Akletme, Düşünme ve Sağduyu Sahibi Olma

Yoksa sen, hakikaten onların çoğunun, (hakkı) dinlediklerini veya düşünüp anladıklarını mı zannediyorsun? Hayır! Öyle değil. Onlar hayvanlar gibidir, hatta yolca daha şaşkındırlar. (Furkan;44)

Akıl, düşünme yaratılmışlar içerisinde insana ait bir özellik olup onu değerli kılmakta veya bu özelliği yerli yerinde kullanamama ona değerini kaybettirmektedir.

Gazzâlî’ye göre akıl, dört ayrı mana ile yüklüdür;

  1. Eşyayı idrak eden akıl,
  2. İmkân ve imkânsızlığı idrak eden akıl,
  3. Tecrübelerle olgunlaşan akıl,
  4. Olayların sonuçlarını önceden görüp yanlış hareketleri engelleyen akıl.

İlk iki manayı barındıran doğuştan gelen aklın özelliği iken son iki mana, ilim ve tecrübe ile aklın kazanımı olmaktadır.

“Düşüyorum, o halde varım.” önermesiyle bilinen Descartes’e göre akla malik olmaktan ziyade onu iyi kullanmak önemlidir. Doğru metodu uygulanarak aklın bütün kuvvetleri seferber edilirse hakikat bulunur. Ona göre bütün insanlara akıl kuvvetleri eşit dağıtılmıştır. Ama yine de bazı kimseler ilmî gerekçeleri bulmada başarılı olamamaktadır.

Bunların sebeplerinden birisi, çocuklukta edinilmiş peşin hükümler. Bunlar aklı iyi kullanmaya gelindiğinde dahi bireyi yanıltabilir. Bu sebeple bağıntılı olan ikinci hata, bu peşin hükümleri devam ettirmektir.

Üçüncü hata, zihnî yorgunluğun bu peşin hükümlerden kurtulma gayretini zayıflatması ve zihnin tembelliğe alışmasıdır.

Dördüncü hata, kavramlara bağlanmak, kavramların realitedeki karşılığını düşünmemek.

Bu hata kaynaklarından kurtulmak için yine akıl kuvveti gerekmektedir. Descartes’in dört kuralı vardır ki bununla hata kaynaklarından kurtulunabilir.

Birincisi; aklın açık ve seçik bilgiye ulaşması gerekir. Zihindeki peşin hükümlerin atılması gerekir. Hükümler dile getirmede bir faraziye olabilir mi? Bunun için şöyle bir örnek verir; sepette çürük ve sağlam elmalar birlikte ise bunlar nasıl ayırt edilir? Yapılacak işlem bütün elmaları boşaltmak ve sağlam olanları tekrar sepete doldurmaktır. Dış ve iç efendiler diye nitelendirdiği ve en çok da iç efendi dediği önyargılarımızdan kurtulmamızla açık seçik bilgilere ulaşılabilir.

İkinci kural tahlil (analiz/ayrım) dir.

Üçüncü kural terkip (sentez/birleştirme) dir.

İkinci kural yani analizi olan mesele, ardından sentezi gerekli kılar. Zihin dağınıklıktan kurtulur, bütünlüğe kavuşur.

Dördüncü kural saymadır. Bir problemi bölümlerine ayırdıktan sonra, yeniden bütüncü bir halde birleştirip unsurları saymaktır. Bir anlamda önceki kuralların kontrolünü temin etmedir.

Akıl, düşünme sürecinde bunları yaparken bilgileniyor, sorguluyor ve yenileniyor. Kendine güveni artıyor, sağduyusu kuvvetleniyor. İyiyi ve kötüyü ayırt etme kapasitesi gelişiyor.

Akıl yürütmeyi bilen, duygularını ve zihnini kullanan ve bu kaynakları din ile destekleyen sağduyu sâhibidir. Çünkü vahiyle oluşan din, akla bir takım anlamlar, görevler yükler. Aklı selim olan akıl sağduyuludur. Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer Suresi / 18)

 

Beyhan Küskü
Yararlanılan kaynaklar:
Feyzü’l Furkan; Hasan Tahsin Feyizli
Sosyal İlimler Metodolojisi; Prof. Dr. Âmiran Kurtkan Bilgiseven