Allah Güzeldir, Güzelliği Sever

Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem);,
“Kalbinde, miskal kadarcık bile olsa, ‘kibir’ den bir şeyler bulunan kişi cennete giremeyecektir…” buyurdu.

Bu çok önemli bir uyarma idi. Dinleyenler tabi, telaşlandılar; kendilerini yokladılar; durumu iyice anlayıp gereken tedbirleri almak niyetiyle, endişeli endişeli dediler ki:

“Kişi şüphe yok ki elbisesinin güzel olmasını, ayakkabılarının güzel olmasını… sever ve ister (Yani bu da kibirlilik alameti midir?).”

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Allah güzeldir, güzelliği sever; asıl kibir, hakkı, gerçeği görmezlikten gelip umursamamak, insanları hor ve hakir görüp tepeden bakmaktır.”1

Bu hadîs-i şerîften bize birçok güzel dersler çıkmaktadır:

Her şeyden önce anlaşılıyor ki bazı huylar ve davranışlar ile takınılan tavırlar, insanı mahvedebilir. O halde kötü huylarımızı mutlaka bırakmalı, içimizi temiz niyet ve iyi ahlâk ile dışımızı da kibar, asil ve olgun davranışlarla bezemeli; kamil, arif ve zarif kişiler olmalıyız. Dinimizin en büyük hedeflerinden biri ahlâkî olgunluğu sağlamaktır; zaten Peygamberimiz de güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini açıkça beyan buyurmuştu.2

Ayrıca daima hak ve hakikate saygılı olmalı, doğruyu ve hakkı sevmeli, acı da olsa gerçekleri kabul etmeli; kibir ve gururdan dolayı inatçılığı ve muhalefeti bırakmalı; her yerde ve her işte hakkaniyet ölçüsü ile hareket etmeli; haksızlıklara karşı çıkmalı; doğruyu söylemeli; doğru söze itiraz etmemeli; kendimizin ve yakınlarımızın aleyhine bile olsa adaletten ayrılmamalıyız.

Ve yine iyi bilmelidir ki güzel huyların en önemlilerinden biri de tevazu ve mahviyettir. Bunun karşıtı olan kötü huy ‘ucub’ diye adlandırılır ki kendini beğenmek, burnu havalarda olmak, insanlara tepeden bakmak, küçümsemek, hor görmek, alaya almak şeklinde ortaya çıkar. Bu ucub, tevfîk-i ilâhîye mânidir, yani sahibini, Hakk’ın ilahî yardımının kesilmesi cezasına uğratır ki en büyük felakettir. Kişi mağrur ve kendini beğenmiş olmamalı, sözünde işinde, davranış ve muamelesinde haddini bilip, aczini anlamalı, kendisinden daha bilgin, daha olgun, daha hayırlı kişiler… olduğunu düşünerek tevazuyu elden hiç bırakmamalıdır.

Ve nihayet hepinizde, selim bir estetik şuuru, güzellik aşkı, güzeli sezme ve değerlendirme melekesi kuvvetle yerleşmiş ve iyice gelişmiş olmalıdır.

Gayemiz: ‘Her şeyin en güzeli’ni yapmak; kendimiz ‘en güzel vasıflar’la muttasıf olmak, dünyada ve ukbada ‘en güzel sonuçlar’a ve ‘en güzel mükâfatlar’a erişmektir. Rabbimiz (celle celâlüh), bizi bunlara nail ve vasıl eylesin.

*Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (rha)’ in Kadın ve Aile dergisi Başmakalelerinden alınmıştır. (Ocak 1986)
Dipnotlar
1. İbni Mes’ûd’dan (ra.) nakledilen hadis için bk. Müslim, “Îmân”, 147, 149; Ebû Dâvûd, “Libâs”, 29, hadis no: 4091; Tirmizî, “Birr”, 61, hadis no: 1998-1999; İbni Mâce, “İftitâh”, 9, hadis no: 59; “Zühd”, 16, hadis no: 4173.
2. Ebû Hüreyre’den nakledilen hadis için bk. Mâlik, “Hüsnü’l-hulk”, 8; Ahmed b. Hanbel, II, 381, hadis no: 8939; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, s. 104, hadis no: 273; Hâkim, II, 670, hadis no: 4221; Kudâ’î, Müsnedü’ş-Şihâb, II, 192, hadis no: 1165; Beyhakî, es-S