Bir Kitabullah-ı Âzâmdır Serâser Kâinat

IMG_3715 copy

İman etmek, görünmeyene inanmaktır. Mükâfatı ise görünmeyeni görmektir. Kâinatta, zahirî yönüyle bir kısım karışıklık ve nizamsızlık varmış gibi görünse de, esasen bütün evrende baş döndürücü bir nizam ve âhenk vardır. Bir taraftan hemen her gün müşahede ettiğimiz bir mumu, sobayı veya lambayı; diğer taraftan, dünyamızı aydınlatıp ısıtan güneşi göz önüne getirip düşünelim. Bunların her birinin bir ışık ve ısısı vardır; ama hiçbirisi birbirine karışmamaktadır.

Hilkat âleminde her an sürekli kitaplar yazılmaktadır ve bunların hemen hepsi de, önceden planlanmış bir kader ve nizam içinde olmaktadır. İşte kâinat da bu kader planı üzerine yazılmış bir kitaptır. Bu kitabın harfleri ve alfabesi atomlar ise, kelimeleri de moleküllerdir. Canlı ve cansız bütün varlıklar ise bu kitabın cümleleri mahiyetindedir.

Cenab-ı Hak, ‘İnsanı bir alaktan (aşılanmış yumurta) yarattı.’ (Alak, 96/2) ayet-i kerimesiyle ise makro âlemi hatırlatmak için, insanı nazara vermekte ve kâinatın yaratılışı ile insanın yaratılışı arasındaki muvâzeneye (denge) temas etmektedir. Bu yüzden de biz, kâinata, kudret ve irade kalemiyle yazılmış bir kitap nazarıyla bakmaktayız. Zira Kur’ân-ı Kerim, Cenab-ı Hakk’ın kelâm sıfatından gelen bir kitap olduğu gibi, kâinat da kudret ve irade sıfatından gelen bir kitaptır.

Modern şehrin insanı tabiatla bağını koparınca Kainat Kitabı’nı okuma şansını kaybetti.

Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’de Kâinat Kitabı’nı okumamızı emreder. Böylece Cenab-ı Hakk’ın azametini ve rahmetini daha kolay kavrayabiliriz.

Hz. Peygamber Hıra Mağarası’na tefekkür için gittiğinde uzlete çekilmiş oluyordu. Yine Kur’an-ı Kerim’de bunun ona sevdirildiği belirtiliyor. Kâinat Kitabı’nda yer alan bütün unsurlar Cenab-ı Hakk’ın birer âyetidir. Uzay, gezegenler, yıldızlar, güneş, ay, mevsimler, dağlar, denizler, ağaçlar, bitkiler, hayvanlar ve bütün bunlar arasında kurulmuş olan denge– âhenk.

Ra’d suresi 2. ve 3. Ayetlerde “Gökleri görebileceğiniz (veya görüp durduğunuz gibi) bir direk olmaksızın yükselten, sonra Arş-ı hükmü altına alan, her biri belli bir vakte kadar ak(ıp hareket ed)en güneş ve ay(ı emrine gör)e boyun eğdiren, işleri (düzenli bir şekilde) yöneten Allah’tır. 

O, yeri yayıp döşeyen, orada sabit dağları ve nehirleri var edendir. O, bitkilerin hepsinden kendi içlerinde (erkek ve dişi) iki eş olarak yaratan, gündüzü (kısaltıp) geceyle bürüyüp örtendir. Doğrusu bunlarda, iyice düşünen bir toplum için elbette (birçok) âyetler (delil ve ibretler) vardır. “ buyurulmaktadır.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi de konuyla ilgili şöyle der: ”Dağdaki çoban, eline aldığı bir çiçeğe bakarken ılık gözyaşı döker, Yaradan’ının sanat ve kudretini müşahede eyler; gökteki sayısız yıldızlara bakar ürperir: “Ne büyüksün ya Rabbi!” diye marifetin en yüksek mertebelerine vâsıl olur. Diğer yandan, ak saçlı, olgun, bir âlim veya şöhretin şahikasına çıkmış engin, hakim bir mütefekkir de kainat nizamının akıllara durgunluk veren mükemmelliğini, kanunlarının şahaneliğini derinden derine sezip, makro-kozmos ile mikro-kozmosun yani yeryüzü-gökyüzü âlemlerinden, hücreye ve atoma kadar her merhaledeki intizamın sâni-i hakîm ve mûcid-i kerimi Rabbü’l-aleminin önünde saygıyla secdeye kapanır, imanın eşsiz zevk ve lezzeti ile erir, mest olur, irfanın doruğuna erişir.”

Kâinatta her şey secde ediyor!

“Göklerde ve yerde bulunanlar ve onların gölgeleri de ister istemez, sabah akşam Allah’a (ve O’nun mükemmel nizamına) secde eder(ler).” (Ra’d 15)

Zerreden kürreye…

Şu kâinatın son derece mükemmel ve muntazam metodlarla çalıştığını hepimiz biliyoruz. Eınsteın’la röportaj yapmak için yanına gitmişler, sormuşlar: ” Siz dindar mısınız, Allah’a inancınız var mı?” diye… Diyor ki: ” Makrokozmos; etrafımızdaki büyük çevrenin derinliğini kavramanın mümkün olmadığı uçsuz bucaksız bir fezâ, kâinat… Ve mikrokozmos; kapalı âlem, ulaşamayacağımız kadar küçük… İki uç: Birisi uçsuz, sonsuz büyük; ötekisi sonsuz küçük… Biz ortasında… Bunların, makrokozmos ve mikrokozmosun, kâinatın ve zerrenin son derece mükemmel bir nizam içinde çalıştığını, çok muntazam matematiksel kanunlarla çalıştığını mesleğimden biliyorum. Hem gökyüzünü inceleyen bir kimse olarak, makrofizikçi olarak, hem atomu inceleyen bir âlim olarak son derece mükemmel olduğunu görüyorum bunların… İşte bunlara bu düzeni, bu mükemmelliği veren varlığa inanmak eğer dindarlıksa, ben dindarların en başında geliyorum.”

Kâinat kitabını okuyabilmek kişiyi imana, ilme ve irfana götürmektedir. Ne mutlu ibretle bakıp tefekkür denizinden sahili selamete erenlere…

Bir Kitabullah-ı âzâmdır serâser kâinat

Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar…(Recaizade Mahmud Ekrem)

Sultan Sönmez