Asr Sûresi: Kurtuluş Reçetesi

Bu yüce sûre gayet sade ve kısa olmakla beraber Kur’ân-ı Kerîm’de geçen sûrelerin bütün öğütlerini özetleyen bir toplayıcılığa sahiptir.

İmam Şafiî (rahimehullah)ın bu sûre hakkında: “Başka bir şey inmeseydi Kur’ân’dan bu sûre insanlara yeterdi.Bu, Kur’ân’ın bütün ilimlerini içerir. Eğer insan bu sûre üzerine derinlemesine düşünürse, yalnız bu sûre onun hidayeti için yeterlidir.” dediği nakledilir.

Rahman Rahîm olan Allah’ın adıyla

1-2.Asr’a yemîn olsun ki,muhakkak insan kesin bir ziyan içindedir.

3.Ancak îman edip de salih(sevaplı) amel( ve hareket)lerde bulunanlar,hem de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hâriçtir(onlar ziyandan kurtulmuşlardır).

İlk âyet-i kerîmede kendisi ile yemîn edilerek sûreye başlanılan “asr” çeşitli mânâlara gelen müşterek bir lafızdır. Bu mânâlardan en çok zikredilenleri: İkindi namazı, ikindi vakti, dehr(âlemin varlığının başlangıcından sona ermesine kadar olan müddet yani tüm zamandır), nübüvvet asrı yani Muhammed aleyhissalatü vesselam’ın asr-ı saadeti.

Rabbimiz Teâlâ asra yemin etmiştir.Bu ismin içerdiği mânâlardan birini tahsis etmemiştir. Onun için “asr” kelimesinin içerdiği her mânâ bu yeminin içerisine dahil olur.

Her insan, bütün beşer türü her asırda ve her zamanda ve özellikle son asırda bulunan insanlar,üçüncü âyette istisna edilenler hariç hepsi mutlak bir zarar içindedirler. Âyet-i kerîmede geçen”husr” kelimesi, kazanacak yerde zarar etmek, sermayeyi kaybetmek, nihayet iflas ile hasret ve ümitsizlik içine düşmektir. İnsanın sermayesi ise ona sınırlı ve hesaplı bir şekilde verilmiş, kendi mülkü olmayıp onu yaratan Allahü Teâlâ’nın mülkü olan ömrüdür. Her geçen nefesde bir ölümdür.

Ömürden her geçen saat, her harcanan nefes, ya bir işe harcanır yada boşuna geçer. Boşuna geçtiyse elbette bir zarardır. Bir işe harcandı ise o iş ya hayır ve güzel olan bir itaattir ve ya bir günahtır. Veya ikisinin ortası sevapta günahta olmayan bir mübahtır. Bir mübah ise bir eseri kalmamak itibarı ile boşuna geçmiş gibidir.Bir günah ise kesin zarardır. Eğer itaat ise ondan daha güzelini yapmak da mümkündür. Çünkü Allah-ü Teâlâ’ya tevazu ve boyun eğme mertebeleri sayısızdır. O halde her nefeste daha güzelini yapamayıp da düşüğü ile kalmakta kârdan olsa da yine bir tür ziyan vardır. Bu itibarla insan her an bir tür ziyandan uzak değildir. Bundan dolayı Fahreddin Razî der ki:

“Bu âyet insanda ziyan ve sıkıntının asıl olduğuna delalet eder.”

Bunun açıklaması şudur: İnsanın gerçek saadeti ahireti sevmek, dünyanın acı ve tatlısına iltifat etmemektir. Fakat halkın pek çoğu dünya sevgisi ile meşgul ve onu talepte boğulmuştur. Bundan dolayı zarar ve helaktedirler. Ancak şu dört vasfı taşıyanlar hariç onlar ziyanda değil, kârdadırlar.

  • Ancak o kimseler müstesna ki îman etmişler; Fatiha sûresinde geçtiği üzere bütün âlemlerin Rabb’i, Rahmân’ı, Rahîm’i, din gününün sahibi Allah’ın birliğini ve indirdiğini tasdik edip ona ihlas ile ibadet ve itaate söz vermişler.
  • Ve iman ile salih ameller işlemişler; yani imanları yalnız gönüllerinde ve dillerinde kalmamış, bütün hislerine, akıllarına, varlıklarına işleyerek iradelerine sahip olmuşlar da yaptıkları işleri iman ve inançlarına uygun, Allah’ın rızasına, indirdiği hükümlerine uygun, hak ve hayır olduğuna inanarak yapmışlar. Hep iyiliğe çalışıp kendileri, aile, akraba, millet ve insanlık için sonu hayır ve menfaat olan güzel amelleri güçleri yettiğince yapmışlar, emrolunan görevleri yerine getirmiş, yasaklanan büyük günah ve çirkinliklerden çekinmişlerdir ki bunların esası Kur’ân ve Hz.Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in sünnetinde açıklanmıştır.
  • Ve birbirlerine hep Hakk’ı tavsiye etmişler; yani bütün azimleri Hakk’a yönelik; imanları da, amelleri de, sözleri de hep Hakk’a sarfedilmiş. Hakk, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden birisidir. O zaman Allah(c.c.)ı birbirlerine tavsiye edenler ziyanda değil kurtuluşa erenlerdir. Zira emri tutulacak olan biri varsa O Allah(c.c.), yasaklarından kaçınılacak biri varsa O Allah(c.c.), yolunda ölünecek biri varsa O Allah(c.c.) ve sevileceklerin başında O Allah(c.c.) diğer bütün sevgiler de O’nun için.

