Cennet Kokusu

IMG_3703 copy

Cennet karşılığında bizden canımızı ve malımızı satın alan Allah’a hamdolsun.[1]

En içten selam ve salât, cenneti kazanmamız için neredeyse kendini helak edecek olan Peygamber Efendimize olsun.

Cennet ve Cemalullah Ümmeti Muhammed’e, bize ve sevdiklerimize nasip olsun.(Amin.)

Cennet:

Rabbimizin inanan ve yolunda faydalı, güzel işler yapanlara vaadidir.

Rabbimizin “Cennete koşuşun”[2] dediği davetidir.

Rabbimizin kendisine iman eden kullarına lütfudur, bağışıdır.

Rabbimizin sonsuz rahmetidir.

Rabbimizin ebedi, eşsiz ve tarifsiz nimet yurdudur.

Rabbimizin Cemalini seyretme mekânıdır.

Mümin için kurtuluştur,

Müminin duasıdır, ümididir, hasretidir, yarışıdır.

Mümine, Rabbinin rızasına uygun bir hayat sürmenin mükâfatıdır.

Mümin için nefsinin arzuladığı her şeye kavuşma yeridir.

Mü’min olarak cennete bir anlık uzaklıkta olmamıza rağmen, kimimiz 24, kimimiz 35, kimimiz 47…yıldır cennet hasretini, cennet ümidini taşıyoruz.  Teselliyi ise 500 yıllık mesafeden duyulan cennetin kokusuyla buluyoruz.

Dünyadayken cennetin kokusu alınarak teselli olunur mu, başka bir deyişle dünyadayken cennetin kokusu alınabilir mi? Diye soracaksınız. Bu sorunun cevabını Efendimiz (sas)’in yıldızlara benzettiği güzide sahabesinden alalım:

Enes b. Nadr (radıyallâhu anh) Uhud harbi sırasında savaş alanına doğru giderken Sa’d b. Mu’âz’la karşılaşmıştı. Sa’d:

“Ey Ebû Amr, nereye?” diye sorunca,

“Hey cennet kokusu hey; o kokuyu Uhud önlerinden geliyor gibi hissetmekteyim.” diye cevap vermişti. Savaşa girdi ve şehit oldu. Üzerinde seksen küsur ok ve mızrak yarası saydılar, tanınmayacak hale gelmişti de ancak kız kardeşi el parmaklarından teşhis edebilmişti.[3]

Evet, aziz sahabe Rabbi için canını feda etmek niyetine girince cennetin kokusunu duymuştu. Cennet kokusu dünyadayken alınabiliyormuş meğer.

Hatırlayınız; cennetin kokusunu aldığımız en bariz anlardan birisi, yeni doğan bir bebeği kucağımıza alışımızdadır.

Tertemiz fıtratla dünyaya merhaba diyen Hz. İnsanı şefkatle kollarımıza alıp, ipeksi tenini öpüp koklamak, böylece gönlümüzde ferahlık, kalbimizde yumuşama ve sevebilmenin sevincini hissetmek dünyada cenneti yaşamak, cennetin kokusunu almak değil midir?

Evladımızın gözlerinin içine bakıp, onu bize veren, onun sevgisini bize layık gören Rabbimize “hamd olsun” derken içimize çektiğimiz cennet kokusu değil midir?

Hiç görmesek, hiç görüşmesek, hiç tanımasak da “kardeşimizdir” diyerek mazlum ve muzdarip olan ümmetin acılarını hissetmek, dualarımıza almak;

Uykudan feragat edip gecenin en nurlu zamanlarında kardeşimizin ihtiyaçları için niyazda bulunmak;

Hem zorlu, hem de güzel günlerimizde yanımızda bulduğumuz, desteğe ihtiyaç duyduğumuzda ilk aklımıza gelen,  bize bizden vefalı, “iyi ki varsın” dediğimiz dostlarımızla aramızdaki muhabbet cennet kardeşliğinin, cennet kokusunun müjdesi değildir de nedir?

En samimi duygularımız, ağlayan kalp ve gözlerimizle, tenhalarda elimizi, gönlümüzü açıp, Rabbimizden affımızı dilerken duyduğumuz acizlik ve aidiyet, taşıdığımız affedilme ümidi cennet yoluna girmek, cennet kokusunu talep etmek değil midir?

Dünya telaşı ve tasasına kapılmayıp, asıl vazifemizi unutmadan; gayretimizi Allah’ın dininin gerçek yardımcıları olarak sarf etmek; O’nun için yorulmak, O’nun için zorluklara katlanmak, O’nun için verilen sorumlulukları hakkıyla yerine getirebilmek adına, her adımımıza dikkat etmek cennet kokusuna muhatap olmak değil midir?

Cennete uzanan yolculuğumuzda bize rehberlik edecek gönül sultanımızı bulmak, liderliğini doğru yorumlayarak, onu anlamaya çalışmak, gösterdiği hedeflere aşkla, şuurla ilerlemek cennetin kokusunu takip etmek değil midir?

Cennetin kokusunu dahi alamayacak olmak, bizimle günahlarımızın, bizimle gafletimizin, bizimle tembelliğimizin arasını açacak kadar güçlü bir motivasyon değil midir?

Tüm gayretlerimizin sonsuz güzellikler diyarına ve o eşsiz kokusuna doğru yönelmesi niyazıyla…

Muhlise Umay



[1] 9/Tevbe S.111

[2] 3/Al-i İmran S.133.ayet, 57/Hadid S. 21.ayet

[3] MEC Başmakaleler 1,s.68