BOŞANMALAR ARTIYOR

Kanallarda dizileri, İnternette sayfaları suçlamak hiç kimsenin yüreğindeki ağırlığı hafifletmeyecekti. Mahkeme salonunda bir sıcak yuva daha dağılmıştı.
Son zamanlarda ne kadar da çok arttı boşanmalar. Ne yüzdesini hesaplamak ne sudan sebeplerini araştırmak Sümeyye’lere, ne de Harun’lara fayda etmeyecekti… Mahkeme salonlarında mübaşirler, bu günlerde nedense Fatma’ları, Ömer’leri, Ayşe’leri, Bilal’leri, Zeynep’leri, İbrahim’leri davet ediyorlar duruşmaya. Tek sillede yıkmak için yuvalarını. Tek celsede bozmak için ahitlerini.
Sebeplerin failleri oldukça alt alta sıralayanlarda çok olacaktır. Son yılların ortaya çıkardığı kötü sonuçların nedenlerinden bazılarını bizde sıralayalım ne faydası olacaksa. Özellikle muhafazakâr diye tanımladığımız ailelerde sıradanlaşmaya başlayan bu ayrılıklar zamanla ne oldu da böyle arttı. Merak edip araştıranların ya da biraz kafa yoranların çıkardığı liste maalesef uzun olacaktır.
Nazlı nazlı büyütülen kız çocukları; Eskiden kızların fazla konuşması, gülmesi hoş karşılanmazdı. Bazı yerlerde durmaları gerektiği öğretilirdi. Şimdilerde kız çocukları ne yapsa mubah. Ya da pedagojik bir gerekçeye dayandırılıyor davranışları. Hanım olmak anne olmak eş olmak gündemlerinde yok. Ekonomik özgürlük her şeyden daha mühim onlar için. En çok da anneleri tarafından destekleniyorlar.
Fazlasıyla özgüvenle donatılan erkek çocukları, Özgüven aslında insanın haddini ve kadrini bilmesidir. Ama şimdi çocuklarımıza sadece kadrini ve kıymetini öğretiyoruz. Onlar da kendilerini en önemli varlıklar olarak algılıyorlar. Muhafazakâr aileler çocuklarını hafız yapabiliyor ama sorumluluk sahibi yapamıyor. Oysa çocuklarımızı her konuda donatmalıyız.
Geç zamanlara bırakılmış evlilikler; İzdivaç geciktirme modasının da bu konuya etkisi var elbette. Sözüm ona özgür hayata alışan erkek ya da kadın kimsenin kendisini kısıtlamasını istemiyor. En ufak bir sorun gözlerinde büyüyor. Geç de olsa kurulan yuva sürdürülmeye değil sonlandırılmaya çalışılıyor.
Erkeklerin erkekçe büyütülmemesi; Bu henüz yeni bir sorun. Bakalım o ne sonuçlar doğuracak. Erkek çocuklarının çoğu babasının yoğun iş temposundan dolayı anneleriyle vakit geçiriyorlar. Erkek olmayı bir çocuk annesinden ne kadar öğrenebilir ki. Annesiyle alışverişe gidiyor. Annesiyle günlere katılıyor. Berbere bile annesi götürüyor. Çünkü babası meşgul. Çocuk babasıyla esnafı gezemiyor, pazarlık yapmayı eve ekmek götürmeyi öğrenemiyor.
Maddiyatçılığın arması; Bu herkesçe malumdur artık. Eskiden para her yerde geçmiyordu. Para ile halledilmeyecek birçok iş vardı. Bu yüzden komşuluk, arkadaşlık, karı kocalık mühimdi. Şimdi borç eş dosttan değil bankadan alınıyor. Yaşlılara paralı bakıcılar bakıyor. Büyük ve işin içinden çıkılması zor işlere gündelikçi kadınlar geliyor. Paradan başka sorun çözücü kalmadı artık. Eskiden herkesin birbirine minneti vardı.
Muhtaçlığı azaltan para bu kadar geçmiyordu.
Erkenden verilmeyen dini terbiye; Pedogojik kaygılarla ısrar edilmiyor, baskı olur da ters teper diye gerçekler çocuklara anlatılmıyor.
Sonsuz güvenilmesi, Evlatlarımızı eşlerimizi ne kadar sevsek de onların kul olduklarını unutmayalım yanılabilirler. Sonsuz güven bazen aleyhimize olabilir.
Çiftler ve yakınları, evlilikleri sürdürmek için değil sonlandırmak için çaba gösteriliyor.
Eşitlik yarışı
Binaların yakınlığı mahremiyetin korumasızlığı,
Artık komşuluklar azaldı. Fakat yakınlıklar ve cismani mesafeler daraldı. Bir sürü haberler duyuluyor komşunun komşuyla kaçtığına dair. Maalesef modern dünyanın modern binaları bu mesafeyi koruyamadı. İnsanlar birbirini rahat penceresinden görebiliyor. Seslerini de duyabiliyor.
Merak; Sadece merakından bilgisayarda sakıncalı ve yuva yıkan yakışıksız ortamlara girenler maalesef yakasını kurtaramayabiliyor.

Kariyer isteği
Para olunca mutlu olacağını sanarak evlilik tercihinde bulunmak. Son zamanlarda çalışan gelin alma isteği var anne babalarda. Ya da maaşı dolgun damat önceliği. Bu da herkesin tahmin edebileceği sonuçlar doğuruyor.
Bütün bu sebeplerin bu günkü sonuçları ortaya çıkarması çok acı. Ve daha birçok sebep var saymadığımız. Hepsi değerlerimizden uzaklaşmamız gerektiğini hatırlatıyor bizlere.
Hayat bir seyr-ü suluktur daima bir yerden bir yere… Bir mertebeden diğerine, bir mevsimden başka bir mevsime, varlıktan yokluğa, hayattan ölüme. Gidenlerin işi kolay mıdır bilinmez? Ama giderlerken veya vardıklarında yeni bir heyecan ve adrenalinin içinde daha kolay oyalanırlar. Zor olan kalanların işidir. Özlemek, ağlamak beklemek hep onların payına düşen şeylerdir… Giden kararı verenin kendisi olmasından dolayı daha pişkin katlanır başına gelenlere. Kalan ise her zaman titrer korkuların ortasında. Özlemlerin yamacında.
Allah gidenleri de kalanları da merhametiyle kuşatsın. Örnek aileler kurmayı bütün gençlerimize nasip etsin.

NOT: Bunlar analitik araştırma yazılarıdır. Yoksa bu konunun uzmanları Davranış Bilimcileri, Psikologlardır. Kimsenin alanına girmek istemeden kaleme alınmıştır.

BETÜL ŞATIR