Ashab-ı Kirâmın Peygamberimiz(sav)'e Olan Bağlılığı

unnamed
Tarih boyunca insanlar, kendi cinslerinden olan bazı insanlara veya bazı varlıklara kulluktan kurtulamamışlardır. Hâlbuki insan, Allah’tan başkasına ibadet edemez. Peygamberler dahi bizim için amaç değil, Allah’a ulaştıran vesilelerdir. Onlar da hayatları boyunca bunu vurgulamışlardır.

Örnek olarak Efendimiz (sav)’in yanına gelen bir elçi onun manevi azâmeti karşısında titremeye başlar. Hz. Peygamber (sav), şu sözleriyle elçiyi yatıştırır:

Sakin ol, ben kral değilim. Kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” (1)
Hz. Peygamberin ashabından olan Muaz bin Cebel, Şam’dan döndüğünde Hz. Peygamberin önünde secdeye varır. Peygamber, “Ey Muaz, bu ne demek?” diye sorar. Muaz, ‘’Şam’daki insanlar kendi reis ve ruhani liderlerine böyle yapıyorlar. Siz ise, onlardan daha büyüksünüz” der. Resulullah, Muaz’a bunun doğru olmadığını, secdenin sadece Allah’a yapılması gerektiğini anlatır.

Hedefler ve vasıtalar birbirine karıştırılmamalıdır. Neyi neden sevdiğimizin farkında olmalıyız. Sevdiklerimizden ya da sevmemiz gerekirken sevmediklerimizden hesaba çekileceğimizi unutmamalıyız.
“Bazı insanlar, bazı insanları sevdiler ama ifrat derecede sevdiler. Sonunda bu sevgileri yüzünden helâke uğradılar. Sakın siz onlar gibi olmayın! Yine bir takım insanlar, (bazı insanlara kızdılar, buğz ettiler, düşman gözüyle baktılar, kin tuttular. Onlara olan kızgınlıkları yüzünden helâk oldular. Sakın bunlar gibi de olmayın!” (2)

O halde Peygamber Efendimiz’in başka bir hadis-i şerifindeki bir tavsiyesini her zaman uygulamaya çalışmalıyız:

“Sevdiğini ölçülü bir şekilde sev; belki bir zaman gelir, o sevgi biter. Sevilmeyecek bir insan olduğu anlaşılır, hatalı olduğu anlaşılır.” (3)
   Ashab-ı Kiram, Allah’a ve Resulü’ne iman etmeye davet edildiklerinde “Ey Rabbimiz! Gerçekten biz: “Rabbinize inanın” diye çağıran bir davetçiyi işittik, hemen iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle beraber al.” (4) ayetiyle bildirildiği gibi, hiçbir kuşkuya kapılmadan Yüce Allah’ın varlığını, birliğini ve Peygamberimiz (sav)’in O’nun elçisi olduğunu kabul etmişler ve Allah’a ve Peygamberimiz (sav)’e hayatlarının sonuna kadar sadık kalmışlardır.
Bir hadis-i şerifte Es’ad b. Zürare’nin, Ashab-ı Kiram’ın kamil imanına örnek oluşturan sözleri şöyledir:
“Ey Allah’ın Resulü!.. Allah kimin doğru yolda olmasını istiyorsa ve bütün bu işlerin neticesinde kim hayrı arıyorsa tüm bunlar onlara kolay gelir. Biz her şeyimizle sana icabet ettik, senin getirdiğine iman ettik, kalbimizde yerleşen marifeti tasdik ettik. Bu hususta sana biat ediyoruz. Rabbimiz’e ve senin Rabbine biat ediyoruz. Allah’ın eli ellerimizin üstündedir. Bizim kanlarımız senin kanının önündedir. Ellerimiz senin ellerinin altındadır. Biz kendi nefsimizi, çocuklarımızı ve hanımlarımızı nelerden korursak seni de onlardan koruruz. Eğer bu va’dleri yerine getirirsek bunu Allah için yapmış oluruz. Ey Allah’ın Resulü! Bu sözlerim samimiyetle söylenmiş sözlerdir. Yardım ancak Allah’tandır”.(5)

Kuşkusuz bağlılık ve samimiyet denince ilk aklımıza gelen kişi Hz. Ebubekir olmalıdır.

