Aslımız Toprak

Yeryüzünün örtüsü anasır-ı Erbaa denilen dört unsurdan biri, her çeşit bitki ve hayvanın yaşam alanı, renk renk, canlı, hareketli, üzerine bastığımız zaman kendimizi güvende hissettiğimiz, hammaddemiz, hamurumuz toprak.
‘’Muhakkak ki Allah katında İsa’nın (babasız dünyaya gelişinin)durumu, Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ‘’ol’’ dedi o da derhal oluverdi(3\59)
‘’Andolsun ki (biz, ilk) insanı çamurdan (süzülmüş)bir özden yarattık. (23\12)
Pek çok ayette bu yaratılışa şahit oluyoruz. Yunus Emre’de:
‘’Yoğigen var eyledin toprak iken can verdin,
Kudret diliyle andun dilim söyler eyledi’’ diyerek bunu dile getiriyor.
Topraktan yaratılan Âdem’e eşyanın bilgisi öğretiliyor. Toprağa yerleşme, torağı ekip-biçme, evcil hayvan besleme gibi faaliyetler insanoğlunun toprakla mücadelesinin başlangıcını oluşturuyor.
Kardeşini haksız yere öldüren Kabil’in çaresizlik içinde kıvranırken bir karganın gagası ile toprağı eşeleyip, yanında bulunan ölü kargayı toprağa gömmesi bir kurtuluş yolu oluyor ve kazdığı çukura Habil’i gömüyor. Bizler için çok zor olsa da en çok sevdiğimizi de toprağa emanet ediyoruz.
Toprakla ilgili çok şey söylenmiştir. Toprak anadır, yardır, berekettir.
Toprak vatandır. Uğruna nice gövdelerin siper edildiği canların verildiği.
‘’Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı ‘’ diyen Mehmet Akif Ersoy’un dizelerine sahne olan Malazgirt’tir, Çanakkale’dir, Sarıkamış’tır.
Her tarafı şehit kanıyla sulanmış kutsal bir emanettir.
Toprak medeniyettir, insanlığı ayakta tutan. Kuş uçmaz kervan gezmez Mekke vadisinde doğan dalga dalga dünyaya yayılan ve son olarak insanlığın efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) ile taçlandırılan camileriyle, minareleriyle her türlü maddi ve manevi unsurlarıyla dünyaya damgasını vuran ‘’Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım’’ sırrını haykıran âli bir medeniyet.
Toprak aşktır. Mekke’dir, Medine’dir. Her yıl milyonlarca insanın bağrı yanık, gözü yaşlı bir şekilde koştuğu, gözyaşıyla toprağını suladığı
‘’Hakı-i payine yetemdir ömrlerdir muttasıl
Başını daşdan daşa vurup gezer avare su’’
Peygambere olan hasret ve iştiyakından dolayı O’na doğru akmakta olan su sürekli olarak Hz. Muhammed’in ayağının değdiği toprağa ulaşmaya çalışır. Başını taştan taşa vurur da o yana doğru gitmekte ısrar eder.
Fuzuli peygambere aşkını bu şekilde ifade ediyor su kasidesinde.
Mecnunun Leyla’ya ulaşmak için geçtiği çöller, Ferhat’ın Şirin’e ulaşmak için deldiği kayalar, Şah Cihan’ın ölen eşi için yaptırdığı Taç Mahal aynı toprağın farklı şekillerde aşkla buluşmasıdır.
Toprak bize benzer, biz toprağa benzeriz. Toprak cömerttir geri çevirmez bir verirsin fazlasıyla alırsın. Âşık Veysel’in dizelerinde olduğu gibi;
İşkence yaptıkça bana gülerdi.
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sadık yârim kara topraktır.
Toprak mütevazıdır, hoş görülüdür. Her gün üzerine basar geçeriz buna rağmen her türlü nimetini bize sunar. Yunus Emre’nin dizelerinde:
‘’ Miskin Yunus erenlere tekebbür olma toprak ol
Toprakta biter küllisi gülistanı toprak bana’’
şeklinde ifade edilirken Mevlana:
‘’ Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol’’ ifadesiyle bunu en güzel şekilde dile getirir.
Ve toprağa dönüş;
Toprak dünya mekânlarının sonuncusu olması ve ölüm sonrası herkes için ebedi istirahatgâh olması bakımından önemlidir. Toprak yeryüzündeki bütün eşitsizlikleri ortadan kaldırarak insanı bağrına alır ve gerçek ebedi hayata geçişin ilk durağını oluşturur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) “ İnsanoğlu nankördür onun gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.” buyururken bu gerçeği bir başka açıdan bize hatırlatmaktadır.
Biz Türab idik yine oldur meâb
Rabt-ı kalb-i vefayan nâ- savab
(Mesnevi )
(Biz topraktık. Döneceğimiz yer yine odur. Vefasızlara gönül bağlamak doğru değildir.)
Şimdi vakit, beton yığınları arasında görmeye hasret kaldığımız ancak evimizin balkonundaki bir saksı toprağa bakarsak tefekkür etme vaktidir.

Ayşe BANZAROĞLU