Bize Göre Çevrecilik

Doğanın kirletilmesi, tabii kaynakların sorumsuzca heba edilmesi ancak insana mahsustur. İrade sahibi olan, şahsi teşebbüslerde bulunabilen, akıl nimeti sayesinde diğer mahlukat üzerinde hakimiyet kurabilecek güce sahip olan insandır.

Onun için kirletilen çevrenin yeniden tabii hale getirilmesi yada kirletilebilecek alanların korunması, insanı eğiterek ona çevre bilincini kazandırmakla mümkün olur.

Dünyamızdan başka yaşanabilir bir gezegenin olmamasının, aya adım atılmakla daha iyi anlaşılmış, dünyamızın kıymeti daha iyi idrak edilmiştir.

Sanayi inkılabı sonrasında, endüstrileşmeye başlayan ülkeler, tabii kaynaklar hazinesini, dünyamızı sorumsuzca talan etmişlerdir. Gelişme süreçlerini her ne pahasına olursa olsun tamamlayan ülkeler, çevre konusunda da politikalar üretmeye başlamış standartlar getirmiş, kirlettikleri doğayı kurtarmak adına yeni normlar koymuşlardır.

Ancak üçüncü dünya ülkeleri fakir ülkeler de bu normlara uymak zorunda bırakılmıştır. Hâlbuki ne teknolojileri ne de imkânları buna elverişli değildir. Bu ülkeler böylesi köklü bir çevreci değişime hazır olmadığı gibi bu ülkelerin çevreci işletmeler oluşturmak için sarf edilmesi gereken para ve zamanı gözden çıkarabilecek ekonomik imkânları bulunmamaktadır.

Dünyamız tektir, fâni olan bu dünyada sonsuzluğu aramak büyük hatadır. Dünyanın neresi kirlense fark etmiyor, bu bozulmalar ve değişmeler tüm dünyamıza tesir edecek denge bozulabilecektir. Hâlbuki dünyanın kirletilmesinden sorumlu olan devletler, gelişmekte olan ülkelere destek olmak zorundadır. Maalesef çeşitli zaafları ve yönelişleri olan, kötü adet ve zararlı alışkanlıklarla içiçe yaşayan insanlıktan, gözünü para ve hâkimiyet hırsı bürümüş menfaatperest devletlerden böylesi bir adım ve çevreci bir yaklaşım beklemek acizlikten öte bir şey değildir.

Çünkü insan eğer olgun değilse, şahsi arzularının esiri olup, sahip olduğu imkânları kendi çıkarları doğrultusunda kullanır. İslam’a göre bir çevrenin şekillenebilmesi için ekolojik ve ekonomik dengenin uyum içinde bulunmasının ehemmiyeti olduğu gibi bu dengeyi oluşturacak insanında kendi hayatına ve nefsine Allah nizamını yerleştirdikten sonra doğayı kurtarma çalışmaları verimli olabilir.

İnsanın kalbinde Allah’ın emirleri yer aldığı zaman o insanı her türlü hayra teşvik edip kötülüklerden alıkoyan takva hâsıl olur ki, bu o insanı gözetmek ve toplumsal kurallara uyması ve sınırları aşmaması için bir polise veya bekçiye gerek bırakmaz.

Bu aşamada en mühim görev devlete düşmektedir. Devletin vazifesi vatandaşına sağladığı ve hayatını sürdürdüğü çevrenin insani şartlar dâhilinde toplumun kültür ve dinine uygun olarak yaşanılabilirliğini korumaktır.

Bu sebeple devletin çevreci politika izlemesi gerektiğinde bunu sadece çevreyi kirleten işletmelere ve insanlara uygulanacak cezai yaptırımlarla, kirletilen çevrenin temizlenmesi ve diğer doğal kaynakların kirlenmeye karşı korunmasıyla sınırlı kalacağı anlamında ele alınmamalı, bilakis devletin ve toplumun her kurumuna çevreci bir yaşam zihniyeti hâkim olmalıdır. Bu düşünce yapısını günümüz toplum ve devletlerinde görmek maalesef mümkün değildir.

Devlet çevreci bir politika izlese, getirdiği normlarla işletmelerini ve toplumunu denetim altında tutsa doğayı koruma bilincini insanına aşılamadığında bütün bu çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkûmdur.

Manevi temizlik, maddi temizliğin bir neticesi ve göstergesidir. Bu nedenle İslam her şeyiyle insan hayatını düzenlemiş, yaşanılan dünyanın muhafazasına ve insan sağlığının korunmasına büyük ehemmiyet vererek, bunu temsilcisi iki cihan sultanı Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşantısında en güzel örneklerle çevreci yaşamın ve çevreci olmanın böylesi bir hayat nizamına bağlılıktan ibaret olduğunu muhteşem Peygamberimiz, içinde yaşanılan çevrenin muhafazasının bedeni misallerle anlatmıştır. Sağlığa ve temizliğe itina gösterdiği gibi iç dünyamızın da mamur olmasına büyük önem vermiştir.

Sünnetleri ile bize Kuran’a uymamızı emreden Peygamber Efendimiz hayatı doğrultusunda yaşantımızı tanzim etmemizi istemiş, abdest almadan yemek yemeye, giyinmeden konuşma adabına kadar bizlere her şeyi öğretmiştir.

Zübeyir Somuncu

Kadın ve Aile Dergisi

SAYI: 86