Al-i İmran 137-138-139

İnanıyorsak Üstün Olan Biziz

İslamiyetin ilk yıllarında, Mekke’de Allah’ı bir bilip putlara tapmayı reddettikleri için zulüm gören Müslümanlar, Medine’ye göç ettiler. Putperestler, Müslümanları orada da rahat bırakmadılar. Ordular hazırlayıp Medine’ye saldırdılar. Bu saldırıların birincisinde Müslümanlarla putperestler Bedir’de karşı karşıya geldiler. Savaş Müslümanların galibiyeti ile sonuçlandı. Hâlbuki bu savaşta Müslümanların sayısı putperestlerin sayısının üçte biri kadardı. Aldıkları mağlubiyetten ders almayan putperestler yine saldırdılar. Taraflar Uhud Dağı’nın civarında karşı karşıya geldiler. Savaş Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanmak üzereyken durum tersine döndü. Müslümanlar yetmiş şehit verdiler. Peygamberimizin (as) dişi kırıldı ve mübarek yüzleri yaralandı.

Âl-i İmran suresinin aşağıda mealini vereceğimiz 137. ayet-i kerimesi ve onu takip eden ayet-i kerimeler Uhud Savaşı’ndan sonra inmiştir.

Allah Teâlâ Uhud Savaşı’nda bazı kardeşlerinin şehit düşmüş veya yaralanmış olmalarından dolayı ümitsizlik ve keder içinde bulunan Müslümanlara şöyle hitap etmektedir:


“Şüphe yok ki sizden önce
(insanlık tarihi boyunca) birçok (feci) olay vuku bulmuştur. O halde (ey Müslümanlar) yeryüzünde (farklı bölgelerde) dolaşınız da bakınız ki (peygamberleri, Allah’ın gönderdiği dini) yalanlayanların (hak dine karşı isyan edenlerin) sonları nasıl olmuştur (ne elem verici felaketlere, mağlubiyetlere uğramışlardır).

Âlimler, bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şu açıklamayı yapmaktadırlar: Allah Teâlâ
-dine ve dindarlara düşmanlık edenlere, kendisinin bildiği, bizim içyüzüne vakıf olamadığımız sebeplerle bir süre mühlet verse de- sonunda haklıyı haksızı ayıracak ve zalimler hak ettikleri cezayı göreceklerdir. O halde, Müslümanların, üzüntü verici olaylar karşısında ümitsizliğe düşmemeleri ve metanetlerini kaybetmemeleri gerekir. Uhud Savaşı’nda Müslümanlara zarar veren putperestlerin sonunun eski asırlardaki zalimler gibi olacağına işaret eden bu ayeti kerime, kıyamete kadar değişmeyecek bir gerçeği de bize hatırlatmaktadır. O da, dini yalanlayanların müminler karşısında hiçbir zaman mutlak bir zafer elde edemeyeceği gerçeğidir.

Allah Teâlâ 138. ayet-i kerimede de şöyle buyurmaktadır:

“İşte bu (yani Kuran-ı Kerim’in tarih boyunca geçmiş olaylarla ilgili ayet-i kerimeleri, bütün) insanlar için bir beyandır (eski dönemlerde yaşamış inkârcı toplulukların nasıl helak olduklarına işaret eden bir açıklamadır) ve (bu ayet-i kerimeler bilhassa) muttakiler (yani Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı gelmekten korkanlar) için de (basiretlerinin artmasını sağlayan) bir hidayettir (mutluluğa giden yolu gösteren bir kılavuzdur) ve bir nasihattir (hikmetli bir öğüttür).

139. ayet-i kerimenin açıklamalı meali de şöyledir:

(O halde ey müminler! Kuran-ı Kerim’in açıklamalarına dikkat ediniz, geçmiş ümmetlerin tarihi üzerinde düşününüz, Uhud Savaşı’ndaki bazı olaylardan dolayı ümitsiz olmayınız, düşmanlarınızla savaş konusunda) gevşeklik göstermeyiniz ve (karşılaştığınız üzüntü verici olaylardan dolayı) hüzünlenmeyiniz, siz müminler iseniz (yani kuvvetli bir imana sahipseniz veya Cenab-ı Hakkın size zafer ve galibiyet vereceğiyle ilgili vadine inanıyorsanız şüphe yok ki) çok yükselmiş olanlar (yani Allah katında yüksek mertebelere erişmiş olanlar) ancak sizlersiniz. (Çünkü siz hak yoldasınız, savaşınız Allah içindir. İlahi dini yaymak ve yüksekte tutmak içindir. Düşmanlarınız ise batıl bir davanın hizmetçileridir. Ey Müslümanlar, sizden şehit olanların gideceği yer cennettir, düşmanlarınızın gideceği yer ise hiç şüphe yok ki cehennemdir. O halde ey Müslümanlar! Bu yüksek mertebenizi düşünüp din uğrunda fedakârlıktan geri durmayınız. Sonunda kazanan siz olacaksınız ).

Bu ayet-i kerimeler Müslümanları cesaretlendirmektedir. İslamiyete sımsıkı bağlanıp hiçbir sapma göstermeden yollarına devam eden Müslümanların nice başarılar elde edecekleri bu ayet-i kerimelerle müjdelenmektedir.

Allah Teâlâ’nın bu müjdesi asr-ı saadette ve daha sonraki dönemlerde gerçekleşmiştir. İslamiyetten önce uzun süre bölgesinde sözü geçer bir topluluk olamamış toplumlar, İslamiyeti kabul eder etmez doğuda ve batıda söz sahibi bir gücün temsilcileri olmuşlardır.

Bu sonucu önceden müjdelemiş olan Kuran-ı Kerim’in, ebedi bir mucize olduğu diğer birçok kanıta ilave olarak bu kanıtla da bir kere daha anlaşılmıştır.

Bu nedenle, Müslümanlar, asla ümitsizliğe düşmemelidirler. Bilmelidirler ki Allah’ın emirlerine hakkıyla uydukları takdirde birçok nimetlere, zaferlere ulaşacaklardır.

Yukarıda meallerini ve kısaca tefsirlerini verdiğimiz üç ayet-i kerimenin bize düşündürdüğü noktaları şöylece özetleyebiliriz:

  • Peygamberleri ve dini yalanlayıp İslamiyete ve Müslümanlara düşmanlık edenlerin sonu hüsrandır.
  • Kuran-ı Kerim bu gerçeği bütün insanlara açıklıyor. Bu açıklama, bir taraftan Müslümanlara doğru yolda olduklarından asla şüphe etmemelerini telkin ederken diğer taraftan da takvaya işaret ederek hak yoldan sapmamak hususunda son derece dikkatli olmalarını öğütlemektedir.
  • Sahip olduğu değerlerin farkında olmamak, kendini aciz görmek karamsarlığa sebep olur. Bu karamsarlık, hakkı savunma yolunda daimi bir gayret içinde olması gereken müminlerin azmini kırar ve gevşekliğe sebep olur. Allah’a güvenen bir mümin kendini aciz görmez ve asla ümitsizliğe düşmez. Kendini hep kaybeden ve düşmanı da daima kazanan olarak görmek, zamanla müminlerde imanın değeri hakkında dahi birtakım şüphelerin ortaya çıkması sonucunu doğurabilir. Ayet-i kerimenin güçlü ikazı müminleri bundan uzak tutucu bir etkiye sahiptir.

Allah her şeyin en doğrusunu bilir.

Prof. Dr. M. Tahir Yaren