Akıl ve Düşüncede İstikamet

damla

İnsanı diğer varlıklardan ayırt eden, onun varlıklar içinde değerini yükselten kabiliyetlerinden birisidir akıl ve onun fonksiyonu olan düşünce.

İnsan;  evreni, olayları, olguları derinlemesine kavramak için düşünmeyi kullanır. Her sistem, her din, her ideoloji, her felsefe aklı kullanır. Akıl terimi bir anlamda “bağlama” demektir ve bu yönüyle akıl; yeni kelimeler yardımıyla bilgi objelerini birbirine bağlayan ve ortaya çıkan ürüne vesile olan, doğuştan gelen bir yapıdır.

İnsan, çevresinde olup biten bazı düşünüş ve davranış şekillerini mantıklı veya mantıksız diye belirler.

Mantık, doğru düşünme sanatıdır ve doğru düşünmenin kurallarının bilgisini ihtiva eder. Düşünme kavramı iki boyut ile ele alınabilir.

Akıl yürütme boyutu ile bakıldığında düşünme; doğruluğuna inanılan önermelerin, bizi başka hangi önermelerin doğruluğuna inanmaya zorladığı araştırmadır.

Belgeleme boyutu ile bakıldığında ise düşünme; doğruluğuna inandığımız bir önermeye başka hangi önermelerin belge olarak gösterilebileceği yönündeki araştırma demektir. Kısacası ister genelden özele, ister özelden genele gidilsin önermeler arası gidiş gelişler, aklı, çıkarım yapmaya götürür. Mantık, çıkarımların geçerli veya geçersiz olduğunu ayırt eder.

Doğru düşünme, zıtlıklar arasında uzlaşmaya varmaktır. Hegel’in ifadesiyle “Düşünmek demek, türlü fikirleri yani zıtları uzlaştırmak demektir.” İnsan olmanın, var olmanın değeri burada yatmaktadır. Yanlış olan sonsuz yönler ve ihtimaller arasından doğru düşünme ile sıyrılabilmektir.

“Akıl” ve “mantık” ile her sistem gibi din de kendisine metotlar geliştirir. Aklın ilkelerini kullanır. Doğru, tutarlı gibi sonuçlara varmaya çalışır. İnsanlar akıl ve mantık yolu ile dini araştırır, onu kabul veya reddederler. Akıl bu durumda hem hayra hem de şerre alet olabilmektedir.  Ateizm de teizm de aklı kullanmaktadır. Teizmde din aklileştirilirken, ateizmde akıl dinsizleştirilmeye çalışılır.

Gazali;  akıl, kalp, nefs, ruh terimlerini, asılları itibariyle aynı realiteyi gösterdiklerinden birbirleriyle irtibatlandırmıştır. İnsan, aklın gerçek mahiyetini ruhi bir cevher olarak görür. Akleden nefs (nefsi natıka) sayesinde insan, gerçeği sahtesinden ayırır.

İnsan, insan suretinde tezahür etmeden önce Rabbi ile O’nu tanıma, tasdik etme konusunda ferdî antlaşma yapmıştı. Ruhî meleke ile donatılmış olduğu dönemde mantıklı konuşma (nutk) ile tasdik ederek verdiği söz (kavl) vardı. Var oluş öncesinde koruyucusunu, esirgeyicisini, Yaradan’ını, malikini tasdik etmiştir.

Her insanın aklının ve düşüncesinin olması demek,  ortak akıl “objektif akıl” olmayacağı anlamına gelmez. Akıl; normal, doğru işleyişi ve beslendiği kaynaklarla ilişkisi ölçüsünde doğru ayarını oluşturabilir. Gerçeğin ortak akılla kavranabileceği hakikati ortada iken ( tıpkı güneşin aklı, düşüncenin de onun ışığını temsil etmesi gibi ) yine de hakikat görülemiyor ise bunu irdelemek gerekir.

Fikrî eğilimleri kim belirliyor, hangi düşünce tarzları ve ideolojiler hâkim hale geliyor? Beyinler hangisini kodluyor ve üretilen bilgi nereye gönderiliyor? Ekseninden sapmış bir düşünce yapısında ise insan, yüreğinde ve düşüncesinde korku taşır.

