Ahiret Köprümüz

Cennette kuruldu ilk yuva. Bu sebeple çok kutsal evlilik. Âdem Aleyhisselam’ı düşünün; bir başına iken cennet yurdunda, Rabbimiz onun için, o huzur bulsun diye ondan yarattı eşini.  Muhabbetin en güzeli, ilk önce evlilik müessesesinde yaşandı. Yapılan hataya verilen ilk ceza ise birbirlerine hasret kalmalarıydı.

Evlilik sadece bu dünyada yaşanan bir hadise değil; kökü cennette olan, sonu ebedi hayatımıza uzanan bir hassas süreç. “İnsan dinini nikâhla tamamlamış olur. Diğer yarısı da takvadır.” diye bildirmiş peygamberimiz; yani insan evlilikle tamamlıyor dinini.

Peki biz bu süreci nasıl geçiriyoruz? Günübirlik, kısa vadeli mi hesaplarımız, yoksa evlilik hayatımızın, ahiret hayatımıza açılan kapı olduğunun farkında mıyız? Aslında nikâh akdinin olduğu gün şahitler huzurunda “kabul ettim” cevabını verdiğimiz andan itibaren; “Ben ahiret yolculuğunu birlikte yapacağım gönüllü bir yardımcı, bir yaren arıyordum işte onu buldum, bu yolculukta birbirimizin yardımcısı olmayı, hep sevmeyi, merhamet etmeyi kabul ettim” diyerek bir yola çıkıyoruz. Kurduğumuz yuvayı sadece dünyada bir birliktelik, dünya saadetimiz için bir vasıta görmeye başladığımız andan itibaren de ardına düştüğümüz mutluluğu kaybediyoruz. Ailede huzur ve mutluluk,  eşlerin evliliklerini onları ahirette cennete ya da cehenneme vardıran bir yol olduğunu bilmesiyle mümkün oluyor. Eşler birbirlerinin hakları konusunda Allah’tan korkmayıp, bencil, vicdansız, merhametsiz, sadakatsiz olunca dünya yaşanmaz hale gelmekle kalmayıp, ahiret de mahvoluyor. Oysaki evlilik, iki cihan saadetine vesile olarak kabul edilince Rabbimiz dünyamızı da ahiretimizi de aydınlatıveriyor.

Eşlerimizin gözünde öte dünyayı görebilmektir asıl mesele. Birbirimize baktığımızda sadece bu dünyaya aitse kaygılarımız, sadece buraların sevinci ve üzüntüsüyse gördüğümüz gözlerinde evliliklerimiz de mutsuzluğa mahkûm oluyor. Oysaki kaynaşıp huzura kavuşmamız için bize eşler yaratan ve aramıza sevgi ve merhamet koyan Rabbimiz bu sevgiyi kendi kudretine delil göstermemiş miydi? (Rum Suresi 21) Allah’ın kudretini kabul eden biz Müslümanlar, O’nun kudretine delil kıldığına daha hassas davranmak durumundayız. Kimi zaman zorlansak da yine O’nun hatırına, O razı olsun diye muhabbet nazarımızı, öfke anlarımıza perde yapmalıyız.

Televizyondaki yabancı filmlerde gördüğümüz nikâh törenlerinde “Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, yoksullukta ve bollukta, ölüm bizi ayırana kadar seni seveceğime yemin ederim” diye söz verdiklerini görmüşüzdür. Evlilik yeminin süresi ölümle sınırlanmış vaziyettedir. Biz Müslümanlarda ise eşlerin bağı nikâhla başlayıp ölümle bitmez.  Bunu Rabbimiz bize “O Adn cennetleridir ki oraya, babalarından, eşlerinden ve nesillerinden sâlih olan Allah’ın rızasına uygun yaşayanlar beraber girerler. Melekler de her bir kapıdan onların yanına girerler.”, “Melekler: “Din uğruna dünyanın zevk ve zorluklarına karşı sabretmenizden dolayı size selam olsun, dünya yurdunun iyi sonucu ne güzel!” derler.” (Rad Suresi, 23-24) ayetleriyle müjdelemiştir. Bizim ana gayemiz bu imtihan dünyasından başarılı ayrılıp, cennete varabilmektir. Zaman zaman kızdığımız yönleri olsa da, çekilmez hâl alsalar da, aynı zamanda mümin kardeşimiz olan eşimizin cehennemlik olmasını arzu edemeyeceğimize göre birlikteliğimiz de ölüm bizi ayırana kadar değildir. Salih eşlerin birlikteliği sonsuza kadar sürecektir.

Babaannem evlenirken “ Kızım eşini çok sev, hem de ona saygıda kusur etme. Sen onu gönlünde taşırsan oda seni sırtında taşır. Bundan sonra senin yanında hep o olacak. Evladın bile olsa hep yanında olanı gidecek olanlar için sakın üzme, ahiret köprünü de yıkma” demişti. Evlilik hayatının güzellikleri kadar zorluklarını görünce anladım babaannemin nasihatinin kıymetini, ne demek istediğini. Bu dünya mademki bir imtihan dünyası, şükrümüzle ve sabrımızla her an imtihandayız, her an kulluk bilincimiz sınanmakta,  o halde evliliğimizde de bu imtihandan ayrı değildi hatta en büyük parçasıdır. O zaman asıl olan amel ve davranış bakımından hangimizin daha güzel olacağını imtihan etmek için yaratan Rabbimize varana kadar ahiret köprüsünü yıkmamaktır ve selametle anavatanımız olan cennete kavuşmaktır. Ne mutlu evlilik hayatını ahiretine selametle vardıran bir köprü yapmayı başarabilenlere…

Hayrunnisa Suna Acar