Aşkın Fizyolojisi

Fizyoloji hiçbir hastalık olmadığı durumda her normal insanda görülen, normal işleyiştir. Bu bağlamda aşkın fizyolojisi dediğimiz zaman, normal her insanda olabilecek patolojik(hastalıklı) olmayan bir aşktan bahsedilir.

Peki, aşk ne demektir?

Türk Dil Kurumu’nda; aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak, arapçada ise bir şeye sıkıca sarılıp hiç bırakmadan yukarı doğru tırmanan sarmaşık bitkisi gibi ‘sıkı şekilde sarılmak, sarmaşmak’ olarak tanımlanmıştır. Batı dillerinde ise ‘arzulamak, özlemek, libido’ gibi kelimelerle açıklanmaktadır.

Âşık olabilmemiz için beyinde fizyolojik olarak birtakım hormonlar salgılanır, bazı maddeler işin içine girer. İnsan kime âşık olacağını nasıl belirleyip seçebiliyor sorusuna gelince. Bunun için bilinçaltı özel, gerekli kodlar ve genetik yapılar ile çalışır. Bu çalışmanın sonucu olarak bilinçaltımız ile âşık oluruz. Yani insan bilinçli olarak âşık olmaz. Mesela erkeğin ve kadının genetiğindeki ‘âşık olacağı kişiyi seçme sistemi’ farklıdır. Bu sisteme göre erkekler avcı, kadınlar seçici konumundadır.

Kadınlar seçerken nelere önem verir?

Yine araştırmalara göre dış görünüşünden ziyade erkeğin maddiyatına ve sosyal statüsüne önem verirler. Maddi olarak ‘Bu kişinin maddi gücü bana ve çocuklarıma yetebilir mi?’ gibi soruları sorarken statü olarak ‘Eğitimi ve sosyal çevresi benim için yeterli mi?’ gibi soruları sorar kendine.  Kendisinin maddi gücü yeterince hatta çok iyi bile olsa yine de kadınlar erkeğin maddi gelirine ve sosyal statüsünün seviyesine bakarlar. Tecrübe ile geçmişten gelen, genlerimize kodlanmış bilgiler bize babasız büyüyen çocukların baba ile büyüyen çocuklara göre üç kat daha fazla hayatta kaldığını içgüdüsel olarak söylemektedir. Bu nedenle kadınlar kendi iradeleri dışında, genetik kodlarının çalışmasından dolayı kendisinin ve çocuklarının yanında kalabilecek, onlara bakabilecek, ilişkiyi sürdürebilecek erkeğin maddi ve statü gücüne odaklanır. Kadınlar seçimlerini yaparken daha mantıklı hareket ederler. Gerçek dünyayı masaldan ayırt etme yeteneğine erkeklerden daha önce ulaşırlar. Bu ayrımı neye göre yaparlar? Öncelikle karşısındakinin ses tonunu çok iyi değerlendirirler. Kişinin ses tonundan ne düşündüğünü ne hissettiğini erkeklerden çok daha iyi anlarlar. Aynı şekilde gözlerinden ve yüz ifadelerinden de daha gerçekçi çıkarımlar yaparlar. Yani genel olarak kadınlar bir kişi ile konuşurken kendi iç değerlendirmeleri ile kişinin ses tonuna, bakışlarına, yüz ifadesine ve mimiklerine dikkat ederek erkeklere göre daha doğru sonuçlar çıkarırlar.

Bu mantıklı düşünme yapısı nedeniyle kadınlar erkekler kadar yoğun heyecan ya da tutkuya hazır değillerdir. Yani hemen heyecan ve tutkunun içerisine atlamaz kadınlar, daha yavaştan alırlar bu süreci. Erkekler ise sabırsız ve atak olduklarından tutkuya ve heyecana hemen dalarlar. Bu nedenle âşık olduğunu itiraf etmede kadınlar erkeklere göre daha yavaşlardır. İlk haftalarda kadınlar erkeklere göre çok daha dikkatli, gözlemci ve odaklanmış durumda olan taraftır. Çünkü kadın beyni içgüdüler, hafıza ve dikkatle çalışır. Kadınların âşık olması için karşısındakini içgüdüleriyle süzüp karakterini zamanla anlamaya çalışması ve tatmin olması gerekir. Erkekler ise daha çok görsellik ile ilgilenir. Bu nedenle ilk gördüğü anda kadını beğenmişse hemen âşık olurlar. Yani ilk görüşte aşka daha çabuk düşerler.

