Usûl-i Hadis -14

Ahad Hadisle Amel Etmenin Şartları

Hanefilere göre âhad haberin delil olarak kullanılabilmesi için şu özellikleri taşıması gerekir.

1) Râvinin, naklettiği hadisle kendisinin amel etmesi gerekir. Buna aykırı davranışı veya fetvası belirlenirse, hadis değil, onun amel veya fetvası esas alınır. Çünkü râvi, bu hadisin neshedildiğini gösteren bir delil bilmese, hadise aykırı davranmaz. Aksi halde “adâlet” vasfını kaybeder.

İşte bu prensipten hareket edilerek Hanefiler, Ebû Hureyre’nin naklettiği; “Birinizin kabına köpek ağzını soktuğu zaman, onu döksün, sonra biri toprakla olmak üzere yedi kere yıkasın[1] anlamındaki hadisle amel etmemişlerdir. Çünkü ed-Dârekutni’nin naklettiğine göre Ebû Hüreyre bu hadise aykırı olarak böyle bir durumda kabı üç kere yıkamakla yetiniyor ve bu yönde fetva veriyordu. Hanefiler onun fetvasını, bu hadisin neshedilmiş bulunduğuna delil saymışlar, yani yedi defa yıkama yerine üç defa yıkama ile yetinmişlerdir.

Başka bir örnek de, Hz. Âişe’den rivayet edilen ve kadının kendi başına evlilik akdi yapamayacağını bildiren şu hadistir: “Velisinin izni olmadan evlenen kadının evliliği bâtıldır.”[2] Hz. Âişe bu hadise aykırı olarak kardeşi Abdurrahman Şam’da iken onun kızını evlendirmişti. Abdurrahman yolculuktan dönünce bu evlendirme işinden hoşnut olmadığını ifade etmişse de, nikâh akdini iptal yoluna gittiğine dair bir haber nakledilmemiştir.

2) Hadisi rivayet eden râvi, fıkıh bilgisi ve ictihad ehliyeti ile tanınmış bir kimse değilse hadis, kıyasa ve genel şer’i esaslara aykırı olmamalıdır.

Buna göre, kıyasa aykırı düşen hadis dört halife gibi, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Ömer gibi hem hadis rivayeti ve hem de fıkıhtaki ve ictihattaki ehliyeti ile tanınmış biri ise hadis kabul edilir ve onunla amel edilir. Fakat Enes b. Malik ve Bilâl gibi yalnız hadis rivayeti ile tanınan, ictihada ehliyeti bulunmayan birisi ise, bu hadis kabul edilmez.

Bu nitelik, hadislerin “mânâ rivayeti” usulünün yaygın olması yüzünden öngörülmüştür. Fakih olan râvi, bir kelime yerine hadiste başka bir kelime kullansa, hadisin aynı anlamı koruduğunu söylemek mümkün olur. Aynı esası, fakih olmayan râvi için söylemek güçtür. Özellikle; ortada kıyasa ve genel şer’i esaslara aykırı düşen bir rivâyet varsa, bu râvinin yanılma ihtimali güç kazanır.

Hanefiler bu esastan hareketle “musarrât” hadisi ile amel etmemişlerdir. Ebû Hüreyre, Hz. Peygamberden şunu nakletmiştir: “Develerin ve koyunların memelerini sütlü göstermek için şişirmeyin. Birisi böyle bir hayvanı satın almış olur ve sütünü de sağmış bulunursa iki şeyden birisini seçebilir: Ya hayvanı bu hali ile kabul eder, veya hayvanı iâde eder ve ayrıca bir sâ’ da hurma verir.”[3]

Bu hadisi Ebû Hüreyre rivayet etmiştir, Ebû Hüreyre ictihad ehliyeti ile tanınmamıştır. Hadisin taşıdığı hüküm İslam’ın genel prensipleri ile çelişmektedir. Çünkü istihlâk edilen bir şeyin tazmini misli mallarda misliyle, kıyemî mallarda kıymetiyle olur. Hadiste bildirilen süt karşılığı bir sâ’[4] hurma, sütün ne misli ve ne de kıymetidir. Diğer yandan bu hadis “el-Harâcu bıd-dımân”[5] diye ifade eden “nefi (yarar) ve hasarın dengelenmesi” ilkesi ile de çelişmektedir. Buna göre, bir şeyin tazmin sorumluluğu kime aitse o şeyin semereleri de ona aittir. Şu halde, sağdığı süt, bir bedel ödemesine gerek olmaksızın alıcıya aittir. Çünkü, hayvanı teslim aldıktan sonra, ona gelecek zararı da üstlenmiş bulunmaktadır. Durum böyle olunca, alıcının süt karşılığı bir sâ’ hurma vermekle yükümlü tutulması bu prensiple de çelişmektedir.

3) Âhad haber sık sık tekerrür eden ve her yükümlünün bilmesi gereken olaylar hakkında olmamalıdır. Usûl ilminde bu duruma “umumî belvâ” denir. Burada olayın tevatür veya şöhret yoluyla nakli için gerekli şartlar oluşmuştur. Buna rağmen haberin tek râvi yoluyla gelmesi, onun Hz. Peygamber’e nisbetinin sağlam olmadığını gösterir.

Bu esastan hareketle, Hanefi mezhebi bilginleri Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen; “Hz. Peygamber rukûya giderken ve başını rukûdan kaldırırken ellerini kaldırırdı.”[6] anlamındaki hadis ile amel etmemişlerdir. Çünkü bu durumda ellerin kaldırılması, çok sık vuku bulan ve herkesin hükmünü bilmeye muhtaç olduğu bir olaydır. Eğer bu konuda varid olan hadis sahih olsaydı, bunu çok sayıda başka râvilerin de nakletmesi gerekirdi.

Hz. Peygamber’in namazda Fatiha Süresi’ni okurken besmeleyi de yüksek sesle okuduğunu bildiren âhad haber[7] de aynı prensip gereği kabul edilmemiştir. Çünkü bu haber sağlam olsaydı, çok sayıda râvi tarafından nakledilirdi. Olayın çok tekrarlanması bunu gerektirir.[8]

 

[1] Nesâî, Tahâret; 52; Miyâh: 7; ayrıca bk. Buhâri, Vüdû: 33; Müslim, Tahâret: 89-93; Tirmizi, Tahâret: 68.

[2] Dârimi, Nikâh: 2.

[3] Müslim, Büyü: 11; Ebû Dâvud, Büyü, 46.

[4] 2,179 kg.

[5] Ebû Dâvud Büyü’: 71; Tirmizi, Büyü’: 53.

[6] Buhâri, Ezân: 83-86.

[7] Tirmizî, Salât: 67.

[8] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/459.