Bir Öğüt-Bir Şiir: Ölüm

Bazıları ölümün adını bile duymak istemez, “Bırakın şu soğuk sözleri, içimiz kararıyor, neşemiz kaçıyor” derler. Bu gafletin eseridir. Kulak tıkayıp, göz kapayıp, sırt çevirip kaçtıkları ecel, böylelerini ansızın ve çok ters durumda yakalayıverir. Asıl akıllıca hareket, ölümü hiç hatırdan çıkarmamak, dünyanın fâniliğini ve ömrün süratle geçip gittiğini görüp mümkün olduğu kadar çok hayırlı iş ve sâlih amel işlemek, Mevlâ’nın sevmediği her şeyden uzaklaşarak âhirete ve büyük hesap gününe hazırlanmaktadır.

İnkâr edilemeyecek, açık seçik bir gerçektir ki ölüm herkesin tadacağı acı bir şerbet, kabir her fâninin geçeceği korkulu bir kapıdır. Niye başka öğütçü arıyoruz; her an ve her yerde, çevremizde dönüp duran ölüm bize nasihatçi ve vâiz olarak kâfi gelmiyor mu?

Nefislerini terbiye etmek, olgunlaşmak ve iyi bir kul olarak yüce Tanrı’ya ulaşmak isteyen büyük din âlimleri, bu yüzden, ölümü hatırlamayı, tasavvuf yolunun önemli bir rüknü haline getirmişlerdir. “Râbıta-ı mevt”, yani kişinin kendi ölümü ile ilgili hal ve sahneleri hayalinde canlandırma işlemi, tesirli ve faydalı bir işlemdir. Çünkü bu “tezekkür-i mevt”, nefsin çeşitli hastalıklarına karşı en müessir ilaçtır. “Hubb-ı dünyâ”, yani dünyanın fâni lezzetlerine aldanıp dalmak, “tûl-i emel” yani gafletle, arzu ve emellerin uzayıp gitmesi, kibir, ucub ve sair gibi büyük dertler için en iyi panzehir, ölümü anmaktır.

Bugün çevremizde müşahede ettiğimiz ferdî veya içtimâî kötülüklerin temelinde ise, nefis ve onun tedavisi yapılmamış hastalıklarının yattığı iyice görülmektedir.

O halde tezekkür-i mevt’i küçümsemeyelim. Olgunluk ve gerçek dindarlık gücünü, büyük ölçüde bu kaynaktan almaktadır.

Hiç şüphe yok ki “Bunlar eski ve boş şeyler, insan bu dünyaya bir kere gelir; ye, iç, eğlen, kendini düşün; yaşamana, zevkine bak.” Tarzındaki sakat felsefeleri atıp, ecdâd-ı kirâmın yaptığı gibi, hayatın önünü-sonunu ve mânasını daha derin düşünse idik, fert ve millet olarak şimdikinden daha iyi durumda olur; ahlâklı, faydalı, olgun kişiler olarak vatan ve milletimizi çok daha mâmur kılardık.

Maddî ve mânevî yönden kazançlı, iyi ve olgun kişiler olmak istiyor muyuz? O halde ölümü unutmayalım.

Hülasa olgunluk ve maddî-mânevî kazanç istiyorsak ölümü hiç unutmayalım.

Sözüm dinle benim gardaş!

Unutma hâlet-i nez’i

Gidersen bu yola, yoldaş!

Unutma hâlet-i nez’i!

Vedâ edip ehibbâya,

Gidersin dâr-ı ukbâ’ya.

Sakın meyletme dünyaya

Unutma hâlet-i nez’i!

Hani âbâ vü ecdâdın?

Hani ashâb u evlâdın?

Senin de kalısar adın,

Unutma hâlet-i nez’i!

Bu fâni dâra aldanma

Vefâsız yâra aldanma

Katı mekkâra aldanma

Unutma hâlet-i nez’i!

Götür neftsen hevâ fikrin,

Düşür kalbe Hüdâ zikrin.

Ara derde devâ ilkin,

Unutma hâlet-i nez’i!(1)

Hadîs-i şerîf: “Kefâ bi’lmevti vâ’izan.”(2)

Nush u pend ister isen, merd-i Hüdâ!

Vâiz u nâsıh, ölüm yeter sana.

Çün ecelden kimseye yokdur güzer

Âkıl isen eyle isyandan hazer.(3)

 

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan (rha)’ın İdeal Yol-Başmakaleler 4 kitabından alınmıştır.

 

Dipnotlar

1. Bu şiir Zeynî adlı bir şaire ait olup anlaşılması için yer yer değiştirilmiştir.

2. “İnsanoğluna vaiz ve nasihatçi olarak ölüm yeter.” Bk. Beyhakî, Şuabü’l-îmân, hadis no: 10160.

3. Esad Coşan, “Ahterî’nin Kırk Hadîs Kitabı”, İslâm, sy. 4 (Nisan 1976), s. 78.