ALIŞ VERİŞ

Kapıdan sarkan rengârenk boncukları eliyle araladı ve içeriye girdi. Küçük bir dükkân değildi. Ama o kadar çok hediyelik malzemeyle doluydu ki mekân iyice daralmıştı. Alış veriş için bir müşterisinin daha geldiğini gören satıcı neşeyle gülümsedi. Canım görümceciğim, canım kayınvalideciğim yazan havluların yanından geçerek yaşlı müşterinin yanına yaklaştı. Yanında torunu olduğunu anladığı genç hanım birbirinden güzel malzemelere dokunuyor seçmeye, karar vermeye dedesine yardımcı olmaya hazırlanıyordu. Asasına bütün ağırlığını taşıtmaya çalışan yaşlı adamın ayakta zor durduğunu fark edince bir sandalye arandı. Buldu ve ihtiyara doğru uzattı. Oturmasını ima eden bir bakıştan sonra ne istersin bey amca diye sordu.
Oturması için yapılan teklifi duymazdan geldi yaşlı adam. Gözlerini kısarak raflarda bir şeyler arıyordu. Yorgun adımlarını gezindirirken yoluna çıkan parıltılı eşyaları, simli takıları, spotlarla daha da fazla ışıldayan paketleri asasıyla iteledi ve kendisine geçecek bir yol ayarladı. Raflarda, aşağıda ve yukarıda bulunan bütün malzemelerin inatçı bir canlılık taşıdığını fark etti. Her ayrıntının hayat dolu neşe dolu bir ışıltısı vardı. Herkesin aradığı da istediği de zaten buydu. Aradığını iyice zayıflayan gözlerinin ziyasıyla bulamayacağını anlayınca satıcıya yöneldi.
Sesindeki mecalsizlik ve pes etmişlikle “Evladım sizde salın üzerine örtülmek üzere yeşil örtü var mı?”diye sordu. Ne demek istediğini daha iyi anlamak için kafasını sağa sola salladı ve tekrarlamasını istedi genç adam. “Hani cenazeyi kabre taşırken üzerine örterler ya, üzerinde yazısı da vardır”, diye devam ederken bildiğini anlatırcasına yaşlı adamı susturdu. Yüzündeki gülümseme dondu ve arkalarda, iyice gerilerde bir şeyler aramaya başladı.
Bu sohbete şahit olan genç kadın kucağına biriktirdiği eğlencelerin bir kaçını yere düşürdü. Toplamak için eğildiğinde ise geri kalanları düşürdü. Toplamaktan vazgeçti ve dedesine doğru ilerledi. Sıcacık kolundan tutup göz teması kurmaya çalışarak “Dedeciğim aşk olsun sen neler düşünüyorsun böyle, hem Allah geçinden versin ne biçim bir alış veriş bu böyle” dedi. Dolan gözleriyle dedesinin ıslanmış gözlerine bakarak ne diyeceğini bilmemenin şaşkınlığı ile devam etti. “Hem onu belediyeler ya da imamlar bulup örtüyorlar ya zaten” dedi. Dedesi, gülümsemeyi başaran bir tevekkülle “Köy yerinde yok böyle şeyler de ondan alıyorum” dedi.
Gezmek bir mübareği ziyaret edip dualar etmek için geldikleri Eyüp Sultan’da huzur dolan yüreklerine koskoca bir hüzün çöreklenmişti. İstanbul’da yaşayan genç kadın, taşradan gelen dedesinin ve ninesinin mutluluğunu hesaplayarak onları Eyüp Sultanın manevi atmosferine, nurlu huzurlu bir ziyarete götürmüştü. Diğer torunlarına Eyüp rayihası taşıyan birkaç hatıra almak üzere girdikleri dükkânda herkesin ağzındaki tat kekreye çalmıştı. Ağızların tadını bozan ölüm sanki dükkândan taşarak Eyüp Sultanda hatta dünyada olan herkesin yakasına yapışmıştı. Boyunları kızarıncaya kadar şiddetle sallamıştı da sanki kimsenin ruhu duymamıştı.
Hayatın tadı, ışığı, çılgınlığı ve enerjisi ile dolu bir dükkânda yine bütün bunlarla içi dışı dolup taşan bir genç kadın için ölümü hatırlamak oldukça can sıkıcı olmuştu. Aynı buhranı genç olan dükkân sahibi de yaşamıştı küçük bir süre. Hayat kaldığı yerden hızla akıp gitmeye başlamadan yeşil örtü bir poşete konuldu. Ücreti ödendi. Tevekkülle alış verişini yapan yaşlı adam gidince hediye etmek üzere birkaç parça bir şeyler daha aldı torunlarına.
Dede ve torunu dükkândan dışarı çıktılar. Tekerlekli sandalyede oturan yaşlı kadın camiinin avlusundaki bekleyişinin son bulmasıyla gülümsedi. Hayat arkadaşı Osman Beyin ne aldığını görmek istedi. Torunlarına götüreceği şeyleri merak ediyordu. İlk açtığı poşetten çıkan yeşil örtüyü büyük bir soğukkanlılıkla inceledi ve aldığına sevinmiş bir eda ile “Aslında bir kaç eksiğimiz daha vardı bey, beş tane sofra bezi, gülsuyu ve buhur (tütsü)…” deyiverdi. Tevekkül ve kabulleniş içerisinde yaptıkları bu ölüm alışverişi sohbeti onları çok seven torununu hıçkırıksız bir hüzünle ağlatmıştı. Sohbeti sonlandırmaktan, konuyu değiştirmekten vazgeçmiş bir halde gözyaşlarını sildi ve “sofra bezi ne işe yarayacak?” diye sordu genç kadın. “Bizi yıkayanlar kullanacaklar kızım. Üç tanesini üç kişi üzerine sıçratmamak için peştamal gibi gerecekler, iki tanesini bizi görmesinler diye yoldan tarafa asacaklar diye sakin sakin anlattı Zahide Hanım. “Diğer eşyalarımızı hazırladık kolonumuz var, beyaz çarşafımız var, sabunumuz var…” Yaşlı kadın o kadar olağan anlatıyordu ki. Genç kadının içine de bir ferahlık yayıldı. Bulundukları mekânın huzuru tekrar bütün kalbini kuşattı ve kendi ölümü için hazırlık yapan bu iki koca çınarı dinlemeye devam etti. Onları kaybetmek istemiyordu ama bu sakin bu olağan tavırları onlar için üzülmemesi gerektiğini anlatıyordu. Bile isteye yaşlanan ton ton ninesini ve dedesini sevgiyle kucakladı ve Allah geçinden versin diyebildi. İşte yine bile isteye ölüme hazırlık yapıyorlardı. İnsanlar ani doğum sancıları için ya da depremde alıp kaçmak için çantalar hazırlaya dursunlar onun nur yüzlü büyükleri ölüm için malzeme hazırlıyorlardı. Hem de en normal bir şeymiş gibi. Hatta öldükten sonra verilecek hayır yemeğinin bile parasını bir köşeye koymuşlardı.
Ölüm onlar için sırada yaşanılacak güzel bir hakikatten başka bir şey değildi. Bunun için hiçbir kaygı duymuyorlardı. Sanki bir an önce gitmek istedikleri bir yazlık ev gibi bir zevkü safa merkezi gibi heves taşıyorlardı ölüme karşı. Cömert ve sevgi dolu bu insanların gönlüne huzuru hiç şüphesiz veren Allah’tı. Genç kadın, onların bu tevekkülünü bilincinin en yüksek köşesine iliştirdi ve eve dönmek üzere tekerlekli sandalyeyi iteklemeye koyuldu.

Betül Şatır