Hakk, Kur’ân-ı Ker’im’in isimlerinden biridir. O halde Kur’ân-ı Kerîm’e inanmayı, okumayı, anlamayı ve onu rehber edinerek yaşamayı birbirlerine tavsiye edenler.

Hakk: Doğruluk ve adalet anlamlarına da gelir. O halde birbirlerine her işte ve her sözde doğruluk üzere olmayı , aralarında adaletli olmayı tavsiye ve nasihat ederler. Ki bu Kur’ân ve Sünnet dili ile emri bi’l- marûf (iyiliği emretmek) ve nehyi ani’l-münker (kötülüğü yasaklamak) olarak tanımlanmıştır.

  • Ve birbirlerine sabrı tavsiye etmişler; yani Hakk ve hayır yolunda birbirlerine doğruyu tavsiye ederken aynı zamanda sabır da tavsiye ettikleri özellikle belirtilmiştir. Çünkü zamanın acaipliği, dünyanın aldatması,nefislerin eğilimleri, ziyana gidenlerin çokluğu karşısında Hakk’ı söylemek, Hakk yolunda gitmek birçok zorluklara katlanmaya,mücadele etmeye, batıl iflas geçitlerini atlamaya, bunlar da sabra dayanmaktadır. Bunun için Lokman Sûresinde (31-17) ”Namazı kıl, iyiliği emret, kötülüğü yasakla, sana isabet edene sabret, kuşkusuz bunlar(Allah’ın yapmanı emrettiği) kesin işlerdendir.”diye isabet edecek musibetlere sabır tavsiye edilerek, onun azme dayanan büyük işlerden olduğu anlatılmıştır.

Bilinmelidir ki sabır; zillet içinde yaşamak, boyun eğmek değil; bilakis nefsin iyi bir şey yapmak veya kötülüklerden kaçınmak için acıya, meşakkate tahammül kuvvetidir. Başlıca iki çeşit olarak düşünülür:

  1. Elem ve külfetlere sabırdır ki bununla itaat ve mücahedenin, güzel amellerin meşakkatlerine katlanılarak yüksek himmet ve gayret sahiplerinin ulaştıkları başarılara erilir.
  2. Lezzet ve nefsin aşırı isteklerine karşı sabırdır ki, bununla da haramdan, yasaklardan ve hoş görünüp de sonu fena olan aldatıcı, tehlikeli, maddî veya manevî zarar verici şeylerin zararlarından sakınılır, korunulur.

“Cennet zorluklarla çevrilmiş, cehennem de şehevat (aşırı arzularla) çevrilmiştir.” hadîs-i şerîfinde her iki yöne de işaret olunmuştur. Sabrın derecesi hususunda doğuştan kabiliyetin bir hükmü olduğu inkâr edilmemekle beraber, terbiyenin, alışkanlığın ve bundan dolayı azim ve iradenin ve onun için de îmanın önemi çok büyüktür. Bu yüzden sabır, ihtiyarî fiillerden olarak bir kulluk görevi olarak emrolunmuş ve büyük mükafat va’dedilmiştir. “Ancak sabredenlere, mükafatları hesapsız ödenecektir.”(Zümer,39/10)

Başta da zikrettiğimiz üzere bu sûrenin geniş bir şekilde açıklanması bütün bir Kur’ân-ı Kerîm demek olduğundan, daha ne kadar açıklaması yapılsa yetmez. Taberânî ve Beyhakî, Ebu Huzeyfe’nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Rasulullah’ın (sav) ashabından iki kişi birbirleriyle karşılaştıklarında biri diğerine Ve’l-Asr sûresini okumadan, sonra da biri diğerine selam vermeden ayrılmazladı.”

Bizlerin de, asrımızın gidişini ve ömürlerimizin geçişini anlayıp düşünerek; birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmeye ve Hak Teâlâ’ya tam iman ile salih amellere başarı dilemeye ihtıyacımız ne kadar çok!

Fahrunnisa NUR
Kaynakça:
Feyzu’l- Furkan Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dili Kur’an Dili