Bal

“Sonra meyve (ve çiçek)lerden ye. (Bunun için) Rabbinin (bal yapımı için) kolaylıklar gösterdiği (öğreti) yollarına boyun eğerek gir.” Onların karınlarından rengârenk bir içecek (bal şerbeti) çıkar ki o, insanlar için bir şifa (kaynağı)dır. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir toplum için bir ibret (ve Allah’ın kudretine işaret) vardır. Nahl 16/69.

Tefsir âlimleri, ismini bal arısından alan Nahl Suresinde geçen bu ayet-i kerîmede “şifadır” lafzının genel anlam ifade ettiğini ve balın (yahut arı ürünlerinin) her hastalığa şifa olduğunu belirtirler.

Bal, 200 bileşenli yüksek besin profiliyle başlı başına bir öğün teşkil eden fonksiyonel bir gıda olduğu gibi; bu bileşenlerin etkisiyle bağışıklığı uyarıcı, sindirimi kolay, besleyici ve pek çok hastalığa karşı koruyucu ve tedavi edici özelliğiyle meşhur bir nebevi şifa kaynağıdır. Balın renk, koku, tat gibi fiziksel özellikleri; vitamin ve mineraller gibi kimyasal bileşenleri coğrafi ve botanik koşullar doğrultusunda değişkenlik arz eder. Çam balı gibi salgı nektarından veya kestane balı gibi çiçek nektarından elde edilmiş olması balın çeşidini belirler ki her nevi bal şifa vesilesidir. Bal dışında arı ürünlerinden propolis, arı sütü, arı zehri, polen ve balmumunun da beslenme ve sağlık açısından önemli faydaları bulunmaktadır, ancak bu yazının kapsamına dahil edilmemiştir.

Kalplerin tabibi ve devası olan Efendimiz (sas)in sünneti seniyesinde balın önemli bir yeri vardır. Peygamber Efendimiz (sas): “Sizin ilaçlarınızdan herhan­gi birinde fayda varsa şunlardır: Hacamat yaptırmak, bal içmek, yarayı dağlamaktır. Fakat ben ateşle dağlamaktan hoşlanmıyorum.” “Şifa iki şeydendir. Biri Kur’an okumakta, diğeri ise bal şerbeti içmektedir.” buyurarak ümmetini şifa niyetiyle bal şerbeti içmeye teşvik etmiştir. Başka bir hadisi şerifinde tereyağı, bal, hurma ve kimyonla yapılan sennut karışımının sinameki ile birlikte “Ölümden başka her derde deva” olduğunu buyurmuştur[i]. Peygamber Efendimiz (sas)’e nisbet edilen bazı vecizelerde ise bal şerbeti en üstün ilaç, gönlün üzüntüsünü giderici, gözdeki görme duyusunu kuvvetlendirici, böbrek sancılarını giderici olarak tanımlanmış, bela ve dertlerden korunmak için her ay üç sabah bal yemek tavsiye edilmiştir[ii]. Tıbb-ı Nebevi kaynaklarında balın, karaci­ğer, dalak, mide, bağırsak gibi organ rahatsızlıklarında, ko­ruyucu, temizleyici özelliklerine değinilir. Alt ıslatma, ishal, zihinsel rahatsızlıkların tedavisinde ve kanın temizlenmesinde kullanılması tavsiye edilir[iii].

Ayrıca bal şerbetinin sindirim sıkıntılarına iyi geldiğine delil teşkil eden şu hadis de varid olmuştur:

“Bir adam Resulullah Aleyhissalâtu vesselâm’a gelerek: “Kardeşim ishal oldu (ne yapayım?)” diye sordu.

Aleyhissalâtu vesselâm: “Ona bal (şerbeti) içir!”  ferman buyurdu. Adam içirdi. Bilahare aynı şahıs tekrar  gelip: “Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı.” dedi.

(Adamın bu gidip gelmeleri) üç kere tekrar etti.

Sonunda Aleyhissalâtu vesselâm: “Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi (hata etti).” buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti.  (Buhari/tıb: 4,24- Müslim/selâm: 91- Tirmizî/tıb:  31- Ahmed: 3/19, 20, 92; ayrıca bk. İbn Kesir’de Tefsiri; Tâc, c.3, s.180-181.)

