Bir Baltaya Sap Olmak | Kadın ve Aile

Bir Baltaya Sap Olmak

Meslek… Hayatımızın ilk yıllarından itibaren düşünmeye başlayıp tam olarak kavrayamadığımız, eğitim sürecimiz boyunca bize farklı gelgitler yaşatan konu. Hangi mesleği seçeceğimiz, kişisel yeteneklerimiz ve çalışma düzenimizle alakalı olduğu kadar ondan ne beklediğimize göre de değişebilir… Eğlenceli görünenler, maddi kazanç sağlayanlar ya da manevi sorumluluk olarak üstlenilenler de var. Çeşit çeşit…

Mesleğimizi seçerken; kimimiz ailemizden ve yakınlarımızdan etkilendik, kimimiz okuduğumuz, izlediğimiz şeylerden. Kimimiz de keşfettiği yeteneklerinin peşinden gitti. Bir mesleği icra etmeye başlamadan önce uzun okul yıllarımız oldu. Okulda zorlananlar, sınavlardan bunalanlar temel eğitimin gerekliliğini unutup “Bu gerçek hayatta ne işimize yarayacak?” sorusunu diline pelesenk etti.

Bazı insanlar kolay kazanç sağlamak için kestirme yollara yöneldi. Fakat bu insanların saptıkları yolların sonu hep çıkmaz sokaklar oldu. İlerleyen bir yola girenler, yürümekten gocunmayanlardı.

Bazen de mesleğinde yükselmiş, parmakla gösterilir seviyeye ulaşmış insanlardan şöyle sözler duyduk: “Bu bir yetenek işi… Zaten her zaman bu işe yatkınlığım vardı… O kadar da çalışmadım, yeteneğim ve zekâmla geldim buralara.” Oysa bunları söyleyen kişilerin hayatlarına bir mercek tutabilseydik, yaptıkları işe nasıl dört elle sarıldıklarını, canlarını dişlerine takıp nasıl gece gündüz çalıştıklarını görebilirdik.

TDK Sözlüğünde mesleğin tanımına bakalım: “Belli bir eğitim ile kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, insanlara yararlı mal üretmek, hizmet vermek ve karşılığında para kazanmak için yapılan, kuralları belirlenmiş iş.” Basit bir çorbayı yapmak için bile en azından tarife bakarız. Bir işte usta olmak için tabii ki daha fazlası gerekir. Çorbayı yapmak ve yemek hatta sonrasında bulaşıkları yıkamak bile o işin parçasıdır aslında. Bence meslekler de böyle. Derece derece her aşamasında bu üç adım var gibi geliyor bana. Önce kâğıt üzerinde sonra onu uygulayarak öğrenmek, pratiklerle ve yeni çalışmalarla işte ustalaşmak. Bizi daha fazla çalışmaya teşvik eden şey de, maddi ve manevi kazanç sağlamak. Tabii bilenden öğrenmek yani bir ustaya çırak olmak da bu sürecin vazgeçilmezi sanırım.

Bana kalırsa çalışmak ve tedrici olarak öğrenmek bizim kodlarımıza yazılmış. Eğer öğrenemez ve kendimizi geliştiremezsek, öğrendiklerimizle iş yapmaz ve sonunda da tatmin edici bir kazanç sağlayamazsak sistemimiz arıza veriyor. Mesleki olarak yaptığımız çalışmaların dışında da öğrenmek ve üretmek hayat boyu devam eder…

Bir insan her şeye sahipken neden örgü örer? Ya da neden bu kadar eser varken yazarlar hâlâ yeni eser verir? Çalışmaya muhtaç olmayan bir sürü insan tanıyorum, fakat çalışıyorlar. Biz çorbayla da doyabilecekken annelerimiz neden binbir zahmete girip sarma sarıyor? Hepsinin cevabı aynı kapıya çıkıyor sanki çalışmak ve emek vermek fıtratımızın ayrılmaz bir parçası.

Kazanç her ne kadar para kazanmak anlamında kullanılsa da, bunun asıl getirisini sadece parayla sınırlamak mantıksız olurdu. Bazen bir takdir cümlesi o işten keyif almamızı paradan daha fazla sağlar. Çünkü faydalı olduğumuzu hissederiz. İşin tam bu kısmında, mesleğinin zekâtını yine yaptığı iş üzerinden veren insanlara da saygı duyduğumu söylemeliyim. Yani bir ücret talep etmeden gönüllü olarak yapılanlar… İhtiyacı olan öğrenciye ilim öğreten hoca, fakirlere ekmek dağıtan fırıncı, vatanı için canını tehlikeye atan asker… Örnekler çoğaltılabilir.

Tabii bir de, ne iş yaparsa yapsın herkesin zihnine kazıması ve hiçbir koşulda unutmaması gereken o önemli konu var: “İşini doğru yapmak ve iş ahlakını asla göz ardı etmemek”. Örneğin; kimse sağlam yapılmayan bir evde oturmak istemez. Ama işin uzmanları dışında kimse de o evin sağlam olup olmadığını anlayamaz. Meslek sadece para kazanmak için bir araca dönüşerek ahlaki boyutunu kaybettiğinde ne yazık ki her şey çöküyor. Vicdanın da bu yapıda bir harç olduğunu unutmamalı!

Bir de tüm meslek sahiplerini bir araya getiren öyle bir iş var ki; tüm meslekler onun yanında bir oyalanmadan, hobiden öteye geçemiyor. Dünyanın en önemli konuları, ondan bahsedilince süreli bir uğraşa dönüşüyor. Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan’ın da (ra) söylediği gibi: “Asıl işin Allah’ın dinine hizmet etmek!”

Biz insanlar bir baltaya sap olmak istiyoruz. Böyle olunca takdir görüyoruz. Fakat bütün takdirlerin üstünde olanı bazen unutuveriyoruz. Dünyanın oyun ve eğlence yeri olduğunu unuttuğumuz gibi… Burada birazcık oyalanacağız oysaki.

Zehra Binark