Tefsir Usûlü 7 – Âyet (أية) Nedir?*

1) Kelime Anlamı: Açık alamet, işaret, nişan, ibret anlamlarını taşır. Bir şeyin tanınmasına sebep olan emareler, işaretler manasında da kullanılır. Bu sebeple, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden her şeye de “âyet” denir. Peygamberliğin hak olduğunu ispat edici mahiyetinden dolayı, mucizeler de “âyet” olarak anılır.

            Kelimenin, genel anlamları ile Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı örnekleri şöyledir:

“(Ehl-i Kitab ve müşriklerden birtakım) bilgi yoksunları: “Allah (senin peygamberliğin hakkında) bizimle konuşmalı, ya da bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi?” dediler…” (Bakara Suresi, 118)

“ Onlara (istedikleri) bir âyet (mucize) getirmediğin zaman: ‘Onu da kendin derleyip getirseydin ya!’ derler. De ki: ‘Ben, ancak Rabbimden bana vahyedilene uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen açık delillerdir, iman eden bir toplum için de yol gösterici ve rahmettir.’” (Araf Suresi, 203)

“(Zekeriya:) ‘Yâ Rabbi! O halde bana (buna ait) bir âyet (alamet) ver.’ dedi. (Allah) buyurdu ki: ‘Senin alametin (âyetin) üç gün insanlara işaretten başka söz söylememendir. Bununla beraber Rabbini çok an ve akşam sabah (O’nu) tesbih et.’” (Al-i İmran Suresi, 41)

“… Bunun üzerine Allah da onu, yüz yıl ölü bıraktıktan sonra diriltti. ‘Ne kadar (ölü vaziyette) kaldın?’ dedi. O da: ‘Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldım.’ dedi. (Allah:) ‘Hayır yüz yıl kaldın, işte yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulmamış. Bir de eşeğine bak; (onun kemikleri kalmış. Böyle yapmamız) seni, insanlara ibret belgesi (âyet) kılmamız içindir.’…” (Bakara Suresi, 259)

“Meryem’in oğlunu ve annesini de (kudretimize işaret eden) birer ibret vesilesi (âyet) yaptık ve onları oturmaya uygun, akar suyu olan bir tepede barındırdık.” (Mü’minun Suresi, 50)

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde (süzülüp) giden gemilerde, Allah’ın semadan indirip onunla, öldükten (kuruduktan) sonra toprağı dirilttiği suda, orada (yeryüzünde) yaydığı her türlü canlıda (ve onları yaymasında), rüzgârları (dilediği gibi) estirişinde, gök ile yer arasında (Allah’tan gelecek) emre hazır bekleyen bulutta, elbette düşünen bir kavim için, (Allah’ın varlığına ve birliğine) nice deliller (âyetler) vardır.” (Bakara Suresi, 164)

“Göklerde ve yerde (iman etmek için) nice âyet (delil) vardır ki onlar, (ibretle bakmayıp) ondan yüz çevirerek üstünden geçerler.” (Yusuf Suresi, 105)

            2) Terim (Istılah) anlamı: Surelerin içinde, başı ve sonu belli olan, müstakil Kur’an bölümüne “âyet” denir. Âyetlerin belirlenmesi kesin bir kurala bağlı değildir. Yani âyetler tevkifidir; yani bizzat Allahu Teâlâ tarafından belirlenmiştir. Buna göre âyet bazen bir harf, bazen bir kelime, bazen bir ya da birkaç cümleden müteşekkil olabilir. (bknz: http://www.kadinveaile.com/kuran-i-kerim-ile-ilgili-bilgiler-2/ )

Âyet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de, terim anlamı ile de kullanılmıştır:

“Sana Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (açık ve kesin) âyetlerdir ki onlar Kitab’ın anası (temeli)dir, bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. İşte kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (kendi arzularına göre) yorum yapmak isteyerek, onun müteşâbih olanlarına uyarlar. Hâlbuki onun yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar da: ‘Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.’ derler. (Bunu) akl-ı selîm sahiplerinden başkası düşünemez.” (Al-i İmran Suresi, 7)

“Ve yanınızdaki (Tevrat’ın aslı)nı tasdik edici olarak indirdiğim (Kur’an’)a iman edin, ona inanmayanların ilki siz olmayın; benim âyetlerimi az bir bedele (dünyalık karşılığa) satmayın ve ancak (benim emrime uygun yaşayın) ve yalnız benden (benim azabımdan) korkun!” (Bakara Suresi, 41)

“Andolsun ki biz sana apaçık (her şeyi bildiren) âyetler indirdik; onları fâsık (yoldan çıkmış olan)lardan başkası inkâr etmez.” (Bakara Suresi, 99)

