"Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar"

“ANCAK AKIL SAHİPLERİ ÖĞÜT ALIRLAR”

Yüce Allah şüphesiz yarattıklarını en iyi bilendir. Onlardan neler bekleyeceğini de ancak o takdir eder. Yarattıkları arasındaki münasebet de onun eseridir. Varlıkları bir ölçüye göre yaratan Allah, yine bir ölçülü mesafe ile ilişkilendirmiştir. Bunu bilmenin adına eskiler “eşyanın künhüne varmak derler.” Ki bu biliş basitten mükemmele, her varlıkta farklılık arz eder. Eski eserlerde geçen, varlık âleminin sıralanışı esfelden ekmele, cemadat, nebatat, hayvanat ve nihayet insan-ı kâmildir. Bu sıralanış, bir üst seviyeye doğru akış şeklindedir. Necip Fazıl ona; “gaye insan” der.

Peygamberler, içinde yaşadıkları toplumun en akıllı fertleridirler. Ona fetânet denir. Vahiy ile desteklenen, Yaratan ile arasında bir bağ kuranlar üstün aklı elde ederler. “Görenler, işitenler, anlayanlar, düşünenler, akledenler, bilenler” Kur’an-ı Kerim’de Rahman’ın muhatap aldığı ve övgüsüne layık kıldığı kişilerdir. “ Kör ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcak, diriler ve ölüler müsavi olmaz.” (Fatır sûresi;19-20-21-22) buyurarak bizi uyarır. “Allah (celle celalüh)hiçbir nefsi, gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef (sorumlu) tutmaz”(Bakara sûresi;185) Kişiye güncün üstünde bir sorumluluk yüklemeyen Allah (celle celalüh)’ın insandan istediği, bize verdiği sağlıklı çalışan azalarımız ile hakikate ulaşmaya cehd etmemizdir. Bilgiye, irfana ulaşmamızdır. “ Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk (ibadet etsinler) diye yarattım”(Zariyat Sûresi;53) Ayet-i Kerimesini “bilsinler diye” açıklar birçok ilim erbabı. Zira kulluk irfana götürür gemilerdir. Bu konuda İsmail Hakkı Bursevî (k.s.) Hz’leri, “Kişi bildiği ile amel ederse Allah onu bilmediklerine varis kılar” Hadis-i Şerifi ile izahat veriyor.

Apaçık ortada olan, gözü olan herkesin görebildiği, kulağı olan herkesin duyabildiği bir şey için “nerdedir?” denilmesi ne kadar abestir. Ancak bir engeli olan aklın reddettiği ve ancak akl-ı selîm (sağduyu)in kabul ettiğine hakikat deniliyor. “Gözleri var görmezler. Kulakları var işitmezler” Hatta onlar derler ki “Sen bize öğüt ver, ister öğüt verme bize göre birdir.”(Şuara Sûresi;136) Yüce Allah (celle celalüh) Yasîn Sûre-i celilesinde “Onların önlerinden arkalarından birer set çektik. İyice kuşattık onları. Onlar görmezler.” Bir türlü öğüt kâr etmeyenlere, “Onların anlamaya engelleri var” deniliyor. Bu sebepten Muhterem hocamız ve doğal liderimiz “her türlü ön yargıdan uzak dingin bir kalp ile Kura’n-ı Kerim’i oku”mamızı bize öğüt ve tavsiye ederler.

Akl-ı selîm sahibi olmayanlar, hakikat apaçık ortada olduğu halde, “Hani nerededir? Öyle ise delil getir.” derler. Onca mucizeler gelmiş, hatta ay ikiye yarılmış gene de kâfirlikte ısrar etmişlerdir. Rahman olan yüce Allah (celle celalüh) anlasınlar diye görüp durdukları şeylerin üzerinden anlatmıştır. Usta avcı diyor Mevlana, kullarını kendisine çekmek için, onların anlayacağı nice misaller vermiştir. “ Hâlâ anlamıyor musunuz? Yoksa sizin kalplerinizde kilit mi var?” buyrulur. Bir başka Ayet-i Kerimede ise “Kur’an’ı okuduğunda seninle ahrete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına bir ağırlık koyarız.”(İsra Sûresi;45-46) Öyle ki onlar kendi ellerini göremezler. Çünkü inkâr gibi büyük bir engelleri vardır.

