Bir fasıla var mıdır hayatta la ilahe’lik bir an olsun

Camide, cemaatte, Eyüp Sultanın avlusunda, selâtin camilerin kubbelerinde, kiliselerin mimarisinde, kabristanların sessizliğinde, Süleymaniye’nin görkeminde,
Güvercinlerin kanadında, martıların çığlığında, simidin bölünürken çıtırdayışında, lalelerin elif elif dizilişinde, sümbüllerin rayihasında, akasyaların renginde,
Büyük günahları kendisine reklam spotu seçen alış veriş ve yaşam merkezlerinin tam kalbinde. Yürüyen merdivenlerin zembereğinde, janjanlı karton çantaların içlerinde, kol düğmelerinde, en son moda saç renklerinde, savroski taşlarının parıltısında, ilkbahar yaz koleksiyonlarında, kredi kartlarının hesap özetlerinde atıyor illallah zikri …
Pazartesinin sendromunda, çarşambanın yoğunluğunda, cumanın esenliğinde, bayramların coşkusunda, gecelerin karanlığında, gündüzlerin telaşında, akşam haberlerinin başlıklarında, hep illallah diye seğiriyor hayat.
Piyasalarda, gayri safi milli hâsılada, tefe’de, tüfe’de, semt pazarlarında, bohçacıların çıkınlarında, mısır çarşısının cazibesinde,
Çocukların neşesinde, yaşlıların acziyetinde, annelerin kederinde, babaların kuvvetinde, gençlerin deli kanında, komşunun getirdiği ödünç tabağında, çorbanın tüten dumanında, mahalle muhtarının eskiyen deri sandalyesinde, berberin defalarca güneşe astığı havlusunda, titiz hanımların sakız gibi çarşaflarında,
Yağmurların damlalarında, ayazın tokat gibi gezinen ıslığında, tüten bacaların siyahlığında, bir gelinliğin beyazlığında,
Modanın kalbinde, trendlerin çeşitliliğinde, yetişmemiş yazılarda, basılmamış sayılarda, yazılmamış kitaplarda, rafları kaplayan ciltlerde,
Selahattin Zerkub’un çekicinin tıkırtısında, Mevlana’nın eteğinde, Şemsin hicran dolu gizeminde, Üftade’nin ibriğinde, Aziz Mahmut’un satılık ciğerlerinde, Yunus’un dosdoğru kestiği odunlarında, Taptuk’un kapısında,
Vel hâsıl Mekke’nin acı tatlı hatıralarında, Kâbe’nin sadeliğinde, Medine’nin hurma bahçelerinde, Ravza’nın sütunlarında, Kızıl denizin melteminde, Kudüs’ün hüznünde, Fukişima’nın santrallerinde, Japonların zor günlerinde, Amerika’nın eyaletlerinde, ansızın gelen sarsıntılarda, büyük dağların sıkışmış enerjilerinde, toz bulutlarında, tayfunlarda, fırtınalarda, kasırgalarda, stadyumlarda, oditoryumlarda, kürsülerde,
Otobanlarda, talihsiz kazalarda, silahların namlularında, kayıp çocukların acı haberlerinde, canı yanmış ailelerin beddualarında, yüreği taşlaşmış faillerin vicdanlarında dahi La ilahe’lik bir fasıla yok. Kâinat, yörüngesinden hiç sapmadan illallah diye haykırıyor. Her fasılada ancak Allah var diye kıpırdıyor yapraklar, dalgalar İllallah diye yalıyor sahilleri, kumlar lisanı haliyle fısıldıyorlar İllallah diye. Her can bilse bilmese aynı zikri tekrarlıyor her nefeste. Bir boşluk aramadan bir boşluk bulamadan…

Betül Şatır