Âşık olduğumuz zaman beynimizin mantık ve eleştirel düşünme, tedbirli davranma gibi bölgeleri kapanır. Âşık olan kişi, âşık olduğu kişi hatalı davranmış bile olsa onun hatalarına yoğunlaşamaz. Çünkü kişi eğer hatalara yoğunlaşırsa ilişkiyi devam ettiremez. İlişkinin devam etmesi gerektiği için beynin bu bölgeleri kapanır ve kişi hataları görmemezlikten gelerek ilişkiyi devam ettirir. Bu durumda kişi adeta kör olur ve sevilen kişinin yetersizliklerini göremez. Hatta çevresindekiler onu ‘sevdiğinin şöyle hataları böyle eksiklikleri var’ diyerek uyardığında âşık olan kişi sevdiğine karşı değil, uyarana karşı tepki verir. Çünkü onun gözünde sevdiğinin bir hatası, kusuru yoktur. Sevdiğini yanlış değerlendirdiği için uyaran kişide hata görür.

Yani beynimizin çalışma şeklinden, bilinçaltımızın seçimlerinden dolayı bir kişiyi seçip, âşık oluyoruz. Kişinin iradesi ile yaptığı bir şey değildir âşık olmak.

Âşık olunduğu zaman beyinde hangi hormon veya maddeler salgılanır?

Dopamin ve oksitosin ödül ve bağımlılık bölgelerinden salgılanan hormonlardır. Bağımlılığı olan insanlarda bu hormonların bulunduğu bölgeler çalışır ve salgı miktarı yüksektir. Bu nedenle âşık olan kişi uyuşturucu, sigara ve alkol bağımlıları gibi bağımlı hale gelir.

Âşık olan kişinin beyninde bazı bölgeler kapanır. Bu bölgelerin daha çok görevi korkuyu alarma geçirmek, eleştirel düşünmeyi sağlamaktır. Kapanan bölgelerle birlikte dopamin ve oksitosin gibi hormonların miktarında artış görülür. Bu duygunun etkisi âşık olan kişide ne kadar sürer?

İlk altı ay boyunca çok yoğun olarak sürer ve kişi karşısındakine tam bir bağımlılık hisseder. Yani uyuşturucu alan bir kişi almadığında nasıl bir yoksunluk sendromuna girer, sinirli ve agresif olursa âşık olan kişi de âşık olduğu kişiyi yanında bulamadığı zaman veya ona kavuşamadığı zaman böyle bir yoksunluğa girer. Ayrıca âşık olduğu kişiyi mutlu görmek istediğinden kendisinden önce onun iyiliğini, mutluluğunu düşünür.

Ayrıca dopamin ve oksitosin hormonlarının miktarı arttığı zaman kişide gerginlik ve şüphecilik ortadan kalkar. Karşısındaki kişiye karşı hiçbir şüphe duymaması bu nedenledir. Karşısındakini mükemmel görmesi, güven duyması ve eleştirel düşünmemesine neden olan bu hormonlar yakınlaşma ile daha da artar. Yakınlaşma ile anlatılmak istenen bakışma, dokunma, ten temasıdır. Ten temasında örnek verecek olursak yirmi saniyelik sarılma oksitosin salınımındaki artış için yeterlidir.

– Yirmi saniyelik sarılmayı başkasıyla yaptığımızda ne olur?