Bal, bitkilerin çiçeklerinden veya diğer canlı kısımlarından salgılanan nektarın ve bitki üzerinde yaşayan bazı böceklerin, bitkilerin canlı kısımlarından yararlanarak salgıladığı maddelerin, bal arıları (Apis mellifera) tarafından toplanması, arının enzimleri yardımıyla bileşimlerinin değiştirilip petek gözlerine depo edilmesi ve olgunlaşması sonucunda üretilen doğal bir fonksiyonel gıdadır. Balın kompozisyonu çiçek kaynağına, mevsimsel ve çevresel koşullara, işleme gibi dış faktörlere bağlı olarak değişkenlik arz eder. Yaklaşık olarak  % 82 karbonhidrat (%39 fruktoz, %31 glikoz ve diğerleri), %17 su, %0.7 mineral madde, %0.3 protein ve vitamin, organik asit, fenolik bileşikler ve serbest aminoasit gibi makro ve mikro bileşenlerden oluşmaktadır[iv]. Bal aşırı doymuş bir şeker çözeltisi olmasına ilaveten metabolizma ve vücut fonksiyonları için gerekli olan ve diyet bileşenlerinin sindirimini ve emilimini de artıran mikrobesinler yönünden de zengindir. Bu bileşenler bala bağışıklığı kuvvetlendirici,  antimikrobiyal, antioksidan, antienflamatuar ve antiseptik özellikler kazandırmıştır ki pek çok faydası bu bileşenlere atfedilmektedir[v].

Antimikrobiyal Etki

Balın antimikrobiyal etkisinin, düşük su aktivitesi ve yüksek asitlik değerlerine sahip olmasının yanı sıra hidrojen peroksit, flavonoid ve fenolik asit gibi bileşikleri de yapısında bulundurmasından kaynaklandığı bildirilmektedir. Bu özellikleri sayesinde bal, insanlarda hastalık oluşturan bakterilerin gelişimini engelleyen bir ortam oluşturmaktadır. Bal yalnızca bakterilere karşı değil aynı zamanda virüs, mantar ve parazitlere karşı da faydalı bulunmuştur. Bu amaçla yapılan bir çalışmada kist yapıcı bir parazite uygulanan %10’luk bal konsantrasyonun üçüncü dakikadan itibaren öldürücü etki gösterdiği tespit edilmiştir. Başka bir araştırmada Bingöl yöresindeki çeşitli bal örneklerinin antimikrobiyal etkileri incelenmiş,

0.1 mL balın çeşitli bakteri ve mantar türlerinin gelişimini engellediği belirtilmiştiriv. Balın antibiyotiğe duyarlı ve antibiyotiğe dirençli olan hastalık yapıcı mikroorganizmalara karşı antibiyotik alternatifi olarak tercih edilebileceğine değinilmiştir[vi].

Sindirim Sistemi Üzerine Etkisi

Balın antioksidan ve antimikrobiyal etkilerinin yanında bileşiminde bulunan metabolitlerin sindirim sistemi üzerine olumlu etkileri olduğu da yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Bal içeriğinde bulunan oligosakkaritler prebiyotik etkiye sahiptir. Bal tüketmek mide bağırsak yolunda probiyotik bakterileri ve prebiyotik lifleri besleyerek sindirimi kolaylaştırmaktadır. Balın, mide dokusundaki bazı aminoasitleri artırarak hastalık yapıcı enzimlerin faaliyetini yavaşlattığı, mide ülserinin temel etkeni olan Helicobacter pylori bakterisinin gelişimini engelleyerek hastalığın etkisini azalttığı bilimsel araştırmalarda defaatle bildirilmiştir[vii]. Antimikrobiyel etkinin balın çeşidinden ziyade miktarı, yoğunluğu, tüketim sıklığı ile doğrudan ilişkili olduğu tesbit edilmiştiriv.

Antioksidan Etki

Gıda bileşenleri ile havada bulunan oksijen arasında gerçekleşen etkileşimden kaynaklanan oksidasyon reaksiyonu gıdalarda çoğunlukla besin değerinin azalması ile birlikte renk, tat ve koku değişimi gibi istenmeyen sorunlara neden olabilmektedir. Gıdada doğal olarak bulunabilen veya dışarıdan ilave edilen ve oksidasyon reaksiyonları engelleyen maddeler genel olarak antioksidan maddeler olarak tanımlanmaktadır. Bal, doğal olarak antioksidan özelliği olan bir gıdadıriv.

Balın antioksidan madde içeriği; üretildiği nektarın toplandığı bitkisel kaynak ile mevsimsel ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Balın antioksidan özelliği yapısında bulunan enzimlerin yanı sıra flavonoidler, fenolik asitler ve vitaminlerden kaynaklanmaktadır. Koyu renkli balların fenolik madde içerikleri genellikle açık renkli ballara göre daha yüksektir ve buna bağlı olarak da antioksidan özellikleri daha yüksektir. Bir çalışmada on farklı monofloral balın antioksidan özelliği incelenmiş, kestane, mavi kantaron, sedir, çam ve fiğ balı gibi koyu renkli balların antioksidan kapasitelerinin açık renkli ballara göre daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada Anadolu’nun kestane ve orman gülü monofloral balları ile dağ çiçekleri heterofloral balı kıyaslandığında kestane balının mineral içeriği ve antioksidan değeri diğerlerinden daha yüksek bulunmuştur[viii].

