Ayetlerle Peygamberimiz (a.s.v)'in Üstünlükleri

1

Sûfîlerin istinbât ettiği Resulullah’a (sav) âid bir özellik de şudur: Hz. Mûsâ (as) Rabbinden istedi:  “(Musa) dedi ki: “Rabbim! Benim gönlüme genişlik ver. Benim işimi kolaylaştır” (Taha 25-26) Halbuki Hz Muhammed’e şöyle nida edildi: “(Resûlüm!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” (İnşirah 1)  Hz. İbrahim (as) şöyle yalvarmıştı: “(İnsanların dirilip) kabirlerden kaldırılacakları gün, beni utandırma!” (Şuara 8) Resulullah (a.s.v.) böyle bir arzuyu ortaya koymadan kendisine şöyle buyrulmuştu: “O gün Allah, Peygamberi(’ni) ve onunla beraber olan mü’minleri utandırmayacaktır.” (Tahrim 8) Buradan anlaşılıyor ki Habîb, Halîle üstün kılınmıştır.

Gerek yukarıdaki ve gerekse bu mânâda söylenilen ifadelerin hepsinde Allah (c.c) bütün mahlûkâta seslenmiş ve hepsini O’na çağırmıştır. Mülk ve melekûtu zikretmek sûretiyle ona işaret etmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Böylece ‘kesin bilgi ve imana’ erenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını ve sırlarını akıl ve kalp gözüyle) gösteriyorduk” (En’am 75) “Allah’ın yarattığına bakmıyorlar mı?” (A’raf 185) “Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi” (Rum,8) “Deveye (gökyüzü, bulut anlamına da gelir) bakmazlar mı, o nasıl yaratılmış?” (Gâşiye, 17)

Allah Teâlâ, Resûlune ise şöyle hitab ediyor: “(Ey Muhammed!) Rabbin’in işine bakmaz mısın, gölgeyi nasıl uzatmıştır?” (Furkan,45) Konuşma Habîbi ile olunca Allah Teâlâ önce onu zikretti ve “Rabbinin işine bakmaz mısın?” dedi.

“Allah, İbrahim’i dost edindi” âyetiyle ilgili olarak ise şunları söylemişlerdir: Dostluk, kalbin muhtaç olduğu bir şeydir. Muhabbet ise, kalbin derinliklerinde, yâni özünde bulunan bir şeydir. Muhabbete, muhabbet denmesinin sebebi, kalbden mâsivânın ancak onunla yok olmasıdır.Bundan dolayı Habîb, Halîl’den daha üstün kılınmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hak Halîline: “Emrolunduğun şeyi yap!” (Saffat, 102) derken, Habîbine:  “İlerde Rabbin sana öyle ihsanda bulunacak ki, sen de razı olacaksın!” (Duha, 5) demiştir. Bununla Habîbin Halîle üstünlüğü zâhir olmuştur.

Tasavvuf ehlinin dikkat çektiği bir husus da şudur: Allah Teâlâ, Hz. Âdem’in (as) tevbesini anlatırken: ’’Âdem Rabbine asi oldu da şaşırdı’’(Taha, 121)diyerek önce hatâsını haber verir. Sonra ise: ’’Rabb’İ onu seçti, tevbesini kabul buyurdu ve ona yol gösterdi’’(Taha, 122) diyerek tevbesini anlatır. Aynı şekilde Hz. Dâvûd’un (as) da önce hatâsını söyler. Sonra:’’Ve onu affettik’’(Sad, 25) diyerek bağışlanmasını haber verir. Hz. Süleyman (as) ile ilgili âyet de aynıdır:’’Yemin olsun biz, Süleyman’ı imtihan ettik ve onun tahtına bir cesed koyduk. Bir müddet sonra Süleyman rucu etti ve dedi ki: Ey Rabbim beni bağışla!’’(Sad, 34-35)

Hz. Muhammed (a.s.v) Efendimize ise hitâb şöyledir: ’’Allah seni afeti ya niçin onlara izin verdin.” (Tevbe, 43) Allah Teâlâ önce affettiğini söyleyerek bir ülfet meydana getirmiştir ki, hatasını söylediğinde üzülüp yalnızlığa gömülmesin. Bir başka ayette Yüce Allah: “Allah seni seçmiştir ve gelecek günahlarını bağışlayacaktır” (Fetih, 2) buyurarak, günahdan önce bağışladığını zikretmiş, ayrıca daha günah işlemeden affedeceğini haber vermiştir. (Peygamberlerden (as) meydana gelen hatalar zelle diye tâbir edilir.)

Tasavvuf ehlinin ifade ettiği bir başka husus da şudur: Diğer peygamberlere (as) verilen bütün üstünlükler bizim peygamberimize (a.s.v) verildiği gibi, onlara verilmeyen üstünlük ve mucizeler verilmiştir. Mesela, Miraç, Ay’ın yarılması, parmaklarından su akması vb. Allah Teâlâ, her peygambere neyi lütfettiyse, adını onunla anmıştır. Mesela Hz. İbrahim’e (as) “hulleti”, Hz. Musa’ya “kelâmı”, Hz. Süleyman’a (as) “mülkü”, Hz. Eyyüb’e (as) “sabrı” izafe etmiş. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizi verdiği mucizelerden hiçbirine nisbet etmemiştir. O’na şöyle buyurmuştur: “Yok, yok. Rabbin hakkı için yemin ederim ki onlar aralarında çekiştikleri şeyde seni hâkim yapıp sonra da verdiği hükümde kendileri için hiçbir darlık duymadan boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65) “Şüphesiz sana biat edenler ancak Allah’a biat etmişlerdir.” (Feth, 10) “Onları siz öldürmediniz, lâkin onları Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın. Lakin Allah attı.” (Enfâl, 17) Ayetlerde görüldüğü gibi Allah (c.c), habîbine (sav) doğrudan “Sen” diye hitâb edip, başka bir vasfını kullanmamıştır. “Sen tabiri dostlukta, dostluğun en merhalesinde kullanılır.” Allah Teâlâ, Resûlünü (sav) böyle terbiye edince, O’da şöyle demiştir: “Allah’ım, seninle hücum ediyorum, seninle tekrar tekrar hücuma geçiyorum. Senin (yardımın) ile savaşıyorum ve seninle hareket ediyorum.” (Ebû Dâvud, Cihad, 90)

Şahver Çelikoğlu’nun “Muhabbetullah” kitabından alınmıştır.