımızda, hangisini seçeceğimizle alakalı olabilir bu şey. Kendimiz için edindiğimiz niyetleri ne kadar hayatımıza geçirdiğimizi ve bunun sonucunda ilkeli veya ilkesiz hareketimizi de gösterecektir aslında. Hiç kimseye değil, sadece kendimize gösterecektir ama.

Bir de korkuyla sevgi arasında sarsılmaz bağ var:

“Bir kalbim var ki benim, sevdiğinden burkulur:

Kahredenden ziyade, sevilenden korkulur…”[2]

Bu sözlerden sonra bir başka şiirinde işi daha açıklayıcı bir üslupla anlatıyor Necip Fazıl:

“Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,

Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de…”[3]

Her birimiz kusurlu insanlarız, duygularımız ve yaşantımız acizliklerle dolu elbette. Fakat bu acizliklere rağmen aldığımız kararlar ve niyetler değil miydi bizi değerli yapan.

Korku ve cesaret, freni patlayan bir arabaya dönüşmeden, direksiyonu elimize alıp bakımlarını yapmamız gerekmez mi?  Şimdi belki de kendimizi sorgulama vaktidir. Mehmet Âkif’in Âsım’ındaki cesareti yakalayabiliyor muyuz?

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir, belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zâlimin hasmıyım amma severim mazlûmu…

İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?”[4]

Şecaatimiz dünyaya hangi pencereden bakıyorsa biz oyuz belki: Adil, hakkaniyetli, sıddık… Cahil, bencil… Hangisi olmak istediğimize karar vermek bir niyetle başlayacaktır.

Zehra Binark
[1] Kubbealtı Lugatı
[2] Necip Fazıl Kısakürek, Çile, Büyükdoğu Yayınları
[3] Necip Fazıl Kısakürek, Çile, Büyükdoğu Yayınları
[4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Çağrı Yayınları