Aklın Şerefi

Bil ki, aklın şerefini ortaya çıkarmak, ispatı hiçbir zorlamaya muhtaç olmayan konulardandır. İlmin şerefi bilindiği bir durumda, aklın şerefini bilmek için herhangi bir zorlamaya hiç de ihtiyaç yoktur. Çünkü ilmin menbaı akıldır. Çünkü ilim, akıldan doğar. Akıl, ilmin esası ve temelidir. İlim ile akıl arasındaki ilgi, meyve ile ağaç arasındaki ilgiye benzer. Güneş ile ışık, göz ile görüş arasındaki nispet gibidir.

Dünya ve ahiret saadetinin vesilesi olan akıl, nasıl olur da şerefli olmaz? Bu sırra binaen Allah’ın Peygamberi (sav):

“Kavminin içinde gün gören ve tecrübe sahibi olan yaşlı bir kimse, ümmetinin içindeki peygamber gibidir.”1

Hz. Enes (r.a)’dan rivayet edilir:

-Bir kavim, Resulullahın yanında mübalağa edecek derece bir kişiyi övdü. Bunun üzerine Allah’ın Yüce Resulü, “Övdüğünüz kişinin aklı nasıldır?” diye sordu. Onlar:

– Ey Allah’ın Resulü! Biz kişinin yaptığı ibadet ve gösterdiği çeşitli hayırları sana söylüyoruz, sen ise onun aklını soruyorsun, bu nasıl oluyor? diye hayretlerini belirttiler.

Allah’ın resulü (sav) buyurdu ki:

-“Ahmak kişinin cehaletiyle işlediği günah, facirin fıskıyla elde ettiği günahı kat kat geçer. Yarın kıyamet gününde Allah’a en yakın derecelere her kul, aklının miktarı nisbetinde yükselecektir.”2

Hz. Ömer’den rivayet ediliyor ki, Allah’ın yüce Resulü:

“Hiçbir kimse akıl gibi büyük bir fazileti elde etmiş değildir. Akıl, sahibini hidayete erdirir, felaketten kurtarır. Kişinin aklı tamam olmadıkça imanı tamam, dini müstakim olmaz.”3

Yine Allah’ın kulu ve peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (sav) buyurdu:

“Sizin akılca en gelişmiş ve yetişkininiz, Allah’tan en fazla korkanınızdır. Allah’ın size emir buyurduğu ve sizi sakındırdığı mevzularda en iyiniz-ameli bakımdan en azınız olsa bile- düşüncesi ve aklı tam olanınızdır.”4

Aklın birinci manasına göre tarifi

Akıl, insanı hayvanlardan ayıran bir vasıftır. İnsan bu vasfı sayesinde düşünce mahsulü olan ilimleri, tefekkür mahsulü olan gizli sanatların tedvirini elde etmeye hazır bir vaziyete gelir.

Haris bin Esed El-Muhasibi, aklın bu tarifine işaret ederek:

“Akıl, insanda yaratılmış bir fıtrattır. O fıtrat ile insan, düşünür, ilimleri elde eder. Sanki akıl, kalbe atılan bir nurdur. Kalp sahibi o nur vasıtasıyla eşyayı idrak etmeye yetkili olur.” buyurmuştur.

Aklın ikinci manasına göre tarifi

Akıl, muhallerin muhal oluşunu ve mümkünlerin de imkânını bilecek derecede ayırım yapan çocuğun zatında meydana çıkan ilimlerdir. Mesela iki sayısının bir sayısından fazla olduğunu, bir şahsın aynı zamanda iki ayrı yerde bulunmasının mümkün olmadığını bilmek gibi

Aklın üçüncü manasına göre tarifi

Hal ve durumların cereyanı ile elde edilen denemelerden alınan bilgilerdir. Çünkü denemelerin geçmiş ve çeşitli gidişatlardan ötürü olgunlaşmış bir kimseye örf ve âdette, “akıllı” denir. Bu sıfattan mahrum bir kimse için de ahmak, gafil ve cahil denir. İşte bu da ilimlerin başka bir çeşididir ve bu neve akıl adı verilir.

Aklın dördüncü manasına göre tarifi

Akıl öyle bir dereceye gelir ki, akıllı kişi işlerin sonucunu bilip, geçici lezzetlere sürükleyici şehveti yok edip ortadan kaldırır. Binaenaleyh bu kuvvet hâsıl olup meydana geldiğinde sahibine geçici şehvetle hükmetmediği, ancak işin neticesine bakıp ilerlediği veya gerilediği için akıllı denir. Bu kuvvet de, insanı diğer canlılardan ayırt eden özelliklerdendir.

Binaen aleyh, aklın birinci manası, esas, asıl ve menbadır. İkinci mana, sadece birinci mananın en yakın dalı, üçüncü mana ise, birinci ve ikinci manaların dalıdır. Çünkü deneylerden hâsıl olan ilimler, ancak fıtri akıl ve zaruri ilimler kuvvetiyle elde edilir. Dördüncü mana ise, en yüksek gaye ve en son meyvedir. O halde birinci ve ikinci mana tabii olarak, üçüncü ve dördüncü mana da çalışma ile elde edilir.

Aklın birinci manası, Allah’ın yüce Resulü Hz. Muhammed’in (sav) şu mübarek sözü ile kast olunur:

“Allah, akıldan daha üstün ve şerefli bir varlık yaratmamıştır.”5

Aklın ikinci manası şu hadisi şerifle gösterilmiştir:

“İnsanlar salih amel ve doğruluk kapılarına başvurmakla (Allah’a) yaklaşmak istedikleri zaman sen de aklınla yaklaş.”6

Aynı zamanda aklın son manası, Allah Resulünün Ebu Derda’ya hitaben şu sözleriyle de açıklanmaktadır:

“Ey Ebu Derda! Aklen geliş ki, Rabbine yaklaşmakta gelişmiş olasın.”

Ebu Derda sordu:

-Annem ve babam sana feda olsun, Ey Allah’ın Resulü, benim için bu söylediğiniz nasıl mümkün olabilir?

Allah’ın Resulü buyurdu:

-“Allah’ın yasaklarından sakın, farzlarını eda et. Bunları yaptığın takdirde geçici dünyada şanın yücelir, şerefin artar. Gelecek ahrette de bu yaptıklarından ötürü Rabbinin manevi yakınlığını ve Salih kullarına ihsan buyuracağı izzet ve ikramı elde edersin.”7

 

İmam Gazâli’nin İhya-u Ulumi’d Din (1. Cilt) adlı eserinden alıntıdır.
Dipnotlar
(1) İbnü Hibban, İbnü Ömer’in hadisinden rivayet edilmiştir.
(2) İbnü Muhabber “Akıl” bahsinde Tirmizi de “Nevadir” de zikredilir.
(3) Davut b. Muhabber Akıl bahsinde rivayet buyurdu.
(4) İbnü Muhabber Ebu Katade hadisinden rivayet diyor.
(5) Hakim-i Tirmizi “Nevadir” de Hasan tarikıyla birçok sahabeden rivayet buyurdu.
(6) Ebu Nuaym “El-Hilye” de Hz. Ali’den (kv) değişik ibareyle rivayet buyurdu.
(7) Eban b. Ebi Ayyaş zayıf bir senedle rivayet buyurduğu gibi, İbnu Muhabber’de rivayet etmiştir.