Antiseptik/Topikal

Bal, antik çağlardan bu yana, birçok kültür tarafından tıbbi amaçlarla kullanılagelmiştir. Yaraların tedavisinde en az 2000 yıldır kullanıldığına Dioscorides’ in kayıtları kaynak teşkil eder[ix]. Bal antiseptik özelliğiyle göz hastalıklarında, diyabet ve cilt kanseri gibi hastalıklarda topikal yara iyileştirici olarak kullanılmaktadırvii. Günümüzde özellikle plastik cerrahi ve kronik yara bakımında bal ve ballı yara örtüleri rutin kullanımdadır. Farklı iklim koşulları ve farklı coğrafyalardan elde edilmiş doğal ballar üzerine yapılan kontrollü klinik çalışmalarda, balın asitliği,  hidrojen peroksit içeriği, besleyici ve antioksidan içeriği sayesinde doku iyileşmesini hızlandırıcı, antibakteriyel etki gösteren, bağışıklığı uyaran etkileri olduğu ortaya konmuştur. Diğer yandan balın farmakolojik içeriği; coğrafya, mevsim, balın gördüğü işlem, depolama ve arı türüne göre değişmektedir. Ayrıca balın kontaminasyon riski de söz konusudur. Bu nedenle her çeşit bal tıbbi kullanıma uygun bulunmamakta ve bazı ballar tıbbi kullanımdan önce özel işlemlerden geçmektedirvi.  Bal, antiseptik özelliği sebebiyle kemoterapi gören hastaların kullanımı için de uygun bulunmuşturvi.

Antienflamatur/ Metabolik etki

Bal bileşiklerinin insan vücudunda emilimi, metabolizması ve faydalı biyolojik aktivitelerini inceleyen araştırmalarda, balın flavonoidlerden zengin fenolik madde içeriği balın biyolojik fonksiyonlarının kaynağı kabul edilmiştir. Bu maddeler balın antienflamatuar, tümör oluşumunu önleyici ve yaşlanmayı geciktirici etkilerinde önemli pay sahibidir. Balın ılık suya karıştırılarak tüketildiğinde 7 dakika gibi kısa bir sürede kana karışarak fonksiyonunu ifa ettiği tesbit edilmiştirv. Bal, her gün düzenli tüketildiği takdirde kanı sulandırmak ve pıhtı oluşumunu önlemek suretiyle, kalp damar hastalıkları riskini azaltabilir[x]. Birçok çalışmada balın bileşenlerine atıfla mide, kolon ve karaciğer kanserinin tedavisinde bal tüketiminin olumlu etkilerinden söz edilmektediriv.

Boğaz ağrısı

Üst solunum yolu enfeksiyonlarında ve öksürükte tedavi maksadıyla bal tüketilmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından potansiyel tedavi edici etkisine binaen önerilmiştir[xi]. Bal şerbetinin ses sağlığına etkisini inceleyen bir çalışmada, düzenli bal şerbeti tüketiminin ses sağlığına katkı sağladığı ve sesin kısılmasını önlediği ortaya konmuştur[xii].

Bağışıklık hücreleri

Balın bileşiminde bulunan metabolitlerden oligosakkaritler prebiyotik etkiye sahiptir. Bal tüketimi mide bağırsak yolunda probiyotik bakterileri ve prebiyotik lifleri besleyerek bağışıklık hücrelerine olumlu katkı sağlamaktadırvii. Bal bağışıklık hücrelerinden B ve T lenfositlerini uyarmak ve çoğalmalarını sağlamak suretiyle çeşitli enfeksiyonlarla savaşmaktadırvi. Balın biyolojik etkilerini inceleyen bir araştırmada iki hafta boyunca katılımcılara kilo başına 1.2 g bal içeren bal şerbeti verilmiştir. Kan şekeri, mineralleri, kan serumundaki feritin, immunoglobin E, hemoglobin, C vitamini, beta karoten gibi değerleri takip edilmiştir.  Çalışma sonucunda balın sağlıklı bireylerde antioksidan maddeleri, kandaki demir ve mineralleri, ayrıca bağışıklık hücrelerini, karaciğer ve kas enzimlerini ve açlık kan şekerini arttırdığı tesbit edilmiştir[xiii]. Demir eksikliği anemisinin tedavisinde kullanılabileceği öne sürülmüştür.

