Allah Katında Ayların Sayısı

Allah’a ve O’nun gönderdiği son elçi Hz. Muhammed(s.a.v.)e iman edenlerin düşünce ve fiilleri, öz kültürlerine; vahye ve onu açıklayan Peygamber(s.a.v.)in sünnetine dayanmalıdır. İnsanın; içinde varlık meydanına çıktığı, belli bir süre yaşadığı ve her ne kazanacaksa onun içersinde kazandığı zamanın hesabı da; iman edenlerin öz kültüründe, bizzat o zamanın da yaratıcısı olan Allah-ü Teâlâ tarafından Kitab-ı Keriminde şöyle bildirilmiştir: ”Şüphesiz gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah katında ayların sayısı, Allah’ın kitabında(yazısında)on iki aydır. Onlardan dördü(olan Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb)haram olan(hürmet gereken ay)lardır. İşte dosdoğru din(hesap) budur. O aylar içinde kendinize zulmetmeyin ve (Allah’a)ortak koşanlar nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa sizde onlarla topyekûn savaşın. Ve bilin ki Allah muttakilerle(günahlardan sakınanlarla)beraberdir.”(Tevbe suresi,36)

Allah’ın hükmünde ayların sayısı, gökleri ve yeri, yani latif ve kesif maddeleri yarattığından beri Allah’ın kitabı olan Levh-i mahfuz’da kaydedilmiş bulunan on ikidir. Allah-ü Teâlâ güneş ve ayı, gökleri ve yeri yarattığı gün harekete geçirdiğinden dolayı böyle bir ifade kullanmıştır. Ayların sayısı ziyadesiz on ikidir. Birincisi Muharrem, sonuncusu Zilhicce’dir. Bu on iki aydan dördü ise haram aylardır.

Zamanın dilimleri, gerçekte birbirine benzer. Şu kadar var ki Allah-ü Teâlâ bir birine benzeyen bazı şeyleri diğer bazısına vermediği fazla bir şeref ile üstün kılmıştır. Tıpkı cum’a ve arefe gününü diğer günlerde bulunmayan bir şeref ile üstün kılması gibi. Allah-ü Teâlâ’nın bu iki güne özel bir ibadet tahsis etmesiyle, bu iki gün diğer günlerden üstün ve seçkin olmuştur. Aynı şekilde Ramazan ayı diğer aylarda bulunmayan bir hürmet ile üstün ve seçkin kılınmıştır.

Âlimler en faziletli ayın Ramazan ayı olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü bu ayda Kur’an-ı Kerim indirilmiştir. Sonra Rebiu’l-evvel ayı gelir. Çünkü bu ay Rahman olan Allah’ın Habibi’nin doğduğu aydır. Sonra Receb gelir. Çünkü Receb ayı, haram ayların tek olanıdır. Sonra Şa’ban gelir. Çünkü o, Rahman olan Allah’ın Habibi’nin ayıdır. Ameller ve eceller bu ayda taksim edilir. İki büyük ay olan Receb ve Ramazan ayının arasında yer alır. Bu ayda diğer aylarda olmayan iki büyük ayın komşusu olma özelliği vardır. Sonra Zü’l-hicce gelir.Çünkü bu ay, hac ibadetinin yapıldığı aydır. Sonra peygamberlerin ayı, yılın başı ve haram aylardan birisi olan Muharrem ayı gelir. Daha sonra en faziletli aylara değişik yönlerden yakın olan diğer aylar gelir.

Muharrem ayından sonra gelen Safer ayı ise; cahiliye Araplarının inandıkları gibi bela ve musibet ayı değil, bilakis hayırlı bir aydır. Bu konuya Peygamber(s.a.v.)efendimizin şu hadis-i şeriflerinde işaret buyrulmuştur: ”Hastalığın kendiliğinden başkasına geçmesi(adva), uğursuzluk(hame) ve Safer ayını uyumsuz sayma(Safer) yoktur.” Hadis-i şerif’in konumuzla ilgili olan kısmı hakkında bazı alimlerin açıklamaları şöyledir: Cahiliyye Arapları, Safer ayını uğursuz sayarlardı. Peygamber(s.a.v.)Efendimiz ”Safer yoktur” ifadesi ile o ayda uğursuzluğun olmadığını bildirmek istemiştir.

Şeyh Üftede Hz.leri der ki: Günlerin uğursuzluğu Peygamber(s.a.v.)Efendimiz şerefine mü’minlerden kaldırılmıştır. Bahtiyarlık ya da bedbahtlık, ancak insan nefsinin ve tabiatının bahtiyar ya da bedbaht olmasıyla ilgilidir. Nefis ve tabiat bedbahtlıktan kurtulduğu zaman uğursuzluk diye bir şey kalmaz.

İkdüd-dürer ve’l-leali adlı eserde de müellif şöyle söyler:  “Birçok cahil kişi, Safer ayını uğursuz sayar ve o ayda yolculuğa çıkmayı yasak kabul eder. Aslında Safer ayını uğursuz saymak, Allah’ın reddettiği uğursuz saymalardandır. Aynı şekilde herhangi bir günü uğursuz saymak veya Cahiliyye Araplarının Şevval ayında evlenmeyi uğursuz saymaları da İslam’ın kabul etmediği hususlardandır.

Uğursuzluğu belli bir zamana, mesela Safer ayına tahsis etmek doğru değildir. Zamanların tamamını yaratan Allah’tır. İnsanların iyi-kötü bütün işleri zaman içerisinde meydana gelir. Mü’minin Allah’a itaatle geçirdiği her zaman onun için mübarektir. Allah’a isyanla geçirdiği her zaman ise onun için uğursuzdur. Uğursuzluk gerçekte isyanın ta kendisidir.

Mü’minin namaz, dua, zikir, sadaka, infak ve benzeri cinsten a’mal-i salihatı her zaman ve her yerde Kur’an ve sünnete uygun bir şekilde yapmaya gayret etmesi; dünya ve ahiretin zararlarından kurtulup her iki cihanın saadetine ermesine Allah’ın izni ve lütfu ile vesile olacaktır.

Mü’min, Rabbinin rızasına ermek için ibadetlerinde Kur’an ve sünnete uyma noktasında dikkat ve titizlik gösterdiği gibi; hayatın her türlü değişiminde zaman tesbitini (mesela doğum ,vefat,evlilik,diğer önemli olayların tesbitini)de Hicri takvime göre yaparak bir öze dönüş gerçekleştirmelidir.

Hicri Takvim, Ay’ın hareketlerine göre zamanı hesaplayan Server-i Ser Efendimiz(s.a.v.)’in Medine-i Münevvere’ye hicretini tarih başlangıcı kabul eden takvimdir. Kur’an-ı Kerim’in mesajının tamamı Ay Takvimi esasına göre inmiştir.

İnşaallah bugünden sonra, Allah’ın sevdiği işlerle uğraşarak, Allah’ın sevdiği kulları arasına girmeyi Allah’tan niyaz ediyoruz.

Fahrunnisa Nur

Kaynak:
Ruhu’l Beyan Kur’an Meal ve Tefsiri, İsmail Hakkı Bursevi
M.Nureddin Coşan, Yad Konuşması