Artık Ağlamasın Tarih

Geçmişe mazi derler diyerek geleceğe bakmak gerektiği ifade edilir. Oysaki, geçmişle geleceğe bir köprü kurulması gerektiği unutulur. Bu, ülkeler içinde böyledir. Geçmişini bugünün nesline anlatamayan milletler tarihinden kopuk bir nesille karşı karşıya kalmaktadır. Yine bireylerin fıtri bir ihtiyacı olarak söz edilen aidiyet duygusu milletler içinde geçerlidir. Dayandığı koca bir kökünün olmasını ister. Çünkü ülkeleri ayakta tutan köklerinin sağlamlığıdır ve canlılığıdır. Kimlik bunalımı içindeki günümüz insanını, bu aidiyet duygusu kaosdan çekip çıkarmaktadır. Ülkelerin dayandığı üçlü bir sac ayağı vardır. Din, kültür ve tarih diyebileceğimiz bu üçlünün dengeli bir şekilde yerleşmesi gerekir. Tarih ayrıca geçmiş değildir. Hala bugüne yansıyan fetihleriyle, eserleriyle, insanlarıyla dipdiri canlıdır.

“Eski dediğimiz mazi, bizim seciyemizin sanatkârı, hatta şuurumuzun yaratıcısıdır. Mazinin bittiği yerde, millet biter, insan biter, izan biter, nihayet bulurlar. Millet, tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır. Eskinin bize devrettiği unsurların, bolluğu, zenginliği nisbetinde, meydana gelen yeni eser canlı ve devamlı olur. Eskiden bir şey olmadan yeni eser yapmaya kalkanlar ölü varlıklar elde ediyorlar. Milletlerin mazisini teşkil eden bütün eski hareketler, eski eserler ve düşünüşler, ona bir zincirin halkaları gibi gelmektedir. Ben babama, o da Kosova’nın kahramanına ve Yıldırım Han’a bağlanır. Bunların ruhu ise Yunus’larla Alparslan’lardan geçerek, Hz. Muhammed’e kadar uzanan zincirin, bize daha yakın bulunan halkalarını teşkil ederler. Bizim bu atalarımızın varlığı geçmişten ibaret bir bütün teşkil ederek, bizim ruhumuz, bizim dimağımız olmuştur. Millet, bir büyük dimağın, böyle büyük bir ruhun adıdır.” der Nureddin Topçu Büyük Fetih eserinde.

Günümüz insanının düştüğü anlam boşluğu işte bu ruhu hissedebilirse çözülebilir. Zira insan bu boşluğu dolduracak bir dayanak, yer yurt ister. Nereden gelip nereye gideceği sorusunun muhatabı olan modern insan gelenekten kopmuş ve şaşkın haldedir. Topraktan gelip toprağa gideceğini bilmeyen insana Mehmet Akif’in diliyle şöyle demek gerekmektedir:

Bastığın yerleri “toprak“ diyerek geçme, tanı!
Düşün, altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Necip Fazıl’ın diliyle ise şehir bazen nur şehridir,

Şehirlerde tabanım değil, yüreğim yarık:
Nur şehrine gidelim, yürü, çilekeş çarık!

Bazen “Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!” der.

Bazen de Sakarya’yla konuşur.

“Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir” der ve yükü kaldıramadığından Sakarya’yla paylaşır.

“Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur. 
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük”
diyerek bir tarihi canlandırır. Bir tablo sunar sanki karşımıza. Tarih hem fikirdir hem hareket; hem fetihtir hem gayret!

“Kalk, arkadaş, gidelim! Dereler yoldaşımız, Dağlar omuzdaşımız, Dünyayı seyredelim” der. Hicret eden kuşlarla dolaşmak gezmek istediğinden dem vurur. Tarihin içinden geçmek için dolaşmak gezmek gerekmektedir. O zamanı yaşamak, solumak için bu çok önemlidir.

Nereye baksak tarih şimdidedir, içimizdedir, şehrimizdedir.  Tarih bazen camidir, bazen türbedir, bazen şehirdir, bazen müzedir, bazen köprüdür vb. Ama en önemlisi atalarının özünü, kökenini, fedakârlıklarını, hizmetlerini ve gayretlerini içinde özümsemiş, yetişmiş insandır tarih.

Yine der ki üstad;

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

Artık ağlamasın tarih vesselam!

Kaynak: Necip Fazıl, Çile

Saliha Yılmaz


Warning: A non-numeric value encountered in /home/kadinveailex/kadinveaile.com/v2/wp-content/plugins/ultimate-social-media-icons/libs/controllers/sfsi_frontpopUp.php on line 63