Bir Receb Ayı Vakası (Hicri 9. Sene)

Gul_2

Bismihi, Subhan

İslam tarihinde savaşılmadan kazanılmış en büyük zafer olan Tebük Seferi, bir savaş olmasından ziyade mümin ile münafığı birbirinden ayıran bir süzgeç gibidir. Bu sebeple, Allah’a ve Resulüne bağlı Müslümanların, bütün olumsuz şartlara rağmen aşkla-şevkle yola çıkmaları, münafıkların ise – bu savaşın kaybedileceğinden emin oldukları için- münafık olduklarını çekinmeden aşikâr etmeleri çok dikkat çekicidir. Hatta münafıklar savaşa katılmamak için öyle bahaneler öne sürmüşlerdir ki, bunların içinde ‘ben Bizans’ın kadınlarını görünce kendimi tutamam, bana izin ver!’diyen bile olmuştur. Allah-u Teâlâ bu cüretkârlığı cevapsız bırakmamış ve Tevbe Suresi 49. ayette bu tavırda olan kişi/kişilere uyarıda bulunmuştur(1). Aslında Tebük Seferini farklı kılan sebeplerden biri de budur: Allah-u Teâlâ bu seferde yaşanmış olayları ve Resulünün vermesini istediği cevapları bizzat ayet-i kerimelerle bildirmiş, Tevbe Suresinin bu ibretli örneklerle ve nasihatlerle süslemiştir.

Savaş hazırlıkları yaparken müminler hayır yarışına girmişlerdir. Hz Ömer yardım çağrısını duyunca’’bu sefer hayırda Hz. Ebubekir’i geçeceği’’ ümidi ile yüklüce malvarlığının yarısını getirip Rasulullah’a vermiştir’’Geridekilere ne bıraktın’’? sorusuna ise ‘’Bir bu kadarını’’diyerek mukabele etmiştir, Hz.Ebubekir’in getirdiği mallardan sonra Rasulullah aynı soruyu ona da sormuş ,o da ‘’Allah’ı ve Rasulünü ‘’ cevabını verince Hz. Ömer ,iyilikte ve hayırda Hz. Ebubekir’i geçemeyeceğini anlamış ve bundan hüzünlenmiştir.(2) Bu olay bizler için ne ibret dolu bir örnektir.Malını Allah yolunda harcamada, böyle zamanlarda gösterilecek cömertlikte..hayır yarışında İslami bilinç ve isteğimizi kaybetmemiş olsaydık,bugün Müslümanlar bir dünya devleti kurmuş olabilirlerdi.

Birde Tevbe Suresi 92. ayette anlatılan 5 kişi vardır ki onlar savaşa katılmak için hazırlık yapmaya güç yetiremeyip yardım isteyen, yardım istedikleri halde geride kalma ihtimalinin üzüntüsüyle ağlayanlardır… Onların cihat sevdalarına ihlâsla talip olmaları, kolaylık kapılarının kendilerine açılmasına ve Kur’an’da da afla zikredilmeye layık nasipli birer insan olmalarına vesile olmuştur.(3)

Müminler, Tebük mevkisine vardıklarında hiçbir orduyla karşılaşmadılar. Savaşılmamış bile olsa, Hz. Peygamber’in büyük bir orduyla oraya kadar gelmesi ve orada bir müddet kalması hem kâfirlerin kalplerine korku saldı hem de orada kaldıkları dönem boyunca etraftaki kabilelere tebliğde bulunmalarına sebep oldu. Bir kısmı İslam’ı, bir kısmı ise barışı ve cizye vermeyi kabul etti. Tebliğ çalışmaları hiç kesilmeden sürdü.

