Ayetlerden Nasihatler *

Lokman (as) Kur’an’ın ifadesi ile kendisine hikmet verilen bir kuldur. Hikmet, her işi yerli yerinde yapma becerisi; başka bir ifade ile her işi etraflıca ve dosdoğru düşünme ve uygulama melekesi; basiret ve feraset… Lokman (as)’ın oğluna verdiği öğütler de sahip olduğu hikmetin bir tezahürüdür. Rabbimiz bu öğütleri Kur’an-ı Kerim’de bize bildirmiş ve her bir müminin bu öğütlere kulak vermesini murat etmiştir. Dolayısıyla, bizzat bize hitaben verilen nasihatler olduğunu hissederek okuyalım, aşağıdaki ayet-i kerimeleri.

 “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma. Çünkü O’na ortak koşmak büyük bir zulümdür.”  Lokman (as) nasihatlerine en mühim mesele ile başlamıştır. Çünkü Allah’ı bir tanımadan yapılacak hiçbir şey, iyilik, salih amel değeri taşımayacaktır. Allah’a hiçbir ortak tanımamak, dış dünyada var olan put ve putlaştırılmış tağutları reddetmek olduğu gibi, iç dünyamızda Allah rızasına muhalif duygu, düşünce ve isteklerimizi de reddetmek demektir. Bunun aksi, herhangi bir şeyi, Allah’ın emri ve rızası ile eş görmek ya da ondan öne geçirmek en büyük zulümdür. Çünkü sadece Allah’ın hakkı olan bir değer, kendisine kulluk edilme hakkı, O’ndan alınıp, O’nun yaratmış olduğu ve hiç hakkı olmayanlara verilmiş oluyor. Şirk tutum ve davranışları, en şerefli varlık olan insanı, rezil ve alçak bir duruma düşürdüğü için insan cinsine karşı da bir zulüm ortaya koymaktadır.

Lokman (as)’ın oğluna verdiği ilk nasihatin ardından gelen iki ayet-i kerimenin, bu nasihatlerin devamı olup olmadığı kesin olarak bilinmemektedir. Belki bu nasihatin devamı, belki Yüce Allah’ın Lokman (as)’a verdiği bir hikmet pırıltısı, belki de bağımsız bir ifadedir. Ancak ayetlerin sıralanması tevfîkî olduğundan, aralarındaki bağlantı da önemlidir. Nitekim gelen ayet-i kerime, bir önceki ayetin çok daha iyi anlaşılmasına vesile olmaktadır. Allah Teâlâ, insanı, başkasına kulluktan men edince; başkalarına hizmet de şekil bakımından ibadete yakın bir davranış olduğundan, insanoğlunu rahatlatacak açıklamayı beyan etmiştir: “Biz insana, anne ve babasını(n hakkını gözetmeyi) tavsiye ettik. Annesi onu, kat kat güçlük (ve zahmetler)le (karnında) taşıdı. Onun (sütten) ayrılması da iki yıl içinde (olmuş)tur. (İşte bunun için:) “Bana, anne ve babana şükret, dönüş ancak banadır.” (dedik).” Yaratılmış olan varlıklara hizmet yasaklanmamış, aksine ana-babaya hizmet etmek gibi davranışların gerekli olduğu bildirilmiştir. Bu hizmetler, Allah’a güzel kulluk yapmaya vesiledir. Anne ve babanın hakkının gözetilmesi, yani onlara karşı da zulümden uzak durulması öğütlenmektedir. Anne, insanın dünyaya gelmesine vesile olmuş ve bunun için türlü zahmetlere katlanmıştır. Anne için geçerli olan sebep, baba için de geçerlidir. Çünkü baba da çocuğun dünyaya gelişi için sebep ve nafaka temini ile sorumlu kılınarak anne ile benzer bir değere sahip olmaktadır. Allah Teala, bu fedakarlıkları nedeniyle ana-babayı kendisinin ardından anmış ve onlara da teşekkürü farz kılmıştır. Akabinde gelen ifade ile de, Yüce Rabbimiz zatının onlardan farklı olduğunu beyan ederek, dönüşün kendisine olacağını bildirmiştir.

Ana-babanın bu kadar değerli olmasına karşın “Eğer (onlar) seni, hakkında bilgin olmayan şeylerde bana ortak koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme! (Fakat) dünya (işlerin)de onlarla iyi geçin ve bana yönelen (mü’min)lerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. (O zaman) ben de yaptıklarınızı (ve karşılığını) size haber vereceğim.” Allah’a itaat, insan için en öncelikli ve önemli iş olduğu için, isyan barındıran hiçbir iş ve davranış isteği karşısında, üzerimizde ne kadar hakkı olursa olsun, kendilerine ne kadar minnet borcumuz olursa olsun, hiç kimseye itaat etmemeliyiz. Bu çok açık bir şekilde yasaklanmıştır. Sözüne uyulması gereken Allah’a yönelmiş ve yönlendiren mümin kimselerdir. Allah’a yönelmiş bir kimsenin, Allah’a yönlendiren tavsiyelerini dikkate almamız gerektiğini de bu ifadeden anlıyoruz. Ana-baba ile ilgili olarak, isyana yöneltmeyen, mubah işlerde onlarla iyi geçinmek de emredilmiş, böylece ana-babanın hakkı muhafaza edilmiştir. Bu noktada evlada düşen vazife, bu ayırımı yerli yerinde yapabilmektir.

