Bir Fincan Çerezin Öğrettiği Adalet

terazi-adalet

Sonbaharın, insanı hafiften ürperten esintisiyle, sararan yaprakları havada uçurarak yüzünü göstermeye başladığı günlerdeyiz. Yine böyle bir sonbahardı geride kalan ve kış çetin yüzünü göstermiş, içindeki meşe odunlarının çıtırtılarla yandığı saç sobalar, gümüş yaldız renkleri hafif kızarmış olarak bulunduğu mekânları sıcacık yapmıştı.  İşte o sobaların üzerine babaannem tarafından bırakılan mandalina kabuklarından yayılan kokuyu, bu günkü oda spreylerinde bulamazsınız. Soba ve mandalina kabuklarından bahsedince hatırıma babaannemlerde geçirdiğimiz bir kış gecesi geldi.

Şimdikilere göre iki misli büyüklükte bir salon, üç tarafında üzerinde rengârenk el emeği, göz nuru kanaviçe işli bembeyaz örtülü kırlentleri olan sedirler, dördüncü taraf ise tıka basa dolu, boydan boya tavandan yere kitaplıkla tefriş edilmiş. Ortalar da bir yerde de irice bir gümüş yaldızla boyanmış saç odun sobası.

Babaanne, baba, hala ve çocuklar, küçüklü büyüklü. Üç nesil bir araya gelmiş, muhabbetle koyu bir sohbete dalmışken sobanın üzerinde demlenen çayın servis zamanının geldiğini anlayan babaannem kimseye sezdirmeden mutfağa yöneldiğinde ben de yavaşça arkasından yürüdüm.   Çocukluğumuzun gizemli dolabı olan, içinden her seferinde farklı şekerler, bisküviler çıkan, mutfaktaki tel dolabı açıp içinden çerez kavanozunu, ardından bir de küçük kahve fincanını alan babaannemi sessizce izliyor, çerezle fincanı bağdaştıramıyordum. Kişi sayısına göre çerez tabaklarına fincan fincan ölçüp çerez koyunca nineme yanaşıp “Babaanne, neden öyle yapıyorsun” diye sordum. “Herkes eşit yesin, haksızlık, adaletsizlik olmasın, kul hakkına girilmesin” diye cevap veriyor.  “Kul hakkına girilir eşit dağıtmazsak” diye tamamlıyor cevabını. Aldığım cevaba o an bir anlam verememiştim ama şimdi düşününce anlıyorum pamuk ninem o davranışı ile adil olmayı, hak yememeyi öğretmiş bana.

Sonbahardan bahsedince karıncalar ve bu mevsimde kışa hazırlanmaları ile onlara yapılan zulüm geldi hatırıma. Siz karıncaları sever misiniz? Yoksa onlara zulmedenlerden misiniz? Zulmün, insanlara daha çocuk yaşta iken karıncalarla öğretilebileceğini bir vesile ile liseli yıllarımda öğrenmiştim. Saat 21.00, radyomuzda mutat sohbet zamanı. Zulüm hakkındaki genel konu arasında karıncalara da yer veriliyor ve anlatılıyor. “Çocuklarınıza karıncaları ezdirtmeyin, yuvalarını bozdurtmayın ve zulmettirmeyin. Çocuklarınıza zulmün kötü olduğunu, merhametin sevilen bir davranış olduğunu öğretin. Merhamet edene merhamet edileceğini ve Allah(c.c)’ın merhamet edeni sevdiğini, zulmedeni sevmediğini anlatarak karıncaları sevdirin ve zulmetmelerine engel olun” diyerek anlatıyor.

Şimdi nerede karınca görsem, o çağlarda dinlediğim sohbet nedeniyle zihnimde yer eden zulüm, merhamet, adalet çizgisi gelir aklıma.

İnsanoğlu zalim olarak doğmuyor. Zalim olarak yetişebiliyor. Bu bahsettiklerim merdivenin ilk basamakları belki ama küçümsemeden, önemseyerek, vurgulayarak, ehemmiyetle anlatılmalı, öğretilmeli. Çünkü bizleri tek bir yürek olarak birleştiren bir değerdir zulmün karşıtı olan adalet mefhumu, derbeder olmuş şu insanlık için tek çözümdür adalet. Yeter ki zalim değil, adil olmaya niyet edip adım atalım, menfaatimiz vicdanımızın önüne geçmesin.

Sultan Sönmez