Zehirli bal

Halk arasında delibal, tutar bal veya acı bal olarak da adlandırılan bu bal, fundalıklardan özellikle Ormangülü (Rhododendron ponticum) bitkisinin nektarları ile beslenen arılar tarafından üretilmekte ve Karadeniz Bölgesi’nde ve özellikle de Doğu Karadeniz’de yaygın olarak bulunmaktadır. Tüketildiğinde içerdiği toksin nedeniyle zehirlenmelere neden olabilmektedir. Yapılan çalışmalarla 5-30g delibal tüketimi ile zehirlenmenin gerçekleşebildiği, çocuk, yetişkin ve yaşlılar için öldürücü olabildiği belirtilmiştir. Ancak genellikle bu zehirlenmelerde 24 saat içerisinde iyileşme gözlendiği ve zehirlenme belirtilerinin bulantı, kusma, boğazda keskin ağrı, solunum problemleri ve kaslarda zayıflık olduğu belirtilmiştiriv. Ormangülü balı gıda olarak değil, arı sütü, oğul, bal mumu gibi diğer arı ürünlerinden yararlanmak ve bal üreten arı populasyonlarını beslemek amacıyla üretilmektedir. Ayrıca araştırmalarda söz konusu bal çeşidinin apiterapi, tamamlayıcı tıp ve farmakoloji alanlarında faydalınabilecek zengin içeriğine vurgu yapılmaktadır[xiv].

Balda sahtecilik

Bal arılarının nektar veya salgı yerine şeker şurupları ile beslenmesinin sağlanarak bu şuruplardan bal üretmesi veya doğrudan şeker şuruplarının bala ilave edilmesi balda sahteciliktir. Balda yapılan sahtecilik, balın prolin içeriğinin, potasyum ve sodyum oranının, ve toplam polen spektrumunun belirlenmesi gibi çeşitli tekniklerle anlaşılabilmektedir. Ayrıca belirtilen yöntemlerle değerlendirme yapılırken, balın sakkaroz içeriği, asitliği ve hidroksimetilfurfural (HMF) miktarı gibi veriler de kesin sonuçlara ulaşılmasına yardımcı olmaktadır. HMF kanserojen bir madde olup balın üretimi ya da saklanması sırasında sıcağa maruz kaldığının ve mevzuata uyulmadığının göstergesidir. Ballarda karbon izotop oranının belirlenerek, C4 şeker miktarının hesaplanması yöntemi ile de sahte ve doğal bal ayırımı yapılabilmektedir. Bal satın alınırken mevsimine, saklanma koşullarına, satıcı ve tedarikçinin güvenilirliğine, denetimden geçirilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Tarım bakanlığı tarafından bu tür sahteciliklerin önüne geçmek üzere düzenli denetimler yapılmaktadır.

Yan etkiler

Bal tüketimi sözkonusu olduğunda sayılabilecek yan etkilerden birisi alerjidir. Polen gibi bal ve arı ürünlerine hassasiyeti ya da alerjisi olan kimseler için bunları gıda yahut ilaç niyetiyle içmek ya da sürmek zararlı etkiler doğurabilir. Keza fruktoz intoleransı bulunanlar için de bal şerbeti içmek miktarına bağlı olarak zarar verebilir. Yine sindirim sistemi hassasiyeti bulunan kimselerde yüksek miktarda bal tüketimi laksatif etkiyle ishalle sonuçlanabilir. Alerjisi bulunan kimseler ancak ehil bir hekimin tavsiyesi doğrultusunda bu ürünlerden tüketebilir. Diğer bir yan etki zehirlenmeye yol açan kalıntılardır. Balın üretimi sırasında ilaç kullanıldığı ve yetiştirildiği coğrafyada ağır metaller bulunduğu takdirde balın içeriğinde sağlığa zararlı kalıntılar bulunmasına sebep olabilirvii. Balın kaynağı güvenilir değilse kalıntı ihtimali dolayısıyla tüketilmemelidir. Balın bir diğer yan etkisi bir yaşından küçük çocuklar için geçerlidir. Bebeğin henüz olgunlaşmamış sindirim sistemi balda bulunabilen C. botulinum sporlarını sindiremez ve sinir hücrelerini etkileyen bir zehirlenme gerçekleşebilir. Bir yaşından küçük çocuklara hiçbir suretle bal verilmemelidirx.

