Allah’ın İpine Sarılıp Kurtuluşa Ermek

 

Âl-i İmrân S. 102. Ayet-i kerimesinde: “Ey iman edenler! (Gücünüz nispetinde) Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırılıktan sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” buyrulur.

(Rabbimiz bu âyet-i kerimede kendisine iman edenlere hayatın gayesi ile ilgili en önemli ikazlardan birini yapmaktadır. Allah’tan gereği gibi korkmak ve İslâmî bir yaşayış içinde ölmek son derece mühimdir. Bunun içindir ki Allah’ı gereği gibi tanıyan ve O’na saygı duyanlar, iman ve sâlih amelle yaşarlar. Küfür, şirk ve tâğût belasına karşı sarsılmazlar, eğilmezler ve şeytanın oyununa gelmezler. Allah’ın bu emri karşısında mü’minler, Müslümanca ölmeyi gaye bilirler. Müslümanca yaşayıp ölmek, ferdin kendi iç dinamiklerini ve yaşantısını İslâm’a uygun hâle getirmekle beraber bunun yanında kendi içinde bulunduğu toplumun da yalnız diliyle “Müslümanım” demesi değil, Müslümanca yaşamayı isteyen ve yaşayan bir toplum olması da bunu kolaylaştıran sebeplerden olur. Yüce Allah da bunun için aşağıdaki âyetle başka türlüsü olmayan bir hareket tarzını bildirmektedir.)

  1. 103. “Hepiniz toptan Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, (onu hayata hâkim kılın, ihtilaf ve tefrikaya düşüp fert fert, grup grup) parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki (İslâm) nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman (kabileler) idiniz de (Allah) kalplerinizi (İslâm’da) birleştirdi. İşte onun (İslâm) nimetiyle (hepiniz) kardeş oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan sizi (İslâm ile) O kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böylece açıklıyor ki doğru yola eresiniz.”

Allah-ü Teâlâ bu iki âyet-i kerîmesinde inananlara önce takvayı, sonra Allah’ın ipine yapışmayı, üçüncü olarak da nimetlerini hatırlamayı emrediyor.

Mü’minlere emrolunan takva, Allah yolunda hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek ve bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası, babası veya kendi aleyhinde bile olsa Allah için adalet ve doğruluktan ayrılmamaktır ki; Allah’tan hakkıyla korkmak ve her halde Müslüman olarak ölebilmek için de her şeyden önce Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhîd üzere toplanmak ve ayrılıklardan çekinmek lazımdır. Şu halde önce kalplerin birleşmesi, ikinci olarak fiillerin birleşmesi hak dinin esaslarının büyüklerindendir. “Ben kendi başıma, yalnızca dinimi, imanımı koruyabilirim.” demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak isteyen fertlerin, iman ve İslam üzere hüsn-i hatime(güzel son)ile ahirete gidebilmeleri şüpheli olur. Fert zorlama ve baskı altında her şeyini kaybedebilir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Allah’ın kudret eli cemaatle beraberdir.” buyurmuşlardır.(Tirmizî,fiten 7)

Ve dinin, dünyadaki en büyük feyzi de bu cemaatin te’sisindedir. Bunun içindir ki toplumlarını zayi eden veya perişan edenler muhakkak perişan olurlar. Nitekim Hz. İsa (aleyhisselam) bile: “Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” dedi(Âl-i İmran 3/52) Şu halde bütün iman ehli, tek kelime üzerinde fiillerini birleştirmedikçe takva(layıkıyla Allah’tan korkma)ya eremez, Allah’a kavuşamazlar.

Müminlere, Allah(cc)’ın sımsıkı sarılmalarını emrettiği hablullah(Allah’ın ipi), Allah-ü Teâlâ’ya kavuşma sebebi olan delil ve vasıta demektir ki; Kur’an, Allah’ın emrini yerine getirme ve cemaat, ihlas, İslam, Allah’a söz verme, Allah’ın emri diye rivayetlerle tefsir edilmiştir ve hepsi birbirine yakındır. Birbirini tamamlayıcıdır ve cemaat, hablullah’a yapışmanın ürünüdür. Ebu Saîd el-Hudrî hazretlerinden rivayet edildiği üzere Allah Resûlü(sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Gökten yeryüzüne indirilmiş olan hablullah(Allah’ın ipi), Allah’ın kitabıdır.”(Tirmizî,Menakıb,31; Müslim,Fedail,37)

Korkunç bir yolun kenarına kenarına çekilmiş olan bir ip veya bir kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona gereğince iyi tutunmuş bir toplum düşünün. İşte bu misal; Allah-u Teâlâ’nın ipi, katında tek geçerli ve gönderdiği son din İslam’a ve O’nun kitabına sımsıkı yapışarak hayatlarını düzenleyen ve dünyada da ahirette de kurtuluşa eren mutlu bir toplumun misalidir.

Bu tutunma için herhangi bir cemaat olmak ta yeterli değildir.

  1. 104. “İçinizden (herkesi) hayra çağıran, iyiliği (meşru şeyleri; tevhidi ve sâlih ameli) emreden ve kötü olandan men eden bir ümmet (bir topluluk) olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Bu topluluk, ilmiyle Allah’ın rızasına uygun amel eden âlimler ve yöneticiler ile ona maddî ve mânevî destek veren cemaat ve cemiyetlerden oluşur.

İslam toplumundan böyle bir ümmet (topluluk) de oluşmalıdır. Ümmet; öne düşen, çeşitli insan gruplarını toplayan, kendilerine uyulan bir topluluk demektir ki, hepsinin önünde de “imam”(önder) bulunur. Cemaatle namazlar bu muntazam ve hayırlı tertibin gözle görülür şeklidir. Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de menedecek bir topluluk ve imamat (önderlik) oluşturmak Müslümanların imandan sonra ilk dinî vecîbeleridir. Bu vecibeyi (Allah’ın emrini) yerine getirebilen Müslümanlardır ki; “İşte kurtuluşa erenler onlardır.” ayetinin açık hükmü gereğince tam ve kâmil kurtuluşa ererler.

İyiliği ve kötülüğü (ma’ruf ve münkeri) Allah’ın ipinden başka bir ölçü ile ölçmeye kalkmak, isteklere ve nefse ait arzulara uymaktır ki, bu da ayrıcalık yapmak, Allah-ü Teâlâ’nın yasakladığı tefrikaya düşmektir. Bu noktayı açıklamak için de buyruluyor ki:

  1. 105. “(Ey mü’minler! Siz,) kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için (kıyamette) çok büyük bir azap vardır.”

Allah-ü Teâlâ bizi ve inandım diyenleri Resûlullah(sallallahü aleyhi ve sellem)ve ashabı (radıyallahü anhüm) nın yolunda gidenlerin izinde dâim eylesin.

Fahrunnisa Nur