Annelik Öğrenciliktir

5 Eylül 2005. Malatya İnönü Üniversite Hastanesi kadın doğum bölümü. Doktorlar bir hastanın başına toplanmış ultrasonla muayene ediyor, bir taraftan da tetkiklerini inceliyorlardı. Tıpkı bir film gibi.  Filmin başrol oyuncusu bendim ama yok gibiydim. Her şey benim dışımda gelişiyordu. Doktorlar, kendi aralarında heyecanlı konuşmalar ve tartışmalar yapıyor, benimle ilgili benden habersiz kararlar alıyorlardı. Derken bir tanesi geldi ve “Emine Hanım, sizi ameliyata almak zorundayız.” dedi. Fırtınalı bir denizin içinde kendini dalgaların kollarına bırakmış küçük bir gemi gibi “ Peki” dedim. Bir saat kadar sonra ameliyathaneye alındım. Anestezi uzmanı yanıma geldi, bir damar yolu açtı. Doktor anesteziyi yavaş yavaş uygularken şöyle bir baktım ve “Ben Gidiyorum.” dedim.

—Teyzeciğim, teyzeciğim! Beni duyuyor musunuz? Anneler gününüz kutlu olsun.

—Dalmışım küçüğüm, teşekkür ederim. Sen ne kadar tatlısın böyle.

—Bebeğinizi biraz sevebilir miyim?

—Tabii, gel tanıştırayım seni. Bak bebeğimin adı Yuşa.

—Yuşa, Yuşa sen çok tatlı bir bebeksin. Gıdı, gıdı, gıdı.

Arkasından Yuşa’nın o muhteşem gülümseyişi ve çocukta ani bir hareket.

—Teyzeciğim, bu bebek birazcık farklı sanki. Yani şey… O neden bizim gibi değil?

Evet, anneler gününde aldığım bu soruyu cevaplamak benim için anneliğimin tanımını yapmak gibiydi.

—Sen çiçekleri bilir misin? Hani vardır ya lale, menekşe, gül…

—Evet, dedi başını öne eğerek.

Ben, siz çocukları çiçeklere benzetirim. Kiminiz lale, kiminiz gül ve kiminiz de menekşe. Hepinizin farklı bir görünümü, rengi ve kokusu var. Şimdi söyle bakalım hiç menekşe güle  “Sen neden bana benzemiyorsun, benim gibi kokmuyorsun, rengin neden farklı?” diyebilir mi?

—Hayır, dedi. Bütün çiçekler farklı.

—Evet, sizler de farklısınız. Hepinizin farklı bir görünümü var. Kiminiz basık burunlu, çekik gözlü, kiminiz beyaz, kiminiz esmer veya buğday tenli. Hepinizin farklı bir kokusu var. Kiminiz utangaç, sevecen veya nazlı. Şimdi anladın mı?

Evet, benim oğlum farklıydı. Yedi yaşında olmasına rağmen beş altı aylık bir bebek gibi görünüyordu. Sanki hal diliyle “Bedenim de ruhum da genç.” diyordu. İnsanları şaşırtan ve farklı olduğunu hissettiren şey ise, sevildiği zaman yüzünde beliren o kocaman gülüşünün altında boy gösteren, inci mercan dişleriydi. Aslında hep de tembihlerim, dışarı çıkmadan önce. “ Bak Yuşa’cığım, dışarı çıkıyoruz. İnsanlar seni sevdiklerinde öyle kocaman gülümseme.” diye.

Evet, oğlum benim için çok özeldir. O, annesini hiç üzmez, kaprisi ve şımarıklığı yoktur. Bir ihtiyacı olduğunda mızırdanır sadece. Her ihtiyacında farklı bir melodisi vardır. Acıktığını, susadığını ya da altını kirlettiğini ben o melodiden anlarım. İhtiyaçlarını karşıladığımda gülümseyerek teşekkür eder bana. Bir aynadır o benim için, verdiğim sevgiyi yansıtan. Bir rehber bu dünyada, tek gerçekliğin sevgi olduğunu anlatan, bir üniversite, okuduğumda bana hayatı öğreten.

Bu dünyada her şey yaşanarak ve okunarak öğrenilir. Çocuklarımızın her biri birbirinden özel. Onları okumaya ve anlamaya çalışalım. Hepsinin birbirinden ilginç, çok özel mesajları var. Bir öğrenciliktir benim anneliğim, yedi yıldır çocuğunu okumaya ve verdiği mesajları almaya çalışan bir öğrencilik…

Emine Çifçi