İlk hissedilen güven duygusudur. Böylelikle bağımlılığa sebep olan bağ daha da güçlenir. Bu durum Peygamber Efendimizin erkeklerle yalnız aynı ortamlarda bulunma, dokunma gibi yasakları neden getirdiğinin bilimsel açıklaması olarak da anlaşılmasını sağlar. Bununla ilgili örnek bir çalışma yapılmış. İki grup yatırımcı seçilmiş. Birinci gruba oksitosin spreyi sıkılmış ikinci gruba ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Her iki gruptan bir işe bin lira para yatırmaları istenmiştir. Birinci grup iki bin lira yatırırken ikinci grup bin lira yatırmıştır. Birinci grubun vermiş olduğu bu tepki vücutlarında artan oksitosin hormonunun neden olduğu aşırı güven olduğu tespit edilmiştir.

Kadınların erkeklerden farklı olarak âdet, hamilelik ve lohusalık dönemleri vardır. Bu dönemlerde kadın vücudunda hormon salgılanması farklılık gösterir. Östrojen ve progestronun etkisiyle dopomin ve oksitosin salınımı daha da artar. Aşk ve annelik duygusu harekete geçer. Böyle hassas dönemlerde kadınlar âşık olmaya veya annelerde görülen aşırı sevgi haline daha yatkın hale gelir. Annelikte kadın, kendi çocuğuna karşı diğer çocuklardan daha fazla sevgi duyar. Gebelik, lohusalık ve âdetin belirli dönemlerinde ise doğru yargılama ve mantıklı düşünme bölgeleri kapanır ya da sekteye uğrar.

İlk âşık olduğunda, kişi âşık olunan kişiyi hafızasına kazır. Bu hafızaya alma işlemi yapıldıktan sonra aradaki bağı korumak için artık yüksek dozda dopamin ve oksitosin salgılanmaz. Bu nedenle ilk âşık olunan dönemden sonra birlikteliği devam ettirebilmek için beyinde bağlılık devreleri harekete geçer. Bu süreç âşık olmaktan uyumlu çift olma haline geçiş dönemidir. Bağlılığın sürdürülebilmesi için beraber yaşama, uyumlu hareket etme yani adım adım evlilik sürecine girilir.

Kişinin âşık olma, sevebilme duygusu ilk doğduğu andan itibaren yaşadığı şeylerle alakalıdır. Bebeğin ilk anından itibaren verilen bakımın kalitesi, beyindeki oksitosin reseptörlerinin östrojene olan duyarlılığını arttırır. Bu duyarlılık kişide artmadığı zaman tüm hayatını olumsuz etkileyebilir. Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalardan birinde, kişinin bebeklik döneminde anne ve babadan yeterli ilgi, bakımı ve güvenilirliği görmemişse ileriki hayatında sevme, bağlanma ve uzun süreli ilişki kurma problemleri olduğu tespit edilmiştir. O nedenle bebek ilk doğduğu andan itibaren anne babanın güvenilir, ilgili, gerekli bakımı üstlenmiş olması gerekir.

Terk edilme duygusu, uyuşturucu bağımlılarının yoksunluk çekmesi gibi aynı süreçle sonuçlanır. Terk edilen erkekte genelde intihar, kadında depresyon gözlenir.

– Terk edilme ilk altı ay içinde mi yoksa sonra mı daha çok etkiler?

İlk altı aydan sonraki bağlılık aşamasında oksitosin ve dopomin daha düşük seviyede olduğu için hormonların yoğun olduğu ilk dönemde daha çok etkili olduğunu düşünebiliriz. Genel olarak böyledir demek ise doğru olmaz. Mesela kırk, elli yıl gibi çok uzun zaman evli kalmış çiftlerde zamanla sevgi ve bağlılık artabilir. Bu tür evliliklerde kadın vefat ettiğinde adamın intihar ettiği, adam vefat ettiğinde ise kadının sosyal aktivitelerinin azaldığı ve sürekli ağlama gibi depresyon haline girdiği görülmüştür.

Feromonlar vücuttan salgılanan, burun tarafından tespit edilen kokusuz, yaratılıştan gelen kişilere özel kokulardır. Bireyler genetik olarak birbirlerinden ne kadar farklılarsa birbirlerine o kadar iyi ve güzel kokarlar. Mesela genetik olarak en fazla babamıza, erkek kardeşimize, erkek çocuğumuza yakınız. Bu nedenle onların feromonları bize itici gelir. Bu da cinsel olarak çekiciliği ortadan kaldırır.