Sonuç

Ayeti kerime ile sabit mutlak bir şifa olan bal, şerbet halinde düzenli tüketildiği takdirde bağışıklığı uyarır, metabolizmadan sindirim sistemine kadar vücudumuzdaki pek çok sistemin sağlıklı işleyişini sürdürmesi ve hastalıklardan korunması üzerinde olumlu etki yapar. Beslenme uzmanları tarafından günlük tüketim miktarı bir tatlı kaşığı olarak belirlenmiştir. Bal hangi doğal kaynaktan üretildiği fark etmeksizin hastalıklardan korunma vesilesidir. Antiseptik özelliğiyle yüzey tedavilerinde kullanılmaktadır. Balın tedavi edici etkilerinden azami ölçüde faydalanmak için belli başlı hastalıklara mahsus fenolik bileşenleri içeren balların tüketilmesi gerekmektedir ki bu ilme Apiterapi hekimleri sahiptir. Çeşitli hastalıklarda tedavi muradıyla tüketilmek istenirse muhakkak ehil bir hekime müracaat edilmelidir. Sağlıklı kimseler için doğal bal karar miktarınca devamlı olarak tüketilmeli, temin edilirken sahtecilik ve zehirlenmelere karşı dikkatli olunmalıdır.

Gıda Kimyageri Saadiyye Eryılmaz

[i] Sırasıyla hadisi şeriflerin kaynakları: Tâc, III/180, Buhari, Tıb 5681. İ. Mace, Tıb. Hakim, Tıp 4/200.  İ. Mâce, Tıp H. 3457.

[ii]  C. Sağir, 2/125; F. Kadir, 5/454. E. Nucayım vr. 131 b; İ. Sünni vr. 63.Hakim, Tıp 4/405.K. Ummal, 10/28279; K. Hakayık, 2/158. İbn Kesir Tefsir, İbn Mace, Tıb 8.

[iii] Sarı, İbrahim. Kur’an’da Besinler: Hastalıklardan Korunmasında ve Tedavisinde Ayetlerde Övülen ve Tavsiye Edilen Gıdalar... Vol. 66. noktaekitap, 2017.

[iv] Mutlu, Ceren, Mustafa Erbaş, and Sultan Arslan Tontul. “Bal ve diğer arı ürünlerinin bazı özellikleri ve insan sağlığı üzerine etkileri.” Akademik Gıda 15.1 (2017): 75-83.

[v] M Alvarez-Suarez, Jose, Francesca Giampieri, and Maurizio Battino. “Honey as a source of dietary antioxidants: structures, bioavailability and evidence of protective effects against human chronic diseases.” Current medicinal chemistry 20.5 (2013): 621-638.

[vi] Manyi-Loh, Christy E., Anna M. Clarke, and Roland N. Ndip. “An overview of honey: Therapeutic properties and contribution in nutrition and human health.” African Journal of Microbiology Research 5.8 (2011): 844-852.

[vii] Ajibola, Abdulwahid, Joseph P. Chamunorwa, and Kennedy H. Erlwanger. “Nutraceutical values of natural honey and its contribution to human health and wealth.” Nutrition & metabolism 9.1 (2012): 61.

[viii] Kolayli, Sevgi, et al. “Biochemistry and physicochemical properties of honey.” Honey in traditional and modern medicine (2014): 21-31.

[ix] Ay, Y. E., and Y. Yiğit. “Bal, beslenme ve sağlik.” 3rd International Congress on Social Sciences, China to Adriatic, In congress book. 2016.

[x] Khalil, M. L., and Siti Amrah Sulaiman. “The potential role of honey and its polyphenols in preventing heart disease: a review.” African Journal of Traditional, Complementary and Alternative Medicines 7.4 (2010).

[xi] World Health Organization. Cough and cold remedies for the treatment of acute respiratory infections in young children. No. WHO/FCH/CAH/01.02. Geneva: World Health Organization, 2001.

[xii] Soysal, Gonca, Nildem Kızılaslan, and Fikri Soysal. “Şükrullah Çelebi’nin Edvar-ı Musiki eserinin 30. ve 31. fasılları: Ses sağlığı.” Rast Müzikoloji Dergisi 6.2: 1843-1852.

[xiii] Al-Waili, Noori S. “Effects of daily consumption of honey solution on hematological indices and blood levels of minerals and enzymes in normal individuals.” Journal of medicinal food 6.2 (2003): 135-140.

[xiv] SIRALI, Recep, and Şeref CINBIRTOĞLU. “Ormangülü (Rhododendron) Türlerinin Bazı Özellikleri ve Arıcılık Açısından Önemi.” Arıcılık Araştırma Dergisi 10.2 (2018): 45-53.