Dorukta hissettiği sevgisine rağmen bağımlılıktan öte sağlam bir iradeyle Rasülüllah’a olan bağlılığı bizim için çok güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Miraç hadisesinden sonra Müşrikler Hz. Ebubekir’e diyorlardı:

“–Bak, senin arkadaşını görüyor musun, şimdi ne demiş? Daha önce melek geliyor diyordu, bana vahiy geliyor diyordu, ben Allah’ın peygamberiyim diyordu, ahiretten bahsediyordu, gaybdan bahsediyordu… Şimdi bak bu sefer de Kudüs’e gitmiş güya. Kudüs’ten de yedi kat semâyı geçip âşikâre Rabbül-àlemîn’in huzuruna varmış da, Mi’rac eylemiş diye bildiriyor.” deyince. Diyor ki:

“–Bu sözleri o söyledi mi? Yani siz mi uyduruyorsunuz, , yoksa söyledi mi?

“–Söyledi, hakikaten duyduk işte…”

“–O söylediyse, doğrudur.” diyor.

İşte sıddîklik, işte has mü’minlik!.. Malını veriyor; canını fedâ ediyor, sokmasın diye yılan deliğine ayağını dayıyor. O söylemişse doğrudur diyor.

Başka bir sahne:

Peygamber efendimizin vefatı sonunda bütün sahabinin nutku tutulmuş, gözler yaşla dolmuştu. Sanki gök kubbe başlarına yıkılmış gibiydi…

Cesaret ve adalet timsali Hz. Ömer bile kendisini bu dehşetli anın tesirinden kurtulamadı. Hatta herkesten daha çok dehşete kapılarak söyle bağırdı:

-“Rasülullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa’ya ârız olan saika gibi saika arız olmuştur.

Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.”

Hz. Ebu Bekir (ra):

– Ya Ömer! Otur, dediyse de Hz. Ömer oturmamakta diretti. Hz. Ebu Bekir hemen minbere çıktı. Bunun üzerine halk Hz.Ömer’i bırakıp Hz.Ebu Bekir’i dinlemeye koyuldular. Hz.Ebu Bekir Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi:

-‘Sizden kim Muhammed’e ibadet ediyor idiyse, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Ve kim Allah ‘a ibadet ediyor idiyse, bilsin ki Allah bakidir ve O’nun için ölüm yoktur. Cenab-ı Hakk Kur’ân-ı Mübin’de: “Muhammed, sadece bir resuldür. Ondan önce de peygamberler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse, ökelerinizin üzerinde (eski dininize) gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim böyle ökçeleri üzerinde geriye dönerse, elbette Allah’a hiçbir surette zarar veremez. Allah ise şükrü yerine getiren (muvahhid)lerin mükafatını verecektir” (6) buyurmuştur. Ashab o kadar büyük bir şaşkınlık içine girmişlerdi ki, bu ayeti Hz. Ebu Bekir okuyana kadar Allah’ın bu ayeti indirdiğini sanki bilmiyorlardı da, Hz.Ebu Bekir’den öğrenmişlerdi. Bunları Hz. Ebu Bekir’den işiten her sahabe bu ayeti okumaya başlamıştı. Hz.Ömer (ra) de:

– Vallahi Hz.Ebu Bekir bu âyeti okuyuncaya kadar Peygamberin vefatı hakkında kanaatim yoktu. Onun okuduğunu işitince dehşet içinde kaldım. Ayaklarım beni tutmaz olmuştu. Nihayet Ebu Bekir’den: “Rasülüm! Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler” ayetini işitince artık Hz. Peygamberin vefatına kanaat getirerek bulunduğum yere düştüm” demiştir.

Hz. Ebubekir’in sevgisi, hastalıklı bir bağımlılığın tezahürü değil, rızaullaha varma yolunda O’nun elçisinin izinden gitme gayretinin sonucu, ilkeli bir bağlanma idi.

Öyle görünüyor ki bize düşen yanlış şeylere bağlanmamak, kimi neyi neden takip ettiğimizi sorgulamak, emri bil maruf nehyi anil münker yaparken dahi kendimizi hesaba çekmek.

Niyazımız odur ki; kutsallık atfettiğimiz nice bağımlılıklarımız Rabbimizle aramızda perde olmasın.

Ey Rabbimiz! İlmini, sa’yını, gayretini sana yakınlaşmak için harcayanlardan olmamızı nasib eyle!


Nuran Aydınlı

 

1-  İbn-i Mace Et’ıme 30;Hakim, Müstedrek,  H/466; Heysemî, Mecmâu’z-Zevaid, IX/20

2-  Ramuz-el Ehadis. 127/8

3-  Tirmîzî, Birr ve’s-Sıla,60

4 – Al-i İmran Suresi, 193/ Feyz’ül-Furkan, Hasan Tahsin Feyizli

5-  Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabının Yaşadığı İslami Hayat, Cilt 1, Sentez Neşriyat, Temel Eserler Serisi: 2/1)

6- Ali İmran 144, Feyz’ül-Furkan, Hasan Tahsin Feyizli

7-  Zümer 30/ Feyz’ül-Furkan, Hasan Tahsin Feyizli