Bir çalışmada iki cins fare grubu ele alınmış. Tarla faresi birinci grup, dağ faresi ikinci grup olarak belirlenmiş. Tarla fareleri âşık olup eşini bulunca ilk yirmi dört saat içerisinde çiftleşir. Bu dönemde eşinin kokusunu, dokusunu ezberler. Böylelikle eşi ömür boyu tek eşi olur ve ondan başka dişiyle eşleşmez veya çiftleşmez. İkinci grup olan dağ faresinin hayatı çok eşli olarak geçer. Bu farklılığın neden kaynaklandığı üzerine yoğunlaşılarak araştırmaya devam edilmiştir. Tarla faresinin beynindeki vazopresin reseptörü dağ faresine göre uzun olduğu tespit edilmiştir.  Bu durum insanlar üzerinde de araştırılmış ve aynı olduğu gözlenmiştir.

Netice olarak âşık olmak utanılıp, sıkılacak kötü bir şey değildir. Yaratılışımızın amacı Allah sevgisini ve O’nun Resulünün aşkını gönlümüze yerleştirebilmektir. İnsana âşık olmak sevmeyi öğrenebilmek açısından Allah’a âşık olmanın bir basamağıdır. Bu aşamada insan, aşkı tanır ve öğrenir.

Zamanın birinde Şeyh Efendi müridlerine ‘Aranızda hiçbir şey sevmeyen, hiçbir şeyden hoşlanmayan var mı?’ diye sormuş. İçlerinden biri kalkmış ve demiş ki ‘ Ben hayatımda hiçbir şeyi sevmedim’. Bunun üzerine Şeyh Efendi ‘O zaman bizim tekkemizden uzak ol. Çünkü hiçbir şey sevmeyen insan Allah’ı da sevemez, O’na âşık olamaz demektir’ demiş.

Bilinçaltı, genetik kodlar, feromonlar gibi irademiz dışında gelişen süreçle âşık olduktan sonra bilinçli olarak yani irademizle süreç devam eder.

Allah neden cinselliği, kadın erkek ilişkisini, birbirinden hoşlanmayı yaratmıştır?

Evliliğin ilk şartlarından biri sünnet olan, nesli devam ettirmektir. Peygamber Efendimizin ümmetimin çokluğu ile övüneceğim diye söylemesi ve evliliğe teşvik etmesi de Allah’ın bu duyguyu yaratmasında dünya hayatının, evliliğin ve neslin devamı için olduğu söylenebilir. Bu nedenle sevmek ve âşık olmak önemlidir.

Bu noktada hemen ‘Aşk evliliği mi mantık evliliği mi?’ sorusu akla gelir. Kadınlar erkeklere göre zaten biraz daha mantık ile karar verir. Bu durumlarda ilk bakacağımız şey beş vakit namazında ve dindar olmasıdır. Çünkü Allah’tan korkmayan bir insan her türlü kötülüğü yapabilir. Daha sonra ise evliliği götürebilecek düzgün karakterli, eşine ve çocuklarına sevgi gösterebilecek fedakâr ve vefakâr bir baba olabilecek yapıda bir insan olup olmadığına bakılmalıdır. En sonunda da kendimize hoşlanıp hoşlanmadığımızı sormalıyız. Yani şöyle çok mini voltajda dahi olsa bir elektrik oldu mu kişiyle aramızda ya da bu kişiyle beraber olabilirim diyebileceğiniz yüz ve vücut yapısı var mı ona bakmalıyız. Tüm mantıklı sorulara olumlu cevap verebileceğimiz, ama içimizde hiçbir sevgi hâsıl olmayan insanlar da olabilir. Bu durumda en mantıklısı bu deyip hoşlanmadığımız bir insanla evliliği zorlamak da mantıklı değildir. Ama kişi tüm şartlarımıza ve mantığımıza uygunsa onda kusur aramaktan ziyade beğenebileceğimiz şeyleri görmeye çalışmalıyız. Yani kusurlarını görmekten ziyade güzelliklerine odaklanmalıyız.

Dr. Firdevs Kara