“ İşte biz onu (Kur’an’ı) böyle apaçık âyetler halinde indirdik. Şüphesiz Allah (kullarının niyet ve amellerine göre) dilediğini doğru yola iletir.” (Hac Suresi, 16)

            Âyetlerin son kelimelerine, kendisinden sonra gelen âyeti, öncekinden ayırdığı için “fasıla” denir. Bu kelimenin son harfine de “harfü’l-fasıla” denir. Bunlarla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de kafiye/seciye olup olmadığı da zaman zaman tartışılmıştır. Bilinmesi gereken Kur’an’ın kendine has özellikleri olduğu ve başka edebi eserlerle karşılaştırılmasının ya da benzeşmesinin mümkün olmadığıdır.

3) Âyetlerin Tertibi: Âyetlerin tertibi de tevkifidir. Nazil olan her âyetin, hangi surede, hangi âyetlerin öncesinde ya da sonrasında olduğunu, Peygamber as, Allah’ın bildirmesi ile bilir ve vahiy kâtiplerine o şekilde yazmalarını emrederdi. Bu konuda ümmetin icması (ümmetin âlimleri arasında görüş birliği) vardır.

Âyetlerin tertibi nazil oldukları günden bu güne aynı şekilde ulaşmıştır. Efendimiz as her sene Ramazan ayında Cebrail as’a nazil olan âyetleri bu sıra ile arz ederdi. (Efendimiz as’ın son senesinde iki defa tekrarlanmıştır.) Asr-ı saadetteki hafızlar bu sıra ile ezberlemiştir. Kur’an’ın tedvini (Ebu Bekir ra zamanında bir kitap haline getirilmesi) ve teksiri (Osman ra zamanında kitap halinde çoğaltılması) esnasında da hiçbir değişiklik yapılmamıştır. Bu hususta gelen rivâyetlerle tam bir icma vardır. Şüpheye yer kalmamıştır.

4) İlk ve Son Nazil Olan Âyetler: Genel kabul gören görüşe göre, ilk nazil olan âyetler Alak Suresi’nin ilk beş âyetidir. (bknz: http://www.kadinveaile.com/tefsir-usülü-3-vahyin-baslangici/ )

En son nazil olan âyetler hakkında farklı rivâyetler vardır. Bu rivâyetlerde belirtilen âyet-i kerimeler şunlardır:

“… Bugün dininizi (hükümleriyle) kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak (hayat tarzı olan) İslâm’ı beğenip seçtim…” (Maide Suresi, 3)

 “(Ey insanlar!) Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. (Resûlüm! Sana inanmaktan) yüz çevirirlerse hemen de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na güvenip dayandım. O, büyük (ve yüce) Arş’ın Rabbidir (sahibidir).” (Tevbe Suresi, 128-129)

 “Ey iman edenler! “Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının.” (Eğer gerçek) mü’minlerseniz, artık kalan faizi de bırakın (almayın).” (Bakara Suresi, 278)

“Öyle bir günden sakının ki (hepiniz) o günde Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı(nın karşılığı) tastamam verilecek ve onlar asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 281)

“(Ey Resûl!) Senden (mirasta) fetvâ isterler. De ki: “Allah ‘kelâle’ (babası ve çocuğu olmayıp kardeşlerini mirasçı bırakan) hakkında (şöyle) fetvâ veriyor: Eğer çocuğu (ve babası) olmayıp da bir kız kardeşi olan bir erkek ölürse, bıraktığının yarısı onundur. Eğer mirasçı erkek kardeş ise, çocuksuz (ve babasız ölen) kız kardeşine (tamamen) vâris olur. Eğer (kelâle olarak ölenin) iki (veya daha fazla) kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (bu kalanlar) erkek ve kız kardeşler (olarak karışık) iseler, o zaman bir erkeğe iki kadının payı kadar (pay) verilir. Şaşırıp sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” [krş. 4/11]” (Nisa Suresi, 176)

 “ Allah’ın (vaadettiği) yardımı ve fetih (zafer) gelince, insanların Allah’ın (son) dinine akın akın girdiklerini görünce, hemen Rabbini hamd ile (överek) tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr Suresi, 1-2-3)

 

Zeynep Yaren Çelikbilek

*Yazının hazırlanmasında Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu’nun Tefsir Usülü kitabından yararlanılmıştır.

** Âyet mealleri, Hasan Tahsin Feyizli’nin hazırladığı Feyzu’l-Furkan adlı tefsirli mealden alınmıştır. Bkn: http://feyzulfurkan.com/