Bir Çeşit Yâd Programıdır Hac

kabe..

Bismihi Sübhan…

Çocukluğumuzun hangi yılında başladığımızı bile hatırlayamayacağımız bir ezberdir İslam’ın şartları:1- Kelime-i şehâdeti getiririz elbette aşkla ve şevkle v Allah’tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve rasûlü olduğuna şeksiz şüphesiz iman ile. 2- Namaz kılarız ve kabulünü de Allah’tan isteriz. Namaz ile kıymetlene, dipdiri, sağlam imanlı, sağlam amelli Müslüman olmak istediğimizi Allah’a arz ederiz. 3- Yılın içindeki en mübarek ayı dört gözle bekler, maddi-manevi hazırlıklarımızı yapar, Ramazan Ayı geldiğinde de meşakkatini farkına bile varmadan oruçlarımızı tutar, iftarlarda seviniriz. 4- Zekatı Allah’ın zengin kıldığı kişi, zengin kılmadığı kişiyle malını bölüşerek verir de hem ümmetin refahı hem malın temizliği hâsıl olur. Zekatı hepimiz veremesek de, mahiyetini, vermenin de bazen almanın da tadını sadakadan biliriz. Verdikçe çoğaldığına, verdikçe lezzetlendiğine şahit oluruz. Bir de beşinci şart vardır ki… Hepimiz ona iman ederiz. Farz oluşuna tam bir teslimiyetle razı oluruz. Ama o ibadet ancak Mevlâ Teâlâ Hazretlerinin takdir ettiği kimselere nasip olan bir ibadettir: Hac.

Hac, zengin olana farzdır. Ama öyle kuralları vardır ki; zengine zenginliğini geride bırakarak yalınayak, hırkasız, ceketsiz, iki sade havludan ibaret örtü ile huzuruna gelinmesini emreder. Zenginlikten hâsıl olabilecek manevi hastalıkları giderir. Kulluğu hatırlatır. Ahret mutluluğu için gerekli olan zenginliğin nasıl elde edileceğini gösterir. Hac özel bir ibadettir.

Hac demek aynı zamanda Hz. İbrahim’i ve O’nun ailesini de muhabbetle ve ihtiram ile anmak demektir. Hacı olmanın şartları, o ailenin geçirdiği imtihanın bir temsili hükmündedir. Bu ulvî hatıraların ve ibadetlerin her biri aklı ile tefekkür edip kalbi ile iman eden mü’minler için Rabbimizin kudretinin ve merhametinin delilidir. Hele bir de “Hacer”  ciheti vardır ki…

Hz. Hacer ile kucağındaki yavruyu Rabbine güvenerek ve yüreği titreyerek çölün ortasına bırakıp “geri dön!” emrine itaat eden Hz. İbrahim’e, arkasından “Korkma ey İbrahim! Bizi buraya sevk eden Rabbim bizi zayi’ etmez.” diye seslenerek teselli eden bir kahramandır Hacer.

Küçük İsmail’in kolu, kanadı, umudu, hayatıdır Hacer…

Öyle ki…

O yavru, hali itaatte, gönlü sekinette olan anasının kollarına açlık ve susuzluktan yığılınca, kalbinin en hassas yeri titrer Hacer’in. Oğlunu “Rahman’ın nazarına emanettir” diye kumların üzerine yatırıp koşar Safa Tepesi’ne. Sonra Merve’ye, sonra tekrar Safa’ya, sonra tekrar Merve’ye ve tekrar tekrar koşar.

Okuduğumuz kitabı her zaman koyduğumuz çekmecede bulamazsak başka yerlere bakarız. Yine bulamazsak bir kez daha çekmeceye bakarız. Yine bulamazsak yine başka çekmecelere, başka raflara bakarız. Üçüncü kez aynı çekmeceye çoğumuz bakmayız. Çünkü biliriz: orada yok!

Hz. Hacer oğlunun hayatta kalmasına vesile olacağını umduğu suyu bulmak için Safa Tepesi’ne baktı. Oradan görebildiği çevreyi yokladı: yoktu! Merve Tepesi’ne koştu. Aradı, etrafta gezindi ümit dolu gözleri. Su yoktu! Sonra Safa’ya geri döndü. Aynı yerde tam yedi kez aradı suyu. Aynı çekmeceye tam yedi kez baktı yani. Oysa ikincide anlamıştı kendilerini hayata bağlayacak sebebin orada olmadığını. O yine de koşmaya ve aramaya devam etti. Çünkü O’nun bu araması, Rabbine beden dili ile yönelmekti. Hal dili, o sessiz sedasız duasında belki de şöyle diyordu:

“Ey merhamet sahibi Rabbim!

Evet, bizi sevk ettiğin bu yerde su olmadığını biliyorum. Bunun senin takdirin olduğunu biliyorum. İşte buna sabrediyor ve senden istemeye devam ediyorum. Sen ki bir kuluna ikram edeceğinde bile ona sebepler sunarsın. İşte ben su olmadığını kesin olarak gördüğüm bu kumluk arazide, o su olmayan yerlerde artık su değil, senin dualarımızı kabul edişini arıyorum. Bir evladı anasına bağışlayışını arıyorum. Bizi misafir ettiğin, arzın şu kimsesiz noktasında, bizi yalnız bırakmayacağını biliyorum ve ev sahibimizin bize ikramını arıyorum.  Bu aynı yerde tekrar tekrar koşuşum bir arama değil bir niyazdır. Bu duamın “âmin” leri işte şu gözyaşlarımdır. Gözümün bizden başka hiçbir canlı varlığı görmediği bu yerde, göremediğim varlıklar halime şahit olsun ki Senden her ne gelecekse razıyım. Nimetini şükürle, imtihanını sabırla beraber ver. Âmin.”

Ve Mevla, onun bu hal diliyle ettiği dua ile onun imtihanını tamamladı. Nimeti onların ayaklarının altına serdi… Zemzem, Hz. İsmail’in topuğunu yere vurduğu yerden çıktı.  Hz. Hacer tepeden tırnağa şükür halindeydi. Çünkü Allah-u Teâla onun duasını kabul eyledi ve ona nimeti şükrü ile beraber verdi…

Hz. Hacer’ den sonra yaşayan her iman ehlinin manevi bir borcudur zemzemi her içtiğinde Hz. Hacer’ i ve oğlu İsmail’i anmak. Zira o nimet, onlar vesilesi ile yeryüzüne ikram edilmiştir.

Bütün insanların, kıyamete kadar İslam’la müşerref olmuş bütün hacıların andığı bir ailedir Hz. İbrahim’in ailesi. Hac, başlı başına bir “geçmişi ve güzel olanı yâd etme, onlar gibi olmaya çalışma” halidir. Hz. İbrahim gibi, Allah’tan başka dost aramayan, Hz. Hacer gibi başına gelen her şeyin, Allah’ın takdiri olduğunu unutmayan, Hz. İsmail gibi itaatin en güzel örneği olan kimseler olun. Bunlardan biri gibi olun, hiç olmazsa onları severek yâd eden gibi olun. Böylece Allah-u Teâlâ, sizi, ilk doğduğunuz gün gibi günahlardan temizlenmiş, hayata yeniden başlaya bilirsiniz.” der bu haller.

Hac; maddi bütün varlığını geride bırakarak manevi hazine edinme yoludur. Bu hazineyi elde etmek, Allah’ın hac ibadetini takdir ettiği, bu ibadetinde Al-i İbrahim’i anan ve kıyamete götürdüğü ahiret azığında onların sevgisini taşıyan mü’minler olmak dileği ile…

 
Melahat Güngör