Dünya hayatının sonunda dönüşün Allah’a olacağı ikinci kez teyit edilerek, akabinde bu dönüşle birlikte, dünyada yapılan her şeyin, Allah tarafından kullarına haber verileceği uyarısı/tehdidi gelmektedir. Lokman (as) da öğütlerine devam ederken bu durumu şöyle izah etmiştir: “(Lokman:) “Ey yavrucuğum! Şüphesiz ki o (yaptığın iyilik ve kötülük) bir hardal tanesi ağırlığında olsa, hem de bir kaya içinde veya göklerde yahut yer içinde bile olsa, Allah onu getirir (ve karşılığını verir). Çünkü Allah Latîftir, her şeyden haberi olandır.” İşlenen amel, hardal tanesi gibi küçük de olsa; kaya gibi mukavemetli bir şeyin içinde de saklansa; gökler kadar uzakta da olsa; yerin dibi kadar karanlıkta da kalsa; Allah o amelden haberdardır ve dönüş gününde onu haber verecek, onun karşılığını verecektir.

Lokman (as) oğlunu, şirkten men edip, Allah’ın ilmi ve kudreti ile sakındırdıktan sonra, ona tevhide dair, gerekli olan şeyleri emretmiştir: “Ey Oğulcuğum! Namazı dosdoğru/gereğine uygun olarak kıl, iyiliği emret, kötülüğü engelle. (Bu esnada) başına gelecek (musibet)lere sabret. Çünkü bunlar (Allah’ın emrettiği) kesinlikle (ve kararlılıkla) yapılacak işlerdir.” Namaz, Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan bir ibadettir. Namaz, en büyük itaat eylemidir. Namazla tevhid çizgisinde duran insan, önce kendisine ve sonra etrafındaki insanlara iyiliği emredecek, kendisini ve onları kötülüklerden sakındıracaktır. Ayetin devamında verilen öğüt de, kişinin kendisine bir zarar gelecek dahi olsa, kötülüğü değiştirmeye teşvikte bulunmasının gerekliliğidir. Bu ifade aynı zamanda kötülüğü değiştirmeye kalkışan kimsenin bazen eziyetlere maruz kalabileceğini de hissettirmektedir. Böyle bir işe kalkışmak, Allah’ın dinine bağlılık noktasındaki bir kuvveti ifade eder. Ayette verilen bu öğütler, bütün faziletli davranışların özeti mahiyetindedir ve Allah tarafından kesin olarak emredilen işlerdir; azim ve sebat gösterilerek yapılmalıdır.

Bir önceki ayette sayılan davranışları yerine getiren kimseleri bekleyen bir tehlike bulunmaktadır. İnsan kendisini kemâle ermiş görebilir; iyiliklerine vesile olduğu insanları küçük görebilir. Bu sebeple Lokman (as) oğluna der ki: “İnsanları (küçümseyip) yanağını bükme/yüz çevirme ve yeryüzünde şımarık yürüme! Çünkü Allah, böbürlenen ve kendisini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.” İnsanları küçümsememek, yanında adı anıldığında mimiklerle olumsuz ifadelerde bulunmamak, diğer insanların üzerimizdeki haklarıdır. Bu ve benzeri davranışlar, aynı zamanda kişinin kendini beğenmesinin ve kibirli olmasının alâmetidir. Oysa Allah böbürlenen ve kendini beğenen kimseleri sevmez. Çünkü Rabbi karşısındaki acziyetini bilen kul, kendisinde, büyüklenme hakkını görmez. Allah’ın sevgisine mazhar olmak isteyen, bu davranışlardan uzak durmalıdır. Her an duygularını kontrol altında tutmalı, kendisini gözetlemelidir.

Yürüyüşünde ölçülü (ve kibirsiz) ol. Konuşurken sesini de alçak tut. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir.” İnsanın yürüme ve konuşma şekli de duygularının yansımasıdır. Yürüme ve konuşma, insanın en sık ve çok yaptığı eylemlerdir. Bu iki davranışta orta yolu tutturabilmek, iradenin de sağlamlaşmasına vesile olur ve edep alâmeti olarak değerlendirilir. Yürüme ve konuşmadaki aşırılıklar, diğer insanları da rahatsız edebilir; bu da onların hakkını ihlal etmek anlamına gelir.

Lokman (as)’ın oğlunun şahsında, insanoğluna verdiği öğütler, dünya ve ahiret mutluluğun reçetesi gibidir. İdrak edip, uygulayanlara ne mutlu!

Zeynep Yaren Çelikbilek

 

*Lokman Sûresi, 13-19

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an