İnsanı yüceltmeyen mantık kötü bir mantıktır. Nihilizme (hiçcilik), hedonizme (hazcılık), materyalizme götüren mantıkta olan insan, duygularından, düşüncelerinden emin değildir. (Kararsızlık, tedirginlik, rızıktan emin olmama, yarınım ne olacak korkusu, bana ne yapacaklar korkusu, seçimlerinden emin olamama… )

20. yy filozoflarından J. P. Sartre’nin eksiztansializminde (varoluşçuluk) insan, özünü kendi oluşturmuştur. Yaratıcı yoktur. Eğer bir yaratıcı yok ise, her şeyi yapmakta özgürdür insan. Hiçbir şey yasaklanmamıştır. Ne dıştan tutacağı bir dal ne de içten dayanacağı bir desteği vardır. Yaratıcı düşüncesi ortadan kaldırılınca yaşadığı evrende değerleri bulmak zorlaşmıştır insan için.

Ona değer veren, onu düşünen, ona hayat planını yapması için insan kullanım el kılavuzu gönderen, elçiler gönderen sonsuz kudret düşüncesi ortadan kalkınca sıkıntılar, sapmalar başlar. Çünkü “iyi”nin olduğu,  yalan söylememenin gerektiği, kişinin dürüst olması hiçbir yerde yazılı değildir. Bu durumda insan bütün yapıp ettiklerini kendi belirler.

“İnsan insanın geleceğidir.” , “Cehennem başkalarıdır.” sözlerine göre insan, sürgün olarak atıldığı bu dünyada bir cehennemde yaşamaktadır. Kendisi için cehennem saydığı insanlarla beraber yaşamak zorunda olan insan huzuru nerede bulacak? Kendi iç dünyasında mı, başkalarında mı? Aslında insana baştan her iki alanın kapısı örülmüştür. İnsan artık ya sunî seçimlerle kendini oyalamakta ya da fayda sağlamayan bir çaba içinde bulur kendini.

Batı düşüncesinin üstatları insana “ Seç.” derken neyi seçeceklerini belirtmiyor. Neyi, nasıl seçecek, niçin seçecek? Sadece seçme özgürlüğü,  insanı içine düştüğü bunalımdan kurtarmıyor.

Akıl insanın mutluluğu, yücelmesi için kullanılmalı. İslam; insanı hakka, hakikate, Allah’a, iyiye, güzele, adalete, doğruya, tevhide götüren mantığı sever. İslam’ın diyalektiğinde, mahluku Halık’ın, çirkini güzelin, yanlışı doğrunun, dünyayı ahiretin, kesreti tevhidin, sınırlıyı sonsuzluğun anahtarı olarak görmek mümkündür. Allah’a götürmeyen mantık (akl-ı sakiim) ile Allah’a yol bulan mantık (akl-ı selim) arasında tercihini yapanlar akl-ı sakimi seçtiklerinde şüphesiz ki aldanmıştır. Hz. Mevlana,  bu mantıkla alçaltılmış beşeriyeti,  “bataklığa saplanmış merkep” olarak görür.

İslam’da aklın, düşünmenin önemi büyüktür. Kur’an-ı Kerim’de “düşünmemizi” ve “akletmemizi” emreden ayetlerde bunun önemini görebiliriz. Nitekim Ali İmran suresi 191. ayette şöyle denir:

“İşte o akl-ı selim sahibi kimseler ayaktayken, otururken, yan taraflarına yaslanarak yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler ve derler ki: “Ey Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni tenzih ederiz, bizi ateş azabından koru.”

Yine Rum suresi 8. ayette de şunlardan bahsedilir: “ (Onlar) kendi kendilerine hiç düşünmediler mi ki? Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olan şeyleri (başka değil) ancak hak (bir nizam ölçü ve gaye ) ile muayyen bir vade için yaratmıştır. Böyle iken insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.”

İslam’ın hür düşünce olduğu, Efendimizin “Allah’tan başka ilah yoktur.” tebliğindeki hakikatte somutlaşır. İnsan mantığını esir almak isteyen topluma, bireye, tabiata, bunları putlaştıran ideolojilere İslam, izin vermez. Araya giren bütün bağları etkisizleştirir. Sadece “Allah’ın ip”ine sıkı tutunmaya davet eder mantığı. Bütün düşünenler vardır. Ben de düşünüyorum, o halde ben de varım. Ben nakıs bir varlık olarak bu düşünceyi kendim bilemem;  bütün eksiklikten uzak, yüce yaratıcı bu düşünceyi bahşetmiştir. O halde Allah; her şeye kadirdir, vardır. Her şeye yetendir.

Beyhan Küskü