“Allah nerededir?” diyen birine büyük veli Beyazıd-ı Bestamî (k.s.) Hz.lerinin cevabı da aynen böyledir. “Allah seni nefsinin elinden kurtarsın. Göz önünde olan biri için nerededir denir mi?” Kulları içinden seçip görevlendirdiği, vahy ile destekleyerek diğer kullarının, akıllarını kullanmalarını öğütlediği nice peygamberler gelmiştir. Fetânet sıfatının en çarpıcı örneklerini görürüz Kerim Kitabımızda.

Hz. İbrahim (aleyhisselam) ın akıl yürütmeleri muazzam bir ölçüyü verir. “ Ben batanları sevmem” buyurur Allah-u Teâlâ kulu ve Peygamberi dilinden. “Size hiçbir faydası olmayan şeyleri mi ilah ediniyorsunuz?” demiş İbrahim Peygamber. Kendi elleriyle yaptıklarına tapınan halkının diliyle ilahlarının acziyetini haykırmıştır.

“Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsun?” (Furkan Sûresi; 44) Akıllarını kullananlar için ise “Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi ona iyi kulak verin.” (Hac Sûresi; 73) Nice ayetlerde ise “Düşünesiniz diye” ifadeleri yer almaktadır. “ Umulur ki düşünürsünüz diye size öğüt veriyor” (Nahl Sûresi,90) buyurulur. “Sözü dinleyip en güzel şekilde ona uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir. (Zümer s3u; 18) Başka bir ayet-i kerimede ise “Allah’ın kullarından ancak ilim sahipleri Allah’tan (hakkıyla) korkarlar.” (Fatır Sûresi, 28) buyurulur. İlim sahibi kimselerden kasıt, genel anlamıyla elinde vahiyden bir eser olana deniliyor. Hatta bazı yerlerde onlara “ahbar” deniliyor Kur’an-ı Kerimde. “Bilip durduğunuz halde” derken, elinizde bu bilgi olduğu halde, okuyup durduğunuz halde” diyerek uyarıyor ve dikkat çekiyor.

Derler ki; bir gün İsa (aleyhisselam) koşarak bir dağa doğru gidiyordu. Yolda bir çoban O’nu gördü ve seslendi: “ey Rûhullah neden kaçıyorsun. Sen o kişi değil misin ki Allah’ın izniyle ölüleri dirilttin, körlerin gözünü açtın, kötürümleri iyileştirdin, cansız kuşu canlandırdın?” İsa (aleyhisselam) “Akılsızlardan kaçıyorum. Evet dediklerin doğru ama akılsızlar yüzünden kaçıyorum”

“Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapık kimdir?” (Kasas 50). Rehbersiz, yol göstericisiz hakikat insanın elinden kayıveriyor. Hevâsı devreye giriyor. İlk insan, Âdem (aleyhisselam) peygamberden bu yana insanları uyaran, hakka çağıran bir uyarıcı, yaratıcı ile kulu karşı karşıya getiren rehberler olagelmiştir. Kıyamete kadar da şüphesiz bu devam edecektir. İnananlarla inanmayanlar, erdemli olanlarla sapıklar, iyiler ve kötüler, hak ile batıl mücadele halinde olmuşlardır. Aklını kullanan, elinde vahiy bulunduranlar geçici olandan feragat etmiş, ebedî olanın peşine düşmüşlerdir. “İşte onların sabredip kötülüğü iyilikle savmaları…” (Kasas Sûresi;54) Bütün bunlar hep uyarıcılara ve Allah’tan bir yol göstericiye uymalarıyla mümkün olmuştur. Peygamberlerin takipçisi olan varisleri de o mesleğin tebliğcisidirler. “Görmez misin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?” (Furkan Sûresi;45) Ayet-i Kerimesini tefsir ederken Mevlana (k.s.) Hz.leri buyururlar ki, “Güneş Hakk’a ulaştıran nübüvvet sahipleridir. Gölge de onların izini takip eden varisleri, âlimlerdir.” “Kıyamete kadar hakkı tutup kaldıracak diri, cevval bir taife hep var olacaktır” buyuruyor Rasulullah efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem). Biz dileriz ki aklını kullanan, kalbiyle düşünüp ibret alan, öğüt alan, Allah’tan yol gösterenlere tabi olanlardan olalım. “

Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (dolaştılar ama ibret almadılar) Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.” (Hac Suresi, 46)


Emine Yalçınkaya