Benlikteki Fıtrat Arayışı

dfg

Dünya, bize çeşitli gözlükler sunmakta. Her gün, her saat ayrı bir gözlük takıyoruz. Her gözlükten başka başka görüyoruz mükevvenatı. Ve her görüşte başka şeylere heves ediyoruz. Her

hevesimiz fiile geçtikten kısa süre sonra kursağımızda kalsa da, bu kursakta kalışlar yeni heveslere yelken açmamızı önlemiyor. Benliklerimiz sürekli yeni şeyler arıyor.

Gerçekten de benliklerimiz sürekli değişip yeni şeyler mi arıyor? Yoksa, hep aynı şeyi arıyor da, bulamayınca yeni yönelişlere mi meylediyor?

Bilmiyoruz…

Bu arayışlar, bahçe kapılarından içeri bakışlardan ibaret kaldığı sürece, asla son bulmayacak. Bu şekilde nefsimiz, asla kendi açtığı patikalardan kurtulup huzur kaldırımına adım atamayacak.

Peki nedir bu içimizdeki dikenli yollar, nedendir çıkmaz sokaklarda biten ayran gönüllü arayışlar?

Dünyanın bize sunduğu gözlüklerden bir anlığına sıyrılmadan, cevapları göremeyeceğiz asla. Çünkü bu gözlüklerden  sıyrılmak demek, nefsimizi, ruhumuzu  görmek demek…

Gerçek, saf güzelliği bilmek istiyoruz. Sonsuz mutluluğu arıyoruz. Ve her arayışta kendimizi küçük sapmalarla ıskalıyoruz.

Derler ki, sanat kusursuz güzelliği, bilim mutlak başlangıcı arayıştır. Ama biz biliyoruz ki; insan aklının en kusurlu yanı sanatla, mutlak başlangıçla ilgili en saçma fikirler de bilimle ortaya çıkabiliyor bazen. O halde tartıların bozuk tarttığı, gözlerin bozuk gördüğü bir yer olmalı.

İşte tam da burada gözlüklerden bahsedebiliriz. Dünyanın bize sunduğu gözlüklerden… Aslında güzele, güzelliğe araç olan bu gözlükler, bazen kendimizi görmezden gelmemize neden oluyor belki de.

Gerçekleri ararken en saf ve duru şekilde bakmamız gereken kendimize, bu gözlüklerin renginden bakıyoruz. Ve tam da bu yüzden, farklı zannettiğimiz benzer arayışlar içine giriyoruz.

Ararken, kimi zaman yaklaşıyor, kimi zaman uzaklaşıyoruz aslımıza farketmeden. Yaklaşmak ve uzaklaşmak nasıl anlaşılır diyorsanız eğer… Cevap vereyim:

Bir şeyleri elde ettikten sonra bunun mutluluğu tatmin olmuşluğa dönüşmeden sizi yeni arayışlara sürüklüyorsa, bu yüzden hevesleriniz birer birer mutsuzluğa dönüşüyorsa, “benim istediğim bu değildi” diyorsanız en sonunda, siz gerçekliğinizden uzaklaşıyorsunuz demektir.

Gerçekliğe yaklaşmak, yürümekten asla bunalmayacağınız bir yola girmektir. Aslında çocuk oyunundan öteye geçmeyen arayışlara son vermek değil belki ama, bu arayışlara derin bir anlamı yükleyebilmektir.

İşin en ilginç yanı ise, kimliğimizden uzaklaşarak varabileceğimiz en son nokta, yine kendi özümüzden başkası değildir. Biz, dolaşarak yolu uzatmış oluruz sadece.

Ve bu uzayan yolların sonu bazen sayılı nefeslerimizin de sonuna denk gelir. Kendi fıtratımızla hayatımızın kesiştiği nokta, en son nokta olmadan kendimizle barışıp fıtrata tutunmak sizce de daha mantıklı değil mi?

Zehra AKIN