Akıl

İnsan nefsine gelince, insanî olmak üzere bilen ve yapan kuvvet olarak ikiye ayrılan kuvvetlerin her birine akıl denir.

Akıl, hizmet edilen reistir; ona hizmet eden ise veziri (bedeni düzenlemek için olan) amelî akıldır. Beden nefsin âlet ve bineğidir. Nefis, işlerin hakikatleri kendisinden istinbât olunan ilimlerin başlangıcı olarak bilgileri duyularla elde eder. Sonra amelî akla hizmet eden vehimdir. Vehme iki kuvvet yardım eder. Bunlardan biri, kendisinden sonra diğeri ise öncedir. Sonraki kuvvet hâfıza kuvveti, önceki kuvvet ise hayvani kuvvetlerin toplamıdır. İstek kuvvetine şehvet ve gadap hizmet eder. Şehvet ve gadaba hizmet eden kuvvet ise adaleleri hareket ettiren kuvvettir. İşte orada hayvani kuvvetler son bulur. Hayvani kuvvetlere de nebati kuvvetler hizmet eder. Nebati kuvvetler ise üçtür: Bunlar, doğuran, büyüten, besleyendir. Bunların baş kuvveti ise doğurtan kuvvettir. Bu kuvvetlere dört kuvvet yardım eder. Bunlar: Çekici, tutucu, hazmedici, atıcı kuvvetlerdir.

Düşünme gücü, beynin ortasındadır. Melik gibi memleketin ortasında oturur. Hayal gücü beynin ön kısmındadır. Burada bütün haberler toplanır. Hâfızanın yeri beynin arka tarafıdır; düşünme gücüne yardım eder. Kuvve-i nâtıka  (konuşma) melike tercümanlık eder. Âmile, kâtibi olarak çalışır. Duyu organları casuslarıdır. Bunlar arasında melik (akıl) yaptığı iş ve diğerlerini kullanması bakımından en şereflisidir. Böylece nefis, düşünme gücü vâsıtasıyla melik olur ve etraflıca düşünür; tahmin ve takdir eder, kıyas, bilinmeyenleri istinbât ve feraset sâhibidir.

Duyu organlarıyla idrak edilemeyenler ancak akılla idrak olunurlar.

Allah’ı bilmenin yolu, eserlerini araştırma ve bunlar üzerinde düşünme yoludur.

Akıl insana has bir kavram olmaktadır. Her ne kadar hayvanlarda da buna benzer düşünce kuvvetleri varsa da insan aklı seviyesinde değildir. Akıldan sâdır olan ve insana has durumlar ise hayvanlarda yoktur. Bu infialler:

“Utanmak, hayâ, gülmek, ağlamak vb” durumlardır.

Akıl, hayvandaki hayal ve vehimden farklıdır; zira insan aklı vâsıtasıyla, ‘yalan kötüdür, zulüm kötüdür, doğruluk iyidir, adalet güzeldir’ gibi ahlâkî genellemelere gidilebilmektedir.

Akıl kuvvetinin bedenin diğer kuvvetlerine hâkim olması gerekir. İnsani kuvvetin bedenin kuvvetlerinin tesirinde kalmaması, onlara bağlanmaması gerekir. Onlara hâkim olmalıdır. Bu takdirde ahlâkî faziletler husûle gelir.

Aklın emriyle hareket eden yapan güç şehvete uyarsa bu duruma kötü karakter denir. Yapan güç, şehvete hâkim olursa buna da fazilet veya iyi karakter denir.

Nefsin kendisinden istifade ettiği üstünde olan taraf ile onun aşağısında olan tarafı vardır. Her iki tarafında kendisine göre nefiste kuvveti vardır. Nefisle kendisi arasındaki alâkayı tanzîm eder. Amelî kuvvet kendisinin altındaki tarafa yani bedene kıyasla bir kuvvettir ve bedeni idâre eder. Âlime nazarî kuvvet ise üstündeki taraftan istifade etmesi ve ondan müteessir olması için olan kuvvettir. Bu üst tarafla insani nefislere ilimleri doldursun diye vazifeli melekleri kastediyorum. İlimler Allahu Teâlâ tarafından bir vasıtayla nefiste hâsıl olur. Gazâlî, burada vahy ile ilhama işaret ediyor.

“Hiçbir insan yoktur ki Allah’ın onunla (doğrudan) konuşması olsun; ancak vahy ile yâhut perde arkasından yâhut bir rasûl göndererek kendi izniyle dileyeceğini vahy etmesi suretiyle olur.”

Sanki nefsin iki yüzü vardır: Biri bedene dönük olan yüzü; ona hâkim olmalı ve ondan hiçbir tesir almamalıdır. Diğeri, şerefli olan yüksek tarafa yönelmiş yüzüdür ki onun devamlı olarak oradan tesir alması gerekir. Zira orası saadet sebeplerinin iniş yeridir.

“Kalp, ya birçok kapıları olup bu kapılardan içeriye haller dökülen bir kubbe veya her taraftan oklar yağdıran bir hedef veya çeşitli şekil ve suretleri içine su akan bir havuz gibidir. Her an için değişen bu eserlerin her hal ve tavırda kalbe akmaları ya zahir kuvvetleri ile olur ki bunlar beş duyudur veya bâtından olur ki bunlar da insanın mizacından meydana gelen ahlâk, gazab, şehvet ve hayal kuvvetleridir. İnsan dış duygulardan biri ile bir şey anladı mı, kalbinde bir eser hâsıl olur; yine bunun gibi fazla yemek ve mizaçtaki kuvvet sebebiyle şehveti heyecana geldiği zaman kalbine tesir eder.” Nefis bu şekilde kendisinden alt tarafa yönelirse bedenî kuvvetler kendisine hâkim olur; kendisinden üst tarafa yönelmezse ilâhî ilhamdan mahrum kalır.

(Prof. Dr. H. Mahmut ÇAMDİBİ; Şahsiyet Terbiyesi ve Din Eğitimi; Syf: 149-151)