İki ayın sonunda Medine’ye döndüler. Savaşa katılmayanlar yalancı özürlerini Rasulullah’a beyan edip duasını alıyorlardı. Ama içlerinde 3 kişi farklıydı. Bunlar kalplerinde taşıdıkları gerçek imanla Peygamber’e yalan söylememişler, tek mazeretlerinin gevşeklik ve ihmal olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu itiraflardan sonra Rasulullah onlar hakkındaki hükmü Allah-u Teâlâ’ya bırakınca,’’neden bir yalan uydurup da siz de diğerleri gibi Peygamber duası almakla yetinmediniz’’ diyenlerle mücadele etmişlerdir. Bunlar önce Hz. Peygamber’in ‘’kimse bu üç kişiyle konuşmasın’’ demesi üzerine kendi yaşadıkları toplumdan tecrit edilmekle imtihan oldular. Daha sonra “hanımlarınıza yaklaşmayın ”emri ile imtihan oldular. Bütün bunlarda bizim için çarpıcı dersler vardır:

*Bir toplum, ‘’konuşmayın!’’ emrine itaat etmiştir. Hâlbuki yalnız kaldıklarında ve ya ihtiyaç hissettiklerinde konuşabilirlerdi. Ama emre tam itaatle bu kişilerle tüm irtibatlarını koparmışlardır.(4)

*‘’Hanımlarınıza yaklaşmayın’’emrinin tutulup tutulması da ancak o tövbe sahiplerinde gizli kalacak bir durumdur. Buna rağmen toplumun itaati gibi, bu tövbe sahipleri de tam bir itaatle emre tabi olmuşlardır.

Bu üç kişiden biri diğerinden farklıdır: Kab bin Malik. Diğer ikisi hem yaş olarak büyüktür hem de konuşmama emrinden sonra evlerine kapanmışlardır. Kab ise arkadaşlarının meclisinde bulunmaya, cemaatle namaza, çarşıda, pazarda gezmeye devam eder. Bu sessiz birliktelik onu daha çok üzer. Dışlanmışlığı ve pişmanlığı, belki de bu halleri sebebiyle en çok o yaşamıştır. 50 günün(5)sonunda Allah katından tövbelerinin kabulünün müjdesi gelir. Sabah namazından sonra aldığı bu müjde ile hemen mescide Rasulullah ‘ın yanına koşar. Kab b. Malik o günü anlatırken şöyle bir ayrıntıdan bahseder :’’Yol boyunca herkes beni tebrik etti. Mescide vardığımda ise Talha(b.Übeydullah) kalkıp yanıma geldi omuzlarımdan tutarak beni bu müjde sebebiyle tebrik etti. Vallahi Talha’nın bu tutumunu hiç unutamıyorum. Çünkü mescitte ondan başka hiçbir muhacir kalkıp da beni tebrik etmedi…’’(6)

Tevbe Suresi 117-119. ayetlerde zikredilen bu kabul edilmiş tövbe, hikmeti görmek isteyen akıl sahiplerine bir örnektir. Hepimizin zaman zaman gevşeklikten veya ihmalden dolayı, yerine getiremediği görevler olabilir. Bu hataları hafife alıp, ‘nasıl olsa sonra telafi ederim’ vesvesesine kapılmak yapılacak ilk hata olacaktır. Kab b. Malik’’imandan sonra bana verilen en büyük nimet, Rasulullah’a mazeret uydurmamam, yalan söylemememdir.’’diyor.

Biz de kusurlarımızı geçiştirmeden telafi yoluna gidersek, af kapısına sığınma hakkımız olur. Yine onlar gibi samimi bir kalp ile emre boyun eğmek de umulur ki affa, kıymetlenmeye vesile olur.

Melahat GÜNGÖR

1- Onlardan kimi de: ‘Bana izin ver (ben sefere çıkmayayım, ) beni fitneye (günaha) düşürme’ der. Haberin olsun ki onlar, zaten fitneye düşmüşlerdir. Şüphesiz ki cehennem, kafirleri mutlaka kuşatacaktır. (9/49, Hasan Tahsin Feyizli, Feyzü’l-Furkan, Server İletişim)

2- Mahmud Şakir, Peygamberimizin Hayatı, Kahraman Yay.

3- Kendilerini bindirip savaşa göndermen için sana geldiklerinde:”sizi üzerine bindireceğim bir şey bulamıyorum.” deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı, üzüntüden gözlerinden yaş dökerek dönen kimselere de bir günah yoktur. (9/92, a.g.e.)

4- Mahmud Şakir, a.g.e.

5- Celaleddin Vatandaş, Hz. Muhammed’in Hayatı ve İslam Daveti, Medine Dönemi

6- M. Said Ramazan el-Buti, Fıkhu’s-Siyre