Allah Var, Keder Yok

unnamed

Bismihi Subhan..

Hayat kendi ayaklarımıza doladığımız bağlar ve kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda geliştirdiğimiz “acil çıkış”larla devam edip, akıp gidiyor.

Hayat gerçekten coşkun bir su gibi hızla akıyor.

Veya;

Bizler hayat koridorunda, bitiş çizgisine ulaşmak için yarışanlar gibi aceleyle koşuyoruz. Bizi gayretlendirenler, yolculuk konforumuzu arttıranlar, ayağımıza dolanmış, bizi yüzüstü düşüren bağlar… Hepsi diyemesem de çoğu, çoğu bizim elimizde. Peki, kârda mıyız zararda mı?

Konfor… Nefsî isteklerimizin karşılığını bulduğu imkânlar topluluğu… Yazın serin, kışın sıcak bir ev. Tatlısıyla, tuzlusuyla mükellef bir sofra. Mükemmel ilişkiler; dostlukta, evlilikte. Temiz nezih bir çevre. Maddi yeterlilik… Bunların hiç birinin sınırı yok. Nefsî isteklerimizin sınırının olmadığı gibi. Ne kadar çoğunu elde etsek, yine de “biraz daha” sını istiyor canımız. Bizi mutlu edecek “yeterlilik sınırı” YOK! Öyleyse mutsuz mu yaşayacağız?

Mutluluk ve huzur, malzemesi ne olursa olsun, tarifi ve elde edilme imkânları elimizde olan bir haldir. Sebep arayan da bulur, bahane arayan da..

Misal;

“Dağınıklığa tahammülüm yok!”

Düzen, insanların dünya ve ahiret işlerini kolaylaştırır ama olmazsa olmazı mıdır? Düzenli olmayı tercih edebiliriz. Derli toplu bir yaşamdan daha hoşnut olabiliriz. Dağınıklık ise gücümüz nispetinde gidermeye çalışacağımız, fazlasını da oluruna bırakacağımız bir şey olduğu müddetçe bizim hayat standardımızdır. “Tahammülüm yok!” mesabesine gelirse “sebep” olmaktan çıkar, “amaç” olur. Üstelik gücümüzün ötesine geçerse, imtihan olur.

Hayırlı evlat, en büyük isteklerimizden, dünya ve ahiret azıklarımızdan biridir. Allah’ın rızasını kazanma çabasında bir genç yetiştirmek için elimizden geleni yaptıktan sonraki hâli, Allah-u Teâlâ’nın takdiridir. Olursa Allah’ın ikramı, olmazsa imtihanıdır. Ne başarı ne başarısızlık bizim irademiz dâhilinde. Bizim gücümüzün yettiği, sadece elimizden geleni yapma çabası. Gerisi ilahi irade..

Formül; gücümüzün yetmediğine razı olma halidir.

Başımıza gelen musibetlerle, Mevlâ’nın ikram ettiği nimetlere karşı tavrımız bu minval üzere olursa kişi, yoğun coşkudan, kahrolmaktan, kontrolü kaybettirecek her türlü duygu yoğunluğundan kurtulur. Dingin bir kalp ile sükûnetle huzurlu bir hayat geçirir.

Allah kulunun gücünün yetmediğini, kuluna yüklemez mealindeki ayet-i kerime bu durumun en açık ispatıdır. Hem Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Azimü’ş-Şan’da bu ayeti bizlere bildirdiğine göre, kul; kendisine çıkaracağı dersi düşünmelidir. Bu bir müjdedir. Gücümüzün yetmediğini yüklemez Mevlâ. Ama aynı zamanda bir tembih/uyarıdır; başımıza gelen, gücümüzün yettiğidir. Bu sebeple ne kadar zor da olsa, hiçbir musibet hakkında “bunu kaldıramıyorum” deme hakkına sahip değiliz. İmtihan ya da zorunluluk gibi görünen bu hal, gören göz için bir tesellidir.

… demek ben bu imtihanı kaldırabilirim.

… Ey Rabbim, bu imtihan bana ağır geldi. Ama ben bunun imtihan olduğunun farkındayım. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Bana yardım et.

Sabrımızı, şükrümüzü, maddi ve manevi gücümüzü arttıran inanç. Otokontrolümüzü sağlayan güç. Bundan sonra nefsimize ağır gelen şeye, şeytanın verdiği vesveseye verecek cevabımız var, bizi güçlü kılan:

“Sen imtihansın. Ben de sabredenlerden olacağım.”

Çabalayıp başaramadığımızda tesellimiz var;

“Gücümün yettiğinden öte, muvaffakiyet Allah’tandır.”

Nimetlerle şenlendiğimizde, memnuniyetinizi bildireceğiniz Kerim bir Zât var.

“Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.”

Kendimizi koyuvermek yok.

Gevşeklik yok.

Bezginlik yok.

Her gün yeniden doğar gibi İslam fıtratı üzere uyanmak var.

Emr-i bil ma’ruf, neh’yi ani’l münker vazifesi var.

Bir an her şey üstümüze gelip bunaldığımızda Hz. Ali’nin (r.a) “Ben kendimi bıraktığımda sen beni bırakma Allah’ım” duası var.

Özetle;

Rabbimden gaflette olana korku var, hüzün var,

Rabbimi bilene…

O var, keder yok.

… velhamdü lillahi rabbil âlemin.

Melahat GÜNGÖR