Bağlılık Mı Bağ(ım)lılık Mı?

unnamed

Bismihi Subhan..

Bizler, “ahsen-i takvim” suretinde yaratılmış mükemmel varlıklarız. Akıllıyız. İki iyiden hangisinin daha iyi, iki kötüden hangisinin daha kötü olduğunu ayırt edebilen bir aklımız var. Köreltmemişsek eğer, herhangi bir bağımız veya tanışıklığımız olmayan insanların bile sevinciyle sevinip kederiyle kahırlanan bir vicdanımız var. Hal böyleyken ayetin “sonra o (insanoğlu) sefillerden de sefil bir hale döndü” diye devam etmesine sebep olan ne yapıyoruz… Bu sorunun cevabını bulmadıkça gönlümüz huzura ermeyecek.

İslam’ın ilk yıllarına Rasûlullah’a kalben bağlı olanlar kendisine Risalet gelmesiyle, hiç tereddüt etmeden O’nun safında yer aldılar. Bu bazen şehadetlerine, bazen zulme ve işkenceye sebep oldu. Bütün olumsuz şartlara rağmen, bu bağ, onları daima Rasûlullah’ın en yakınında tuttu. Aynı dönemde Müslüman olmayanlara baktığımızda ise dikkatimizi edindikleri alışkanlıklardan kopamadıkları için İslâm’dan mahrum olmaları çekiyor. Öyle ki, Allah Rasûlü onların hallerini kendilerine bildirdiğinde; bu alışkanlıkları, bağımlılıkları, onları O’nun (s.a.v) safına geçmekten alıkoymuştu.

Sevgi, kontrollü olur, iç sesimizi bastıracak kadar his dünyamıza galebe çalacak hale gelmezse, sahibi için güçtür. Kalpler arasında bağ kurar. Kalbimizle, sosyal yaşantımız arasında dengeleyici bir unsurdur. Kimi zaman canımız istemese de bizi hareketlendirir, kimi zaman durmak gerektiğinde, nefsimizin isteklerine rağmen, durdurur. Allah rızası için gönlümüze aldığımız her “sevgi” ögesi, bizi, rıza-i ilâhiye götürür… Bazen de kontrolü kaybeder insan. Sevgi, kendi sınırlarını aşar. Kontrolü zorlaşır. Bir bakıma sevgi adıyla başlayan duygular, kontrolü ele geçirir. Olmazsa olmazımız haline gelir. Ancak bu bizim rızamızla, duygularımız tarafından ellerimize-ayaklarımıza vurulmuş bir kelepçe yahut pranga gibidir. Bu artık bir insanın kalben bir şeye bağlılığı olmaktan çıkmış, bağımlılığı haline gelmiştir. Kendisini, her yola başvurarak onu elde etme çabasına sevk eder. Örneğin asr-ı saadetin bahtsız kâfirlerinin, paraya, makama bağımlılıkları, onları putlara tapmaktan, putlara sunak sunmaktan, o hediyelere sahip çıkmaktan men edildiklerinde, kabullenmelerini engelledi. “Atalarımızın dini…” dediler. Hâlbuki yaşadıkları bir din değil atalarından öğrenip sahiplendikleri dünyevi alışkanlıklardı. Onların bâsiretini bu bağımlılıkları bağladı. İmandaki felah’ı göremediler.

Bu bağımlılığın bir başka adı da aşk… Ahir zaman “aşk”ı. İslam’ın geleneklerimize nüfuz ederek yaşandığı dönemde “aşk” kişinin manevî makamları keşfetme yolculuğuydu. Şimdi, kıskançlık ve cinayetle sonuçlanabilen, körü körüne bir bağlılık yahut hayatında değerli ne varsa, bu bağımlılığın zorlamasıyla bir kalemde silinip atılması oldu. Kimisi anne- babasını terk ederek ispat eder aşkını, kimisi hanımını- çocuklarını terk ederek. Aşk, bir bağlılık yemini iken, bağımlılık zinciri olup çıktı.

Dinî hayatımızdaki bağlılıklar, bizi neredeyse dünyaya hükmeden bir imparatorluk yapmıştı. Müslümanların, asla değerini yitirmeden taşıdıkları o kardeşlik duygusu, îsâr (1) hasleti, diğergamlık (2), Osmanlı’yı daima bir arada tuttu, güçlendirdi. Bağlılık bizi birbirimize bağlamıştı.

Bağımlılık parçaladı, dağıttı.

Bizler, yaşadığımız bu yoğun hisleri, kontrol altında tutmalı, onların esiri olmadığımızdan emin olmalıyız.

Bağlılık, gönül bağı kurduğumuz her ne ise, onun daha iyi ve mükemmel olması için çalışma çabasıdır.

Güven duymak, her durumda vesveseye kapılmamaktır.

Kusurlarını gördüğüm üzde hayal kırıklığına uğramak yerine, bunların ıslahı için gayret etmektir.

Kusurlarını görmezden gelmek değil, kusurlarıyla sevmektir.

Önyargıdan uzak, duru bir inanç ile sevdiği ve benimsediği şeye sahip çıkmak demektir.

Kıskançlık, güvensizliktir.

Öfke, inanç eksikliğidir.

Huzursuzluk, beklentili olmak demektir.

Gerçek sevgide fiziki yakınlık ve temas sevgiyi ne azaltır ne de arttırır. Gerçek sevgi görmese de, mesafeler ötesinde de olsa yakınlık duymak, bununla beraber diz dize de olsa, o sevilmeye layık olan şeye daimi bir özlem içinde olmaktır.

Hakkın rızasına ulaştıracak sevgilere, en sağlam ve samimi hislerle bağlanmayı dilerim el-Vedud (c.c.) ve el-Cemil (c.c.) olandan.

Kalbinde samimiyet taşıyan herkesi, O’nun c.c rahmetine emanet ederim.

Vesselam…

Melahat Güngör

(1)   Îsâr: Kendi ihtiyacı olduğu halde, başkasını tercih etmek.
(2)   Diğergamlık: Kendi ile bir başka canlı arasında tercih yapmak durumunda olan birinin, kendinden gayrıyı seçme hali.