Cennete Köprüdür Kardeşlik

IMG_4942

Her insanın iki kardeşi vardır.“Gerçek kardeşlik” tabiri, bazen birini ifade eder bazen ötekini.

Kan bağıyla bağlı olduğumuz kardeşler vardır. Onlara kalpten bağlıyızdır. Zira kalp ruhumuzun merkezi, hem bağ ilişkimizin, kanın odak noktasıdır. Her kalp atışında tazelenir bu bağ, güçlenir. Allah- u Teâlâ’nın emridir sıla- ı rahim. Uzun bir ayrılığın sonunda vuslata erilir. Zamanın zayıflattığı bu bağı beslemek için sanki daha hızlı çarpar kalp. Vücudumuza bir canlılık, ruhumuza bir sevinç gelir. Bu maneviyat, kalpten ve onun hızla pompalamasından mı gelir yoksa bu bağın öbür ucunda bizi hayatta tutandan mı gelir bilinmez.

Dağ gibi erkek kardeştir bazen. Uzakta da olsa, oradadır. Sırtını yaslarsın. Kimi zaman sığınırsın. Kimi zaman saklanırsın. Ona vardıkça yükselirsin. Güven duygusu olur. Karanlıkta yoldaştır. Düşersen kaldırır. Ağlarsan güldürür. Varlığı yeter. Onunla arandaki bağ seni güçlü kılar.

Kız kardeştir bazen, toprak gibi… Varlığını da yokluğunu da hissetmezsin ihtiyaç duymadıkça. Ama ne zaman ihtiyacın olsa oradadır. Cömerttir. Sırdaştır. Dünyada dünyalık sermaye, kabirde yoldaştır. Annenin boşluğunu dolduran, kendisi de anne olandır. O varsa rahatlık vardır. Huzur vardır. Ağlayacak omuz, yatacak kucak, isteyecek kapı vardır. Onun varlığı seni mutlu kılar. Çünkü aslında zaten o bağ’ dır.

Bir de gönül bağıyla bağlı olduğumuz kardeşler vardır. Onlar da kardeştir ve gönülden beslenir. Gönül, ruhun bir âzâsıdır ki bedendeki kalbin yerini tutar. Nasıl ki beden kalbin yorulmadan, bıkmadan çalışmasıyla, kanın vücuda yayılmasıyla beslenir… Ruhun beslenmesi de; bıkma, yorulma, kızma eylemlerinden kendini temizlemiş bir “gönül” ün iman ve muhabbet yayması, içinde bunları barındırması ile gerçekleşir. Aynı Rabbe iman edenlerle aynı şeyi sevenler, gönül bağıyla birleşenlerdir. Gerçek kardeşlerdir. Kıyametin dehşeti ile herkes birbirinden kaçarken, gönül bağıyla birbirlerine kenetlenip rahmeti celbedenler, cenneti hak edenlerdir.

Gönül bağında ölüm yoktur. Ölsen de seni ananlar vardır. Zulüm yoktur. Şeytanla, fitneyle, vesvese ile aynı cephede savaştığı yoldaşları vardır. Allah- u Zül Celal birinden razı olur. Ama O’nun bağışı boldur. O sadece kişiye rahmet etmez. O razı olduğunun gönlüne kimler bağ kurmuşsa onların hepsine iner rahmet, sağnak sağnak. Orada bir yerde bir mü’min kardeş gözü yaşlı, kalbi titrek Allah’a yalvardı diye biz burada safâ içinde zaman tüketirken bağışlar Mevla bizi, affeder, kıymetlendirir…

Kim ki kardeşlik bağına sımsıkı tutunur… Ki o bazen sıla-ı rahim, bazen ihvan-ı müslümindir… Kim ki tutunur… Kurtulur!

Hz. Musa’nın Nil Nehri’nde bir sandığın içinde başlayan yolculuğunda, ilk durağı olan sarayda, saray halkına “ona bakacak birini size göstereyim mi” (1) diyen, kudret-i ilahi ile ana-oğlu kavuşturan, Hz. Musa’nın kız kardeşiydi. Hz. Musa’ya iman eden, onun kız kardeşine de iman etti. Hz. Musa’ya peygamberlik verildiğinde ettiği duada da kardeşi Harun vardı: “… Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak yap ki seni çok tesbih edelim ve seni çokça analım.” Bir kardeşin kıymetini, Allah’ın (c.c) kendisini irşad ettiği bir peygamberden daha iyi kim bilebilir? Hz. Musa, sırtını kardeşi Harun’a yaslayıp yeni kardeşler edinme yolculuğuna çıktı. Kendisine vahyedilen buydu. Onunla kardeş gibi büyümesine rağmen, aynı merkezden beslenemeyen Firavun ise ebedi hüsrana uğrayanlardan oldu.

Kerim olan Kur’an bize bildirdi ki: “ Hani siz bir birinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi İslam’da birleştirdi. İşte O’nun İslam nimeti ile hepiniz kardeş oldunuz.” (2)

Nasıl ki kâinatta çokluk vardır ve bu bizi “bir” olan yaratıcıya ulaştırır. Bu manevi bağla çoğalan kardeşler ne zaman “birlik”e ulaşır,  Allah da onları, cemaline kavuşturur.

Kim kalbinden kırgınlığı, öfkeyi, kini çıkarır, yerine muhabbeti ve merhameti doldurur, Allah da onun kalbini iman ile doldurur. Meleklerin kanadında korku ve hüzün olmadığı beldeye uçurur.

Bu öyle aşikâr bir gerçektir ki, delili peygamberinin dilinden dökülen sözlerdedir:

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi Allah için sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.”

“Siz ashabımsınız. Onlar benim kardeşlerimdir.” diyerek bizi kardeşlik payesi ile taçlandıran Rasulullaha salât ve selam ederim.”

Gönül kabımda imanımın mayası olan bu muhabbetle bağlandığım, yeryüzündeki bütün kardeşlerime rahmet ve berekete sebep olacak selamı dilerim.

Gönlümde kurulan bu imânî muhabbet bağlarının kıyamet günü şefaatçim olmasını temenni ederim.

Vesselam.

Melahat GÜNGÖR

(1)   H. Tahsin Feyizli, Feyzü’l- Furkan, 20/40
(2)    a g e , 3/103