Bir Keşiftir Okuma!

“Önce Oku” dendiğinde insanın aklına ilk olarak kitap okumak sonrasında ise hangi kitabı okuyayım düşüncesi gelir.  Öyle ya binlerce kitap arasından  nerden başlamak gerekmektedir? Zamanımızı vereceğimiz okumaların fayda getirmesini ve ihtiyacımızı karşılamasını isteriz. Neyi okuyacağım sorusunun akabinde başka sorular da gelir peşi sıra: Bilgi almaya ya da kafa dağıtmaya mı yarayan, yoksa danışma kaynağı olarak  kullanacağım kitaba mı ihtiyacım var?  Edebiyat alanında mı; tarih, felsefe, psikoloji alanlarında mı? Neyi okuyacağız?

“Oku da ne istersen oku” derseniz, karışık  ve plansız okumalar yapmak hafızamızı çöplük haline getirip, kalbimizi yorgun düşürebilir. Önemli olan kişinin neye ihtiyacı olduğunu bilmesidir. Amacımız hayatımızı daha anlamlı ve kaliteli hale getirmek olmalıdır. Hangi alanda neyi okuyacağını bilen kişi, kendini tanıma hususunda iyi bir yol almış demektir. Aksi takdirde belli bir program dâhilinde yapılmayan okumalara kendimizi bırakmak demek “ele geleni yersen, dile geleni dersen, sen derviş olamazsın” misali olacak ve hikmeti aradığımızı düşünürken yolda kalmakla sonuçlanacaktır. Bu sebeple kendimizi tanıyarak ihtiyacımızı tespit edip, dışımızdaki dünyayı keşfetme yolculuğunda kısa-orta-uzun vadede istikrarlı bir şekilde yapacağımız okumalar, geçmiş-bugün ve yarın arasında köprü kurmamızı sağlayacak ve sonuçta varlığımızı çok değerli hale getirecektir. Şunu unutmamamız gerekir; kimin fikirlerine karşı kendimizi açık edeceğimiz çok mühim ve tespiti çok elzemdir. Doğru yazar, doğru kitap bizim istikamet üzere olmamıza yardımcı olacaktır.

Her kitabın kendine göre okuma hızı farklıdır. Elimize aldığımız kitaba muhakkak bir zaman aralığı vermeliyiz. Bazen  günde yirmi sayfa yeterli olurken, bazen 100-200 sayfayı rahatlıkla okuyabiliriz. Başlama ve bitiş tarihi ilk sayfaya yazılıp kitap bittiğinde okuduklarımızın bizde ki etkisini bir iki cümleyle kitabın son sayfasına ya da not defterine yazarak duygu ve düşüncelerimizi kayıt altına alabiliriz. Aksi halde aylarca elde tutulan kitap bize küser. Kitaplar da canlıdır ve konuşurlar! Biz onları dinlemek üzerine yaparız okumalarımızı. Özellikle kırmızı kalemle altını çizdiğimiz cümleler, sayfaların kenarlarına düşeceğimiz notlar bir dostla yapılmış sohbetin neticesi gibi bizi kendimize tanıtacaktır.

Bu anlamda bazı kitaplar kimine göre boşa zaman kaybı gibi gelmektedir. Sanki her cümlesinin mesaj içerikli ve bilgi bombardımanı yapması beklenir. Şiir, öykü, roman türünün olduğu edebiyat alanı bazılarının düşündüğü gibi asla boşa zaman kaybı değildir. Edebiyat, hayatın yargısız ve sorgusuz bir şekilde anlatıldığı tam da kendisinden ibarettir. Edebiyat, mahkeme kurup kimseyi infaz etmez. Bize sadece insanın her halini önyargısız olarak sunar. Okuyucu kendi karar verir. Tabi ki burada kastımız gerçek edebi eserlerdir.

Bütün bunları bir kenara koyduğumuzda özetle diyebiliriz ki; aradığımız bir alamettir satırlar arasında. Varlığımıza ışık tutacak, yol gösterecek bir kılavuzdur. Bilgi hazinesi olmakla birlikte keşiftir okumak! Tecrübedir, irfandır, sanattır.  Sayfalardan başlar; insana, yere, göğe, kâinata uzanır. Her şey alamettir, ayettir. Ama önce kendinden başlamak gerekmektedir.

Sloganımızı hatırlayacak olursak, önce oku, sonra dinle ve düşün! Dinlemesini bilmeyenler kimi ve neyi okurlarsa okusunlar hep kendilerinde kalmaya mahkûmdurlar.

Kitap dolu bir evim, çiçek dolu bir bahçem olsa denir ya! Çiçekler ruhumuzda açar, sonra gerçekliğe düşer. Kitaplar da zihnimize ve kalbimize dokunursa hayatta bir karşılığı olur.

Bir aşktır okumak, su gibi yemek gibi hava gibi; bunlar olmadan nasıl yaşanmazsa o halde ölmemek için de okuyalım dostlar